Avrupa, Türkiye'yi gözden çıkarabilir mi, çıkaramaz mı?

Avrupa, Türkiye'yi gözden çıkarabilir mi, çıkaramaz mı?




Pencereden dışarı bakıyorum. Bahar bütün güzelliğiyle patlamış. Yemyeşil tepeler, Toscana'nın seyrine doyum olmayan zarif selvileri.
Yeşillikler ortasında gözü okşayan pastel renkleriyle evler. Ulu çamlarla flört eden, kökleri yüzyılların ötesine uzanmış, görmüş geçirmiş köşkler.
Ve insanın içini kıpır kıpır yapan güneşli, ılık bir havayla kuş cıvıltıları...
Tabiat ana çağırıyor!
Ama biz bütün güzelliklerin ortasında hakikaten zor olanı yapıyoruz. Kocaman bir masanın etrafında 25 - 30 kişi Türkiye'yle Avrupa Birliği'ni, Kıbrıs'ı konuşuyoruz.
Avrupa Üniversitesi Enstitüsü Schuman Merkezi'yle Sabancı Üniversitesi'nin birlikte düzenledikleri ve ilkini geçen yıl yaptıkları toplantı...
Avrupa fırsatı kaçacak mı?
Sohbet sırasında bir ara, "ekonomide bazı şeyleri, yapısal reformları yıllar yılı savsaklamanın başımıza ne kadar büyük felaketler sardığını halen yaşıyoruz" diyor Güler Sabancı. "Eğer şimdi de, Avrupa fırsatını kaçırırsak, bunun ülkemize çıkaracağı fatura da çok ama çok ağır olur."
Başbakan Yardımcısı Yılmaz, Avrupa fırsatının kaçabileceğini düşünenlerden biri. Ancak bu konuda, perşembe akşamı toplantıyı açarken yaptığı konuşmada, AB'nin de sorumluluklarına işaret etti.
"Bu yıl sonunda, Kopenhag Zirvesi'nde eğer Türkiye'ye açık, net bir üyelik perspektifi, yani müzakere tarihi verilirse, Türkiye'nin reform süreci, Kopenhag kriterleriyle ilgili adımları da hızlanır" dedi Yılmaz.
Bu ilginç bir nokta.
Türkiye'nin ev ödevlerinin hepsini birden bugün yapamayacağının itirafı da sayılabilir.
Oysa AB'nin bakışı farklı.
Türkiye'ye, "önce sen ev ödevlerini, yani Kopenhag kriterlerinin gereğini yap ben de sana üyelik müzakereleri için kesin tarih vereyim" diyor.
Buna karşılık Ankara sanki vites değiştiriyor. Koalisyon hükümeti, Türkiye'nin farklılığını, yaşadığı PKK terör ve şiddetini, bundan kaynaklanan hassasiyetleri öne sürerek bazı adımları daha sonraya bırakmak niyetinde.
Böyle bir hali var Ankara'nın.
AB'ye diyor ki:
"Yaptıklarım var, yarına, zamana bıraktıklarım var. Çünkü ben farklıyım diğer aday ülkelerden... Onun için önce sen bana bu yıl sonunda üyelik müzakereleri için kesin tarihi ver, ben sonra hızlanırım."
Olabilir.
Ama serinkanlı düşünmek lazım.
Ankara'nın bu tavrı, Türkiye'yi Avrupa'dan dışlamak isteyenlerin işine gelebilir mi? Türkiye "Ben farklıyım!" derken, acaba kendisini AB'nin dışında tutmak isteyenlerin tuzağına da düşebilir mi?
Düşebilir diyenler var.
Sanıyorum Yılmaz da öyle.
Bir sohbetimizde şöyle demişti:
"Bu farklılık argümanı yüzünden adamların oyununa gelebiliriz. 'Biz zaten size söylemiştik, içimizde size yer yok diye. Gelin, sizinle özel statü öngören bir anlaşma yapalım' diyebilirler. Almanya'da ana muhalefet partisi daha şimdiden Türkiye'yi dışlayan bir yaklaşımı parti politikası haline getiriyor. Tam üyeliğin Türkiye'ye de, AB'ye de fayda sağlamayacağını, özel bir ortaklık statüsünün her iki taraf için de isabetli olacağını savunuyor Alman Hıristiyan Demokratları..."
Şunu eklemişti Yılmaz:
"Yani AB, Türkiye'yi gözden çıkarabilir."
Ancak Ecevit farklı görüşte.
Başbakan, AB'nin Türkiye'yi hiçbir şekilde gözden çıkaramayacağına inanıyor.
Öyle anlaşılıyor ki, Milli Güvenlik Kurulu'nun asker kanadı da Türkiye'nin farklılığı vurgulanarak AB'den sonuç alınabileceğini Türkiye'nin AB'den dışlanmasının kolay olmadığını düşünüyor.
Ne olacak?
Evet, Türkiye'yi dışlamak Güney Kıbrıs'ı tek taraflı olarak AB'ye almak hiç de kolay değil. AB'nin de bazı sorumlulukları elbette var.
Ancak, Ankara'nın oyunu yine de dikkatli oynaması gerekiyor.
Çünkü fırsat kaçabilir de...
Türkiye insanının yüzde 75'inin desteklediği Avrupa projesiyle ilgili olarak, 1970'lerde olduğu gibi fırsatı bir kez daha kaçırmak yine büyük, altından kalkılması güç bir tarihi hata olur.