Beyazla zenci...

Beyazla zenci...


Boston


       Sen beyazsın, ben zenci, sen Hıristiyan'sın ben Müslüman, sen Sırp'sın, ben Arnavut, sen Ermeni'sin ben Azeri, sen Kürt'sün ben Türk... Ne farkeder ki? Hepimiz insanız, diyebilmek... İşte o zaman tarihin ille de acı çekmek için yaşanmadığını öğrenmişiz demektir.

Hepimiz insanız diyebildiğimiz zaman...


       Harvard Üniversitesi'nin ana kampüsünde bir heykel: John Harvard heykeli. Ama bir başka adı daha var:
     Üç yalan heykeli...
       John Harvard ismi üniversitenin kurucusu olarak geçiyor. Oysa değil. Kendisi aydın bir din adamı. Üniversite kurulurken kütüphanesini bağışlamış. O yüzden heykelin kaidesine kazılmış olan 'John Harvard, kurucu' sözü gerçeği yansıtmıyor.
       İkinci yalan:
       Heykeldeki adam da John Harvard değil. Fransız heykeltraş, kampüsde bulduğu bir öğrenciyi model olarak kullanmış bu heykeli yaparken. Çünkü John Harvard'ın resmi yokmuş.
       Üçüncü yalan:
       Heykelin kaidesinde 1638 yılı yarı silinmiş olarak göze çarpıyor. Oysa Harvard Üniversitesi'nin kuruluşu, 1636.
       Üç yalan heykeli!
       Oysa, yalanla üniversite sözcükleri birbirine tümüyle ters iki ayrı kutbu temsil eder. Ya da öyle olması esastır.
       Harvard da yalanda yaşamamış!
       Bir üniversiteye yakışır tarzda hep gerçeğin peşinde olmuş, hakikati araştırmış... Ambleminde de Latince, veritas ,yani hakikat yazılı. Nitekim, 1998 itibariyle Nobel Ödülü kazanmış olan Harvard'lı bilim adamlarının sayısı tam 38...
       Bu arada Harvard mezunları, aralarında Roosevelt ve Kennedy'nin de bulunduğu altı Devlet Başkanı vermiş ABD'ye...

Kanlı, garip meyva...

       Harvard'ın bir kürsüsünde bir zenci, daha doğru deyişle 'Afrikalı Amerikalı' bir profesör konuşuyor.
       Heyecanlı...
       Nutuk atarcasına bir tarzı var. Sanki bir gösteride kitleyi hareketlendirmek isteyen bir ajitatör... Ama güzel şeyler söylüyor. Konferansının konusu, Amerika'da ırkçılık.
       Kulağıma bir söz çalınıyor:
       'Garip Meyva...'
       Ağacın dalında, boynunda ip, sallanan o genç adamın fotoğrafı...
       Linç edilmiş bir zenci, yıl 1936.
       Aranızda bilen var mı o şarkıyı?
     
       Güney'in ağaçları garip bir meyva veriyor
       Yapraklarında kan var
       ve kökleri kanlı
       Siyah adamın vücudu esintiyle sallanıyor
       Garip bir meyva sarkıyor çam ağaçlarından...
     
       Bu şarkıyı 1930'ların Amerikası'nda söylemek yürek ister. İşte o yürek, siyah bir zenci kadında, Billie Holiday'de çıkar. Genç şarkıcı, sözlerini bir beyaz öğretmenin yazdığı Garip Meyva şarkısını ilk kez 1939 yılında New York'un Cafe Society isimli caz kulübünde söyler.
       İlk gece sessizlikle karşılanır.
       Alkışlayan olmaz yürekli kadını...
       Ama sonra Amerika'yı ateşler Garip Meyva şarkısı.
       Yüreklere hüzün düşürür!
       Ama aynı zamanda duygu ve düşünceleri ayaklandırır. Irkçılığa, ırk ayrımcılığına karşı yürüyenlerin ağzından düşmez olur. İnsanların eşitliğini savunanların marşı, 'protesto müziği'nin bayrağı haline gelir.
       Ya da insan haklarını savunanların savaş ilanı olur ırkçılara karşı....
       Ben de Garip Meyva'yı bir gün önce tesadüfen öğrendim. Harvard Meydanı'ndaki bir kitapçıda yeni çıkmış kitabına rastladım.
       Üzerine kırmızı bir damga:
       "Time dergisine göre, Garip Meyva yüzyılın en iyi şarkısı..." Şarkı sözünün sahibi beyaz öğretmen Abel Meeropol kitabın bir yerinde diyor ki:
       "Bu şarkıyı yazdım. Zira adaletsizlikten nefref ediyorum. Linçten, linç yapanlardan nefret ediyorum."

Linç geleneği...

       Kürsüdeki 'Afrikalı Amerikalı' öğretim üyesi bir ara linçten söz ediyor. "Bir zamanlar hemen her gün Amerikalı bir zenci ağaçta sallandırılırdı. Büyük büyük annelerimizin ırzına tecavüz acayip karşılanmazdı" diyor.
       Sonra ekliyor:
       "Linç denen o garip Amerikalı beyaz geleneği..."
       Amerika'da 256 yıl devam eden kölelik kurumunu anlatıyor. Amerikan toplumundaki 'fırsat yapısı'nın değiştirilmesi gerektiğini söylüyor. Bunun için de siyahıyla beyazıyla herkesin elele vermesi gerektiğini vurguluyor.
       Elele vermek haksızlıklara karşı...
       Sen beyazsın, ben zenci, sen Hıristiyan'sın ben Yahudi ya da Müslüman, sen Sırp'sın, ben Boşnak ya da Arnavut, sen Ermeni'sin ben Azeri, sen Rus'sun ben Çeçen, sen Alevi'sin ben Sünni, sen Kürt'sün ben Türk...
       Ne farkeder ki?
       Hepimiz insanız, diyebilmek...
       Diyebildiğimiz zaman, tarihin ille de acı çekmek için yaşanmadığını öğrenmişiz demektir.



Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr