Asla unutma!

Asla unutma!


Hasan CEMAL

İPEK, KOSOVA


İpek şehri harabeye dönmüş. Barışın değerini anlamak istiyorsan, İpek'i asla unutma! Savaşın ne olduğunu, insanın insana neler yapabildiğini, saldırgan milliyetçiliğin anlamını kavramak istiyorsan ve tarihten ders çıkarmak diye bir niyetin varsa İpek'i asla unutma!

Acılı topraklarda İpek'i asla unutma!

Yangın yeri! Her taraf harabeye dönmüş. Yanık ve çöp kokusu geniz yakıyor. Altmış yaşlarında bir Arnavut kadını. İsmi Mediha.
Türkçesi iyi:
"Üç ay önceydi. Bir gün sabaha karşı geldiler. Tekmeyle vurdular kapıya. Korkuyla fırladık yataktan..."
"Gidin gidin diye bağırdılar. Burası sizin yeriniz değil. Öteye gidin, Albaniye'ye gidin!"
"Nereye?"
"Arnavutluk'a... Sizin yeriniz orası diye bağırdılar, ellerinde silahlar..."
"Çok korktuk."
"Sabahın köründe düştük yollara. Yanımıza hiçbir şey almadan. Tiran'a gittik. Üç ay önce gittik, on gün önce geri geldik. Allah'tan bulsunlar."
"Hepsi gavur!"
"Ne kaşık bırakmışlar evde ne sahan. Berbat etmişler her şeyi..."
"Bak şu camiye, ona da kıymışlar, yakmışlar."
"Bak şu tahta kapıya. Onun önünde yaşlı babayı, ihtiyar anasını, üç çocukini, yedi kişiyi şu kapının önünde öldürmüşler. İki kişiyi şuracıkta, diri diri yakmışlar."
"Neden bu zulüm?"
"Allah'tan bulsunlar!"
"Doğma büyüme İpek'liyim. Artık Pec yok. Pec, Sırpça... Artık Peya var, Arnavutça. İpek var, Türkçe..."
"Türkçe öğrendim. Ailemde Türk var, etrafta Türkçe konuşulur. Beyim, marangozdur."
"Burası Müslüman mahallesi. Yerle bir etti gavurlar. Yaktılar, talan ettiler bütün İpek'i, gittiler."
Savaş manzaraları...
Yanmış, yıkılmış evler, arabalar... Moloz, çöp yığınları... Ortalığa saçılmış ev eşyaları...
Sessizlik, kimsecikler yok ortalıkta.
İnsanın içini acıtan görüntüler.
Öylesine şirin ki İpek şehri. Yeşillikler içinde. Yüksek dağların yamaçlarına yaslanmış. Ortasından bir su akıyor. Bistrisa Irmağı. Kıyısındaki iki katlı, güngörmüş cumbalı evlerin temellerini yalayarak kıvrıla büküle akıyor şehrin içinden.
İpek, Kosova'da Prizren'den sonra Osmanlının en çok iz bıraktığı şehir. Belki onun için de fanatik Sırpların hışmını böylesine acımasızca çekmiş...
Irmağı geçen köprünün yanında uzayıp giden sessiz bir koyuluk. Çoluk çocuk, kadın erkek, genç ihtiyar. Herkesin elinde bir torba, öylece bekleşiyor.
Türkçe "merhaba, selamünaleyküm" diye seslenince kuyruktan yaşlıca biri Türkçe "Hoş gelmişsiniz" diyor.
63 yaşında, Muhittin Bey.
"Öğretmenim. İlkokul müdürüyüm."
"Ne kuyruğu bu?"
"Yardım kuyruğu. Sade ekmek veriyorlar."
Üniversiteyi Priştine'de okumuş. Türkçeyi doğup büyüdüğü mahallede öğrenmiş.
"28 Mart'ta talan ettiler evlerimizi. Gidin dediler. Tiran'a kaçtık. Orada kızım var, farmasi (eczacılık) okuyor. 28 Haziran'da geri döndük İpek'e. Kalmamış hiçbir şey. Yakıp yıkmışlar."
Ellerini iki yana açarak, acılı gözlerini gözlerime dikiyor. "N'apacaksın!" diye bakıyor. Yüz hatları sanki daha bir derinleşiyor, her birine acının en katmerlisi oturuyor.
Gözlerimi kaçırıyorum, ekmek kuyruğunda öyle sessizce bekleşen 63 yaşındaki Muhittin öğretmenin gözlerinden... Bakışları içime dokunuyor.
İnsanın insana yaptığına bak!
İnsanlık mı bu?
Cennette cehennem yaratmak insana mı mahsus?
Niye bu zulüm?
Mediha Hanım'a, Muhittin öğretmene cehennem azabı çektirmek niye?
Müslüman oldukları için mi?
Niye?
Arnavut oldukları için mi?
Niye?
Sırp olmadıkları için mi?
Miloşeviç'in Büyük Sırbistan hayaline köstek oldukları için mi?
Niye?
Saldırgan Sırp milliyetçiliğine hayır dedikleri için mi?
Niye?
"Sizden olmadıkları" için mi?
O yüzden mi Mediha Hanım'la Muhittin öğretmenin evlerini yaktınız, onları doğup büyüdükleri topraklarından kovmaya kalkıştınız?
O yüzden mi İpek'i, bu güzelim kenti yakıp yıktınız?
Mediha Hanım'ın, Muhittin öğretmenin yüz hatlarına yerleşmiş o derin acıyla, Türkçe "Hoş gelmişsiniz!" derken ki sıcaklığı hiç unutmayacağım.
Mesleğimin o kendine özgü çaresizliğini yine hatırladım. Acıları yazmak, hepsi o kadar! Başka elimden gelen bir şey yok.
"Sizi gördük daha iyi olduk" diyen Muhittin öğretmene veda ettikten sonra Ethem ve Yalçın Çınar'la Milliyet minibüsüne atlayıp yola koyulduk.
Dünün tarihi:
7 Temmuz 1999 Çarşamba, saat sabah 09.40.
İpek'i asla unutma diye yazdım not defterime. Bu acılı topraklarda İpek'e ve onun sakinlerine yapılanları hafızana öylesine kazı ki, barışın kıymetini daha iyi anla diye not düştüm. Tıpkı Saray Bosna, tıpkı Mostar, tıpkı Beyrut gibi bu kentin de bir bölümünü harabe halinde, yangın yeri halinde tutsunlar, bir açık hava müzesine dönüştürsünler. İleride insanlar, çocuklar buraları dolaştıkça, barışın kıymetini bilsinler, tarihten ders çıkarabilsinler diye.
Acılı topraklarda dolaşmayı birkaç gün daha sürdüreceğiz.

Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr

DİĞER YENİ YAZILAR