Barış için...

Barış için...


Hasan CEMAL

Her barışın bir bedeli var. Tarih bunun en büyük şahidi. Kosova için de farklı yazılmayacak tarih. Peki ama barışın bedelini ödemeye herkes hazır mı? Miloşeviç, bir Amerika'nın, bir Avrupa'nın bu bedeli ödemeyi göze alamayacağını düşünüyor, o yüzden yürekleniyor.

Her barışın ödemesi gereken bir bedeli var!

Her barışın bir bedeli var. Tarih bunun en büyük şahidi. Hiç kimsenin burnu kanamadan barışa varılmıyor. Her kalıcı ve hakça barışın arkasında gözyaşı var, acı var, ölüm var.
Böyle yazıyor tarih baba.
Kosova için de farklı yazmayacak. Şimdi Kosova'da çok büyük bir trajedi yaşanıyor. İnsanlar köklerinden koparılıyor. İnsanlar köksüz bırakılmak isteniyor.
Niçin?
Arnavut olarak doğdukları için...
Müslüman oldukları için...
Sırp ve Hıristiyan olmadıkları için evlerinden barklarından sürülüyorlar.
Katlediliyorlar.
Yurtlarından kovuluyorlar.
Bu arada biz sadece televizyon ekranlarından, CNN'den yansıyanları içimiz acıyarak seyrediyoruz.
Bir de göremediklerimiz var:
Kosova'nın içinde kalanlara ne oluyor? Arnavutluk, Makedonya sınırına kapağı atamayanlar ne durumda? Ailelerinden koparılıp götürülen erkeklere neler yapılıyor?
Bosna'daki gibi toplu mezarlar kazıldı mı? Kazılıyor mu? Bosna'daki gibi namlunun ucunda kadınlara tecavüz edildi mi? Ediliyor mu?
Bunları bilmiyoruz.
Geçen yaz Kosova'da dolaşırken şu sözler çok kere kulağıma çalınmıştı: "İyi ki sizler, yabancı gazeteciler varsınız. Sizler de giderseniz, biz ne yaparız? Sizin buradaki varlığınız bir yerde bizim güvencemiz..."
Şimdi Kosova'da gazeteci yok!

Savaş suçlusu...

Peki, bütün bu yaşananların, çekilen acı ve dökülen gözyaşlarının bir sorumlusu olmayacak mı?
Hiç kuşkusuz olacak.
Hiç kimseden hesap sorulmayacak mı?
Hiç kuşkusuz sorulacak.
Tarih, başsorumlu olarak bir ismi özellikle vurgulayacak:
Slobodan Miloşeviç...
Nitekim daha şimdiden bu ismi savaş suçlusu olarak damgalayan sesler NATO çevrelerinde, Washington'da duyulmaya başladı. Savaş suçlularıyla ilgili Birleşmiş Milletler çevrelerinde Miloşeviç'in mahkeme önüne çıkarılmasını sağlayacak birtakım belgelerin toplandığına dair haberler çoğalıyor.
Daha önemlisine gelince...
NATO'yla Amerikan yönetiminde gitgide belirginleşen bir eğilim daha var: Miloşeviç'in koltuğundan devrilmesinin bir savaş hedefi olarak resmen benimsenmesi...
Gelişmeler bu yönde. Bütün bu yaşananlardan sonra Miloşeviç'le yeniden görüşme masasına oturulması ihtimali her geçen gün uzaklaşıyor. Hatta böyle bir ihtimalin kalmadığını belirtilen bir NATO kaynağı dün şöyle dedi:
"Miloşeviç'i Hitler ilan ettikten sonra bir daha onunla el sıkışmak mümkün olamaz!"
Hep denir ki:
Balkanlar'da Belgrad'sız, Sırplarsız barış olmaz! Bunda hiç şüphesiz büyük gerçek payı var.
Ama bir gerçek daha var:
Barış Miloşeviç'siz olur; Miloşeviç'li barış olmaz.
İşte barış için gereken bedeli ödemeye hazır mı NATO? Ve dönüp dolaşıp hep aynı soru takılıyor zihinlere:
ABD bu bedeli göze alabilecek mi?
Dünkü New York Times'ta New York Üniversitesi'nden Tony Judt şöyle yazmıştı:
"Demokrasiler, diktatörlerle karşı karşıya kaldıklarında her zaman zorlanırlar. Çünkü diktatörler akılcı davranmaz. Bu arada Miloşeviç gibileri demokrasilerin zaafiyetlerini istismar ederler. Amerika örneğinde Miloşeviç'in elinde bir silah var: Amerika'nın herhangi bir insan kaybına uğrama korkusu..."
Evet öyle.
Amerika "sıfır maliyet"le çalışmak istiyor. Hiçbir Amerikan askerinin burnu kanamadan Miloşeviç'i çökertmek ve Kosova'da barış yapmak istiyor.
Keşke yapabilse...

Havadan karaya...

Örneğin bir bomba, Miloşeviç'in çalıştığı yere düşse... Bir iç darbeyle koltuğundan devrilse... Ya da Ege'deki bir Yunan adasına veya Rusya'nın ücra bir köşesine sürgün edilse... Kosova'ya barış, Belgrad'a demokrasi gelebilse...
Herkes rahat ederdi.
Ama şimdilik böyle bir mutlu son gözükmüyor. Barış için NATO'nun da, Amerika'nın da başka bedeller ödeyeceği bir döneme doğru yol aldığımız anlaşılıyor.
Televizyon ekranlarından yansımakta olan yürek parçalayıcı görüntüler, Batı kamuoyunda Miloşeviç'e karşı daha sert, daha kararlı gidilmesini isteyen bir baskı dalgası kabartıyor.
Bir başka deyişle:
Havadan sonra, sıra kara kuvvetine de gelebilir Kosova'da...




Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr

DİĞER YENİ YAZILAR