AB yolu ve Kıbrıs için barış atağı...

AB yolu ve Kıbrıs için barış atağı...


Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği yalnız kamuoyunun yüzde 70'i tarafından desteklenmiyor. Bu üyeliğin gerçekleşmesi aynı zamanda Türkiye'nin devlet politikası olarak saptanmış durumda.
Peki, hükümet ne yapıyor?
AB üyeliğiyle ilgili bu devlet politikasının gereğini ne kadar yerine getiriyor Ecevit hükümeti?
TÜSİAD'a göre bu sorunun yanıtı olumlu değil. AB konusunda hükümeti eleştiriyor. Bu açıdan TÜSİAD'ın bir iki güne kadar bazı görüşlerini özetle Ankara'ya, hükümete de yazılı olarak göndermesi bekleniyor.
TÜSİAD yönetimde oluşturulan metinde şu satırlar dikkat çekici:
"AB adaylık sürecindeki çalışmaların hızla planlanması gerektiğine inanmaktayız. Bu konuda hükümetimizin kamuoyunu harekete geçirme konusundaki girişimlerini yetersiz görmekteyiz.
Maalesef kamuoyu, Türkiye'nin AB'ye tam üye adaylığı konusunda hükümetin kararsız ve isteksiz bir tutum sergilemesinden olumsuz yönde etkilenmektedir. Oysa, artık bu konuda çok hızlı hareket edilmesinin zamanı gelmiştir. Türkiye, 2002 Kasım ayında AB ile tam üyelik müzakerelerini başlatmalıdır.
2002 yılı içinde Türkiye radikal hamleler gerçekleştirerek, demokratik reform, makro ekonomik istikrar ve AB mevzuatı ile uyum süreçlerini Katılım Ortaklığı Belgesi temelinde kusursuz bir şekilde tamamlamalı ve Kasım 2002'de AB ile müzakerelere hazır konuma gelmelidir.
Önemli bir belirsizlik kaynağı olan Kıbrıs dosyasında da, tam üyelik konusunda gerekli kararlılık sergilendiği takdirde, perspektifte çok daha uygun bir müzakere konumunda olacağımız şüphesizdir."
Böyle diyor TÜSİAD.
Hükümeti eleştiriyor.
Daha kararlı, daha istekli hareket etmesini istiyor AB konusunda. Ve önümüzdeki bir yılın çok kritik olduğunun altını çiziyor.
Ayrıca, Türkiye'nin Avrupa yoluna Kıbrıs'ın engel olarak çıkarılmasının doğru olmadığını da vurguluyor.
Kıbrıs'ı satmak mı bu?
Teslimiyetçilik mi?
İkisi de değil.
Birini diğerine feda etmek gerekmiyor. Birini diğerine feda etmek, Türkiye'nin de KKTC'nin de çıkarlarına aykırıdır çünkü.
Nitekim, Türkiye'nin en önde gelen diplomatlarından biri, yıllarca Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı'yla Washington Büyükelçiliği görevlerinde bulunmuş olan Şükrü Elekdağ geçen günkü yazısında şöyle diyordu:
"Türkiye'nin hem AB üyeliği sürecinin devamını, hem de Kıbrıs üzerindeki hak ve çıkarlarının korunmasını birlikte gerçekleştirmesi pekala mümkündür. Bu hedeflerin birinden diğeri lehine feragat edilmesi, vahim bir tarihi hata ve affedilmez bir beceriksizlik olur." (Sabah, 26 Kasım 01)
Ecevit hükümeti, böylesine bir tarihi yanlışın altına imzasını atacak mı? Böylesine bir beceriksizliğin mimarı olacak mı?
İhtimal vermek istemiyoruz.
Türkiye, önümüzdeki bir yılı çok iyi değerlendirmek zorunda. Bu bakımdan kritik tarihlerden biri, 4 Aralık. Gelecek hafta Lefkoşa'da Denktaş'la Klerides bir araya gelecek.
Bu bir fırsat.
Türkiye bu fırsatı bir barış atağı olarak kullanabilmeli. Kıbrıs'ta başlatılacak bir barış taarruzu, eğer 11 Eylül'le birlikte akıllıca değerlendirilirse, Türkiye'ye AB yolunu da açabilir.











DİĞER YENİ YAZILAR