Arafat için...

En çok neyi özlediğini sormuş, iki yıldır görmediği küçük kızını anımsatmıştım.Şöyle demişti Arafat:"Benim için barış her şeyden çok önemlidir. Çünkü benim halkım çok çekti."Sağlığı iyi değildi. Kesik kesik konuşuyor, sözcükleri bulmakta zorlanıyordu. Odası avuç içi kadardı. Ramallahtaki karargahının görüntüsü de hazindi.Her yanda insanın yüreğini burkan savaş manzaralarıydı dikkati çeken. İsrail tanklarının yerle bir ettiği binaların kalıntıları, moloz yığınları ve yanmış, yamyassı olmuş arabalardan oluşan çöplük... Arafat anlaşılan bu görüntüleri İsrail saldırganlığını anlatan bir savaş müzesi gibi muhafaza ediyordu.O sıcak yaz akşamı her türlü kışkırtıcı soruyu yöneltmiştim kendisine. Bazen sesi titreyerek, elini bana doğru sallayarak tümünü yanıtlamıştı.Barışın önündeki engel olmadığını, terörü kışkırtmadığını vurgularken, ben de pat diye kışkırtmıştım kendisini, "Artık siyaseten bittiğinizi öne sürenler var!" diyerek.Gözleri çakmak çakmak olmuştu.Elimi sıkmıştı cevap verirken:"Ben bitmedim, dimdik ayaktayım. Ben Yaser Arafatım. Biliyor musun, beni halk seçti. Şunu da unutma, Kurana göre de en büyük halktır."Arafatın soruma tepkisini dinlerken, dikkat ettim, yüzünü sanki şöyle bir hüzün dalgası yalayıp geçmişti Koca Reisin... Benim içimde de bir pişmanlık duygusu uç vermişti, ne diye bu kadar sert, bu kadar direkt sordum diye...Arafat artık sahneden çekiliyor.Filistin halkı da babasını kaybediyor. Çünkü bugün Filistin halkı tarih sahnesinde varsa, Arafat sayesinde var. Filistin davası varsa, onun sayesinde var.İsrail devletinin kuruluşu ve İsrail işgali nedeniyle paramparça, darmadağınık yaşayan Filistinliler bugün bir ulusal bilinçe sahip olabilmişlerse, bunun altında Arafatın ömür boyu vermiş olduğu mücadele yatıyor.Bu ulusal mücadele ve bu konuda Arafatın Filistinlilerde yarattığı kader birliği olmasaydı, bugün tarih sahnesinde bir Filistin ulusundan söz edilemezdi.Arafat böyle bir sembol.Ulusal bir kahraman.Ve ulusal lider...Kimi İsraillilerin ve Şaronun gözünde terörist olsa da, hiç kuşkunuz olmasın, tarih onu farklı bir yere koyacak ve Filistin davasının, Filistin ulusunun babası, simgesi olarak yazacak sayfalarına...Tabii Arafatın her fani gibi, tarih sayfalarına artıları kadar eksileri de not olarak düşülecek.Şunu söylemek istiyorum:Arafat bir ömür boyu verdiği efsanevi mücadeleyle Filistin ulusunu yarattı ama onu bir devlete kavuşturamadı.Filistinliler devletsiz kaldı.Savaşı kaybetmedi.Ama barışın mimarı da olamadı.Bu kadarını yapabildi Arafat. Sonrasını, kendinden sonraki kuşaklara bırakıyor.Barış ve devlet konusunda belki de yaşamının en büyük fırsatını 2000 yılında, Camp Davidde ABD Başkanı Clintonla İsrail Başbakanı Baraka evet demeyerek kaçırdı Arafat.Yazık oldu.Bağımsız bir Filistin devleti ile kalıcı barış hala bekliyor.Şimdi denebilir ki:Arafatın tarih sahnesinden çekilmesiyle yeni bir fırsat penceresi açılıyor. Bir yandan Filistinli liderlerin bu geçiş döneminde bu fırsatı çok iyi yerli yerine oturtmaları, iç kavgadan kaçınmaları... Öbür yandan İsraille Şaronun takkeyi önlerine koyup düşünmesi...Ve tabii Amerikayla Avrupanın birlikteliği... Özellikle de Başkan Bushun yeni yönetimiyle ağırlığını artık sadece Şarondan yana koymaktan vazgeçmesi...Radikal dinci terörle mücadele ve Ortadoğuda barış diyorsak, Filistin - İsrail sorununun çözümüdür bunun anahtarı. Filistin ulusu kendi bağımsız devletine kavuşmadan ve trajediye doymayan bu topraklarda iki bağımsız devlet, Filistinle İsrail barış içinde yan yana yaşamaya başlamadan bunu başarmak hayaldir. h.cemal@milliyet.com.tr Yaser Arafatla son olarak geçen yıl haziran ayında görüşmüştüm. En çok barışı özlediğini söylemişti. Ramallahta İsrail kuşatması altında yaşıyordu. İki yıl olmuş, dışarı adım atmamıştı. İsrail Başbakanı Şaron ev hapsinde tutuyordu Arafatı...