Ankara'dan olumlu mesaj

Ankara'dan olumlu mesaj





Keşke perde, iki tarafın uzlaşarak altına törenle imza atacakları bir anlaşmayla kapansaydı. Ne yazık ki olmadı. Rum tarafı bu yolu kapattı. BM Genel Sekreteri Annan, sonunda beklendiği gibi hakemlik yetkisini kullandı ve taraflara 20 Nisan'da referanduma götürecekleri metni dün gece yarısına doğru verdi.
Başbakan Erdoğan, BM Genel Sekreteri Annan'a referanduma götürmek için planı imzalamaya hazır olduklarını söyledi. Ama Rumlar karşı çıktığı için böyle bir tören gerçekleşmedi.
Erdoğan, görüşmelerin ardından bir Rum gazetecinin sorusu üzerine, "Biz bu yola iyi niyetle çıktık, sonuna kadar da götürmek isteriz" diyerek, referandumda 'evet' oyu verilmesi için destek olacaklarının mesajını verdi.
BM kaynaklarına göre Başbakan Erdoğan, planda son olarak yapılan değişiklikleri Annan'dan dinledi ve büyük ölçüde tatmin olarak Annan'ın yanından ayrıldı. Ayrıca, yine BM kaynaklarına göre, Erdoğan Annan'a Türk tarafının bu planla yaşayabileceğini söyledi. Bu arada yine BM kaynakları, KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın mal - mülk konusuyla ilgili bazı kaygılarını giderici adımlar atıldığını belirttiler.
Aşağıda, bu gelişmeden önce yazmış olduğum yazı yer alıyor.
Türk tarafı salı gecesini sıkıntılı geçirdi. Annan planının dördüncü versiyonu Türk heyetinde genel olarak kabul görmüştü. Bu haliyle imzalanması yolundaki eğilim daha ağır basıyor, kapıyı çalan büyük fırsatın kaçırılmaması düşünülüyordu.

İstisnalar sorun oldu
Sıkıntıya gelince...
Bunun kaynağında ise derogasyon konusu yatıyordu. Bir başka deyişle, istisna uygulamalarının yeterince hukuki koruma altına alınıp alınmadığı heyette tartışmalıydı, bazı soru işaretleri vardı. Bu konu doğrudan Türkiye'yle Avrupa Birliği arasındaydı. Ankara, istisna uygulamalarına çift dikiş attırıp sağlama almak istiyordu.
Neydi çift dikiş? İstisnaları kalıcı kılmak ve üye ülkelerin parlamentolarından geçirip birincil hukuk haline dönüştürmek... Rum ve Yunan tarafı buna karşı çıkıyordu. Atina böyle karara geçit vermeyeceğini vurgulayarak Rum tarafının son pazarlıkta bir şeyler daha koparmasına çalışıyordu.
AB tarafına gelince... Ankara'nın birincil hukuk konusunda ısrarını biraz abartılı buluyordu. AB Zirvesi'nin derogasyonları uyarlama yasası (act of adaptation) ile Avrupa hukukunun parçası haline getireceğini, bununla birlikte anlaşmada öngörülen istisnaların pratikte birincil hukuk gibi çalışacağını belirtiyordu.

'Pratikte zaten işleyecek'
Türk heyetinden üst düzeyde bir kaynak dün sabah bana şöyle dedi: "Örneğin anlaşmada deniyor ki, Türk tarafında adam başına milli gelir, Rum tarafının yüzde 85'ine gelinceye kadar Rumların Kuzey'de mal mülk edinmesine sınır konacak. Bunun da rahat yirmi sene alması hesaplanıyor. O zamana kadar da Türkiye zaten AB'ye üye olur. Bu çerçevede birincil hukuk ille de gerekmiyor. Pratikte bu uygulama birincil hukuk gibi işleyebilecek." Bir başka kaynak şunu ekledi:
"Loizidu benzeri 4 bin civarında dava başvurusu var Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne. Bunun 47'si kabul görmüş durumda... Diğerleri bundan böyle Türkiye'yi değil, yeni Kıbrıs devletini muhatap alacak. Geriye kalıyor 47 dava..."
AB'nin önceki gün getirdiği bu formül, birincil ve ikincil hukukların arasında bir yere, eski deyişle nevi şahsına münhasır (sui generis) bir yere oturacak ve yeterli sayılabilecekti. Türk tarafında da genel hava yeterli olacağı yolundaydı.
Fakat 'ama'sı vardı. Bu ama, AKP hükümetinin iç politika tedirginliğinden kaynaklanıyordu. Hükümet bu konuda, yani çift dikiş - tek dikiş vesaire derken başlangıçta biraz fazla angaje olmuş ve kendi manevra alanını daraltmıştı. Sıkıntı biraz bundandı.
Oysa Annan planının son hali, bir yerde hükümeti bundan iyisi can sağlığı noktasına getirmişti. Türk tarafının öncelikleri karşı tarafı kızdıracak, hatta çıldırtabilecek kadar karşılanmıştı. İşte, üst düzeyde bir diplomatik kaynağın dün sabahki sözleri:
"Son metin bizim için iyi. Bundan iyisi zor... Temel siyasi konularda bir yığın şey alındı, ki bunlar hayati şeyler... Türk askeri ilelebet kalıyor. Garantiler tamam. İki kesimlilik güçlendirildi. Türkler, ilelebet Türkleri idare edecek Kuzey'de... Siyasal eşitlik sağlanıyor. İçimize daha az Rum daha uzun zamanda geliyor. Yeni Kıbrıs devletinde azınlık değil, ortak oluyor Türkler... Rumların asıl tepkisi de bu yüzden..."
Bu son nokta önemli.
Çünkü, Rumların mevcut devleti bu anlaşmayla tarihe karışacaktı. Türkler yeni devlete bir azınlık olarak yamanmayacaklar, eşit ortak olarak katılacaklardı. Rumların içine sinmeyen gerçek nokta buydu. Ankara'da çözüme yönelik siyasal kararlılık ve irade ortaya çıkınca, Kıbrıs'ta çözümü asıl engelleyen tarafın Rumlar olduğu apaçık görülmeye başlamıştı.
Geçelim.

Tarih affetmez!..
İsviçre Alpleri'nde, Bürgenstock'un karlı tepelerinde barış meleği dün gün boyu kanatlarını çırptı durdu. Çünkü Kıbrıs'ın tarihinde çözüm hiç bu kadar yakın olmamıştı.
Eğer bu fırsat, armudun sapı, üzümün çöpü denerek heba edilirse yazık olacaktı. Dünkü yazımda belirttiğim gibi böyle bir fırsatı kaçıranları Kıbrıs'ta çözüm bekleyen Türk ve Rum halkları da, tarih de affetmeyecekti. Bu tarihi fırsatı kullanarak Kıbrıs'ı çözenler ise adlarını tarihe büyük harflerle yazdıracaklardı.