Avrupa fırsatı kaçarsa yazık olur!

Avrupa fırsatı kaçarsa yazık olur!


Aynı konuları döne döne, defalarca yazmak... Evet, ömür törpüsü! Ama eğer önemini koruyorsa ve çözüm bir türlü gelmiyorsa ne yapacaksınız?
Kanıksayıp susmak mı?
Yoksa yazmayı sürdürmek mi?
Herhalde ikincisi.
Avrupa Birliği de böylesi konulardan biri. Türkiye'nin ekonomisini, demokrasisini, yaşam kalitesini yakından ilgilendiriyor çünkü.
Türkiye, kalkınması için gerekli dış sermayeyi kendine çekecekse... Böylece aş ve iş sorununu hafifletecekse... Siyasal yapısını, hukuk devleti çerçevesini iyileştirecekse... Güvenlik çıkarlarını akılcı bir çizgide götürecekse...
O zaman AB ile ilişkilerin rayında gitmesi şart!
Akıl bunu gerektiriyor.
Karen Fogg Hanımefendi'nin terbiyesizlik ve densizlikleri ya da Fransa'daki kıytırık bir kuruluşun Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu'nu bir diktatör gibi göstermeye kalkışarak sergilemiş olduğu ahmaklık ve cehalet bu gerçeği, yani Türk - AB ilişkilerinin önemini değiştirmez.
Bugün 9 Mayıs, Avrupa Günü.
Türkiye'nin Avrupa yolu bir darboğazdan geçiyor. Eğer her iki taraf da akıl ve sağduyunun gereğini yerine getirirse, yıl sonunda ilişkiler yeni ve olumlu bir aşamaya girebilir.
Kritik bir kavşaktayız şimdi.
Dışişleri'nden üst düzeyde bir yetkiliyle sohbet ederken şöyle dedi:
"Önümüzde bir fırsat var. Dış konjonktür lehimize. 11 Eylül, Türkiye'nin Afganistan'daki yeni konumu, İsrail - Filistin ve Irak, Türkiye'nin İslam dünyasına yönelik çağdaşlaşma modeli derken Türkiye'nin eli güçlenmiş durumda."
Şunu da ekledi aynı yetkili:
"Başkan Bush yönetimini de AB konusunda devreye sokmanın zamanı... Dediğim gibi dış konjonktür müsait. Fırsat önümüzde..."
Bu fırsat ne anlama geliyor?
Türkiye'nin en geç yıl sonunda AB'den tam üyelik müzakereleri için bir tarih, somut bir takvim alması anlamına geliyor bu fırsat.
Bunun için bize düşenler var:
Kürtçe radyo - televizyon.
Kürt dili öğrenimi.
Ve idamın kaldırılması.
Dışişleri'nden üst düzeyde bir yetkiliyle dün konuşurken özetle şunları söyledi:
"Bu üç alanda kaygılar var. Ama istismar edilmesini, kötüye kullanılmasını önlemek elimizde. İdamı zaten 18 yıldır uygulamıyoruz. İsteyen anadilini öğreniyor. Pratikte bunu engellemek imkansız. Radyo televizyonda da durum farklı değil. Eğer bütün bunlar, AB sürecini geciktirecek kadar önemliyse, o zaman uygulayalım. Ama değilse, bu yasaklar zaten pratikte deliniyorsa, o zaman tedbirini alıp kaldıralım. Yani AB yolunu bunlardan dolayı engellemeyelim."
Kısacası:
11 Eylül ve Ortadoğu'daki gelişmelerden dolayı Türkiye'nin eli güçlenmiş durumda. Ankara eğer yukarıdaki üç konuda gereğini yaparsa, Türk tarafının eli Kıbrıs'ta da güçlenir, Brüksel'de de... Fırsat kaçarsa yazık olur!