AB'ye: Tadında bırakın artık!

Tadında bırakın!Ankara, bu mesajı veriyor.Siyasal sabrın da bir sınırı olduğunu, o aşılırsa, çanak çömleğin hiç umulmadık bir anda kırılabileceğini ve bugüne kadarki çabalara yazık olacağını Brüksel'e açıkça söylüyor hükümet.Konuyla ilgili üst düzeyde bir Türk diplomatıyla geçen gün sohbet ederken aynen şöyle dedi:"Artık yeter be kardeşim! 3 Ekim öncesi, fırsat bu fırsattır diyerek neredeyse akıllarına esen her şeyi deniyorlar. Hani ellerinden gelse, bizi süründüre süründüre getirecekler 3 Ekim'e... Geçenlerde Slovaklarla görüştüm. Müzakereler başlarken aynı muameleyi onlara yapmışlar."Başbakan Erdoğan'a yakın güvenilir bir kaynak ise dün öğle vakti şöyle dedi:"Aynen dediğiniz gibi. Tadında bırakmaları gerekiyor. Zaten memnun değildik müzakere çerçeve belgesinden. Şimdi de birtakım kelime oyunlarıyla biraz daha sulandırmak, tadını kaçırmak istiyorlar bu belgenin... Ama şunu iyi bilsinler; Dışişleri Bakanı Gül de açıkladı, belgenin son hali görülmeden 3 Ekim'de Lüksemburg'a gidilmeyecek."Ve ekliyor:"İnşallah bir çılgınlık yapmazlar!"Ne olabilir o çılgınlık?Müzakere çerçeve belgesine imtiyazlı ortaklığın bir alternatif olarak açıkça yazılması...Avusturya bunun için bastırıyor.Viyana'nın bu isteğine AB'nin evet demek tam bir çılgınlık olur. Ama böyle bir çılgınlığa ihtimal veren yok.Başka bir çılgınlık da olabilir.İmtiyazlı ortaklığın adını açıkça koymadan, öylesine kelime oyunları yapılır, çerçeve belgesine öylesine tarifler sıkıştırılır ki, bu da bir başka çılgınlık sayılabilir.Neden?Çünkü Türkiye'nin tam üyeliği, ince diplomatik saptırmalarla bir başka kalıba dökülebilir. Türkiye için üyeliği öngören yol haritası pratikte değiştirilmiş olur.Bu çerçevede Türkiye, daha işin başında ucu açıklık ya da hazımsızlık gibi konularda müzakere çerçeve belgesinde yer alan tariflerden zaten memnun değildi. Şimdi bunların biraz daha altının çizilmesi Ankara'yı haklı olarak kızdırıyor.Bir başka çılgınlık örneği Kıbrıs'la ilgili olarak akla takılıyor. Şu konular var:Güney Kıbrıs'ın Türkiye tarafından tanınması... Gümrük Birliği'ne uyum çerçevesinde Türkiye limanlarının Güney Kıbrıs'a açılması... Ya da Güney Kıbrıs'ın uluslararası kuruluşlara, örneğin NATO'ya üye olması konusunda Türkiye'nin veto kullanmaktan kaçınması...Bu yükümlülükler açısından Rumlara zaten fazlasıyla taviz verilmiş durumda. Eğer bu konuda biraz daha ileri gidilirse, o zaman Türkiye'yle üyelik müzakereleri 3 Ekim'de başlasa bile doğru dürüst ilerleyemez. Müzakerelerin sürdürülebilirliği ölümcül bir darbe yemiş olur.Bu nedenle hükümet haklı olarak diyor ki:"Bu durumda 3 Ekim'de müzakerelere başlamanın ne faydası olabilecek ki, eğer her seferinde Rum vetosuna, engeline takılacaksak..."Avrupa Birliği, stratejik bakış açısından bu denli vizyon yoksunu olabilir mi? Kıbrıs Rumları tarafından bu kadar rehin alınabilir mi? Türkiye'yi kaybetmek pahasına...İhtimal vermek zor!Diplomatik kuliste bir süredir müthiş bir kavga var. Yani Brüksel'de de 3 Ekim savaşları yaşanıyor. Dileriz, çanak çömlek kırılmaz.Dileriz, AB işi tadında bırakır ve Türkiye'nin yolculuğu 3 Ekim'de kazasız belasız başlar. h.cemal@milliyet.com.tr Avrupa Birliği'ne, özellikle bazı üye ülkelere, 3 Ekim'in eşiğinde verilmesi gereken tek bir mesaj var: