"Birden bardakta yer oynadı!"

"Birden bardakta yer oynadı!"


GÖLCÜK


       Erzurumlu Yaşar Ok, 17 Ağustos'un kimsesiz bıraktığı bir ihtiyar. Kavruk, esmer, yaşlı bir Anadolu kadını. Kızını, kız kardeşini, torununu ve üç oğlunu kaybetmiş. Şimdi bir başına Kızılay'ın çadır kentinde yaşıyor.
       İçini, daha doğrusu o hiç bitmeyen acısını döküyor bana. "Oğlum, sordun diye anlatıyorum sana" demeyi de ihmal etmiyor.
       Gölcük'ün denize bakan yemyeşil tepelerinden birindeyiz. Denizden doğru püfür püfür esiyor.
       Manzara harikulade!
       Gölcük'ün Kavaklı Mahallesi'nde, Sanat Okulu'nun karşısındaki bir apartmanın alt katındaymış evleri. "O gece nedense uyku tutmadı, kalktım kendime bir çay demledim" diyor titreyen dudaklarıyla.
       "Birden bardakta yer oynadı!"
       Deprem anını böyle anlatıyor. "Birden bardakta yer oynadı. Ödüm koptu. Ne olduğunu anlamadım. Kapıya nasıl çıktığımı bilmiyorum. Baktım ki yerle bir ortalık..."
       "Suçlu kim?"
       Sesinde öfkenin tınıları:
       "Bunun suçlusu müteahhittir. Görsem hiç acımam, vururum müteahhidi. Benim yuvamı dağıttı. Altı can gitti. Hemşire olan kızım, torunum, kız kardeşim ve üç oğlu... Erzurum'dan emekli eşimle geldik Gölcük'e. İki yılda öldü. Sonra kızıma bağlandım, şimdi o da gitti."
       Tekrarlıyor:
       "Müteahhidi görsem, hiç acımam vururum."
       Gölcük'ün tepelerinden birinde:
       ODTÜ Baraka Kent.
       Derli toplu bir yerleşim birimi. Öteki 'konsantrasyon kampları'na benzemiyor. Kemal Kurdaş Caddesi... Sidney Evleri... Mis Süt Evleri... Stadt Herford... ODTÜ Vakfı'na gelen bağışlarla yapılmış 40 metrekarelik deprem evleri...
       Bir işçi, 32 yaşında Murat Pancar.
       Gölcük Askeri Tersanesi'nde çalışıyor. Biri 2 aylık, biri 5 yaşında iki çocuğu var. Depremi yaşadığında kiracıymış. "17 Ağustos öncesinin evlerine girmek istemiyorum. Biliyorum öncelik ev sahibi olanlarda. Ama devlet kiracıları da uzun vadeli borçlandırsın, bizleri de ev sahibi yapsın."
       "17 Ağustos dersi nedir?"
       "Para için insan hayatını hiçe saymak... Evler sağlam olacak. Deprem öncesi eşimle Gölcük'te bazı mahalleleri dolaşırdık. İçimiz giderdi. Bizim de böyle evlerimiz olsa derdik. Sonra bir baktık, hepsi çökmüş. Biz kurtulduk. Gösterişmiş bütün o evler. En başta kontrol, sağlam yapı için kontrol..."
       "Başladı mı bu kontrol?"
       "Şimdi başka oyunlar var. Bir apartman diyelim. O apartmanda biri üç daire sahibi. Ve o apartmanın yüzde yüz yıkılması gerekiyor. Yıkılırsa, devletten bir ev alacak. Ama yıkılmazsa, kiraya verebileceği üç evi olacak. Kendisi oturmayacak tabii ama kira geliri olacak. Apartmandaki diğer ev sahipleriyle bir yolunu bulup yıkılması gereken binaya orta hasar raporu alıyorlar. Bir de hasarsız evi az hasarlı gösterip devletten kira yardımı alanlar var."
       Yalova'da, Çınarcık'ta, Adapazar'ında kulağıma çalınan dertlerden biri...
       Şirinköy'ün Gözlemen Tepesi'ne tırmanıyoruz. Bir yamaçta, yeşillikler içinde sekiz on tane depremzede çadırı. Hepsi dökülüyor.
       Siirtli bir aile, beş çocuklu. "Eşim inşaatlarda sürünüyor, o da bulabilirse, 7 milyon yevmiyeye..."
       Kocası, İbrahim Naz.
       Kendisi Beşire.
       Komşu çadırdan, Karadenizli Nuran Tutmak bağırıyor:
       "Kız, meşhur olcan!" diye...
       Gölcük çarşısında, Dumlupınar Mahallesi'nde, dört katlı bir apartmanın bodrumunda yakalanmışlar depreme. Ailecek canlı kurtulmuşlar. "Dam altına girmekten korkuyoruz!"
       "Suçlu kim?"
       Nuran Hanım bağırıyor:
       "Müteahhitler... Çalma çırpma yaptılar."
       "Sus kız, içeri atarlar."
       "Ben korkmam, sen yaz!" diye sesini yükseltiyor bana, "Prefabrike evlerde hali vakti yerinde olanlar oturuyor. Biz buralarda sürünüyoruz. Bir ilaçlama bile yapmıyorlar. Ama bu çadırlara su parası, elektrik parası alıyorlar. Burası kişiye ait, buradan da atarlarsa, ne yaparız? Tek istediğim bir dam... Hayatımız zor!"
       Adapazarı...
       Bosna Caddesi'ne açılan bir ara sokak. İsmi, Bölük Sokak. Devlet Demiryolları'ndan bir işçi emeklisi. 'Orta hasarlı' evinin önünde yakınıyor:
       "Hükümet söz verdi. Orta hasarlı yapılara 2 milyar lira için. Bir yıldır sadece 200 milyon verdi. Biz de bunu müteahhide ödedik. Şimdi 350 milyon istiyor müteahhit, bu sefer yer etüdü için. Hükümetten ses yok. Bir yıl öncesinin 2 milyarı zaten yarı yarıya azalmış durumda..."
       Adapazarı'nın konut ihtiyacının karşılanmaktan çok uzak olduğunu, halkın göç ettiğini anlatıyor. Sokağı gösteriyor eliyle, "Bakın burada 116 hane vardı, 17 Ağustos sonrası 54 tane kaldı. Onların da 14 tanesinde ışık görürsün." diyor hüzünlü bir sesle, "Güneş batınca kapkaranlık olur bu taraf..." Akşamları balkona oturduğunda sırtını dönüyormuş karanlığa.
       Anlatıyor:
       "Zira o tarafa bakınca depremi hatırlıyorum. Şu az ilerideki enkazın altından çıkardım annemin ölüsünü. Babam da iki ay sonra gitti üzüntüden... Geceleri hüzün çöküyor içime... İyice uykum gelene kadar da yatağa girmiyorum artık."
       Adnan Menderes Caddesi'nden sapıp yola koyuluyoruz. Apartmanın bahçesinde rengarenk çiçekler açmış... Blucinli genç bir kız geçiyor, göbeği hafif meydanda... Sağımızda, İnternet Pizza... Adapazarı çıkışında bir pano:
       "17 Ağustos'u unutmadık, unutmayacağız. Doğal afetlere karşı bilinçli toplum..."
       17 Ağustos bizi ne kadar bilinçlendirdi?
       Toplum olarak...
       Devlet olarak...
       Ne kadar öğrendik?.. Ne dersiniz?


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr