Amerikan halkı kumar oynamadı!

İkinci Obama dönemi

Başkan Obama’nın zafer konuşmasını dün sabah televizyonda izlerken barış ve uzlaşma mesajlarının altını çizdim. Mutabakat sözcüğünü nasıl vurguladığına dikkat ettim. Güçlüklerin üstüne yürürken, ülkenin bütün liderleriyle işbirliği arayacağını söylerkenki içtenliğini önemsedim. İlerlemenin her zaman pürüzsüz olamayacağını ve tüm sorunların birden çözülemeyeceğini belirtirken, gerçekçiliği nasıl elden bırakmadığına dikkat ettim. Güzeldi.

İstanbul
Amerikan halkının Barrack Obama’yı ikinci kez bayıla bayıla seçtiği söylenemez.
Ama şu rahatça söylenebilir:
Amerika, Beyaz Saray yolunu Başkan Obama’ya bir defa daha açarken kumar oynamaktan kesinlikle kaçındı.
Evet öyle.
Mitt Romney bir ‘kumar’dı.
Amerika’nın başına olmadık belalar sarabilirdi.
Cumhuriyetçi Romney’nin soğuk savaş dönemini çağrıştıran, hiç de barışçı olmayan militarist diliyle başta Ortadoğu olmak üzere dünya barışına ölümcül darbeler indirebileceğinden korktu Amerika.
Askeri harcamalarda artışı, vergilerde indirimi öngören hesapsız kitapsız mali politikalarla yalnız Amerikan değil, dünya ekonomisini de yeniden kriz sarmalına itebileceği kaygısı Amerikalı seçmende ağır bastı.
Güvenmedi Romney’ye.
Gerçek görüşlerinin üstüne şal örten, karşısındaki toplulukların nabzına göre şerbet veren kişiliğinden hoşlanmadı, itici buldu Amerikan seçmeninin çoğunluğu.
Oysa Obama’yı tanıyordu.
Romney’le tehlikeli bir kumar oynamaktansa, Başkan Obama’nın sakin ama güven verici sularında bir dört yıl daha seyretmeyi daha isabetli bir tercih olarak gördü.
Doğru yaptı.
Sokaktaki adamın gözünde Obama iyi bir insan, sahici bir insan, kazık atacak bir tip değil.
Romney ne kadar ‘zenginlerin adamı’ysa, Obama o kadar ‘yoksullardan yana’ydı.
Cumhuriyetçi aday zenginlerin vergisini düşürmeye hazırlanırken, Obama arttırmanın planlarını yapıyordu.
Romney, milyonlarca Amerikan ailesi için büyük bir umut ışığı yakmış olan sağlıkta reform düzenine tırpan atmanın tezgahını kurmuşken, Obama sosyal adalet kulvarında yeni adımlar atmanın planlarını yapıyordu.
Öte yandan, askeri harcamaların düğmesine basmak isteyen Romney’ye karşılık Obama, bütçedeki bu kaleme fren koymayı seçim vaatlerinin başına oturtmuştu.
The New York Times dünkü başyazısında şöyle diyordu:
“Amerikan seçmeni, işsizlikle mücadeleye öncelik veren, sağlık reformuna arka çıkan, vergi artışlarını onaylayan, bütçe açığını dengeli azaltan politikalara evet dedi; göç, kürtaj, eşcinsel evlilikler için de ılımlı tutumlara yeşil ışık yaktı. Buna karşılık, Mitt Romney’nin Reagan dönemini çağrıştıran korku ve hoşgörüsüzlük anlayışını ise reddetti.”
İngiliz The Guardian da dünkü başyazısında ilginç bir noktaya işaret etmişti.
Özetle diyordu ki:
Kriz, Britanya’da Başbakan Brown’u, İspanya’da Zapatero’yu, Fransa’da Sarkozy’yi, İtalya’da Berlusconi’yi sildi götürdü; bir tek Amerika’da Obama koltuğunu korumasını bildi.
Kısacası:
Mitt Romney’yi bir kumar olarak gören Amerika, Başkan Obama’nın Beyaz Saray’daki ikinci dört yılıyla değişim umutlarının tazelendiği yeni bir döneme giriyor.
Bu yeni dönemin Amerika’sında yüzde 40’la işsizlik, yüzde 37 ile fiyat artışları, yani aşla iş en büyük iki sorun olarak görülüyor.
Bu da ekonomi demek.
Başkan Obama, zaten toparlanma sinyalleri veren Amerikan ekonomisini eğer yeniden büyüme rayına oturtabilirse, bu küresel ekonomi açısından da iyiliklere yol açabilecektir.
Dün sabah televizyonda Başkan Obama’nın zafer konuşmasını izlerken, sürekli olarak verdiği barış ve uzlaşma mesajlarının altını çizdim.
Mutabakat sözcüğünü nasıl vurguladığına dikkat ettim.
Güçlüklerin üstüne yürürken, herhangi bir ayrım yapmaksızın ülkenin bütün liderleriyle işbirliği arayacağını söylerkenki içtenliğini önemsedim.
İlerlemenin her zaman pürüzsüz gitmeyeceğini, tüm sorunların birden çözülemeyeceğini belirtirken, gerçekçiliği nasıl elden bırakmadığına dikkat ettim.
Güzeldi.
Dileriz, Başkan Obama’nın ikinci dönemi Amerika’da da, dünyada da hayırlara vesile olur.