Bozuk düzene üniversite reformu...

Bozuk düzene üniversite reformu...


     Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in haklı vetosu bir kez daha ortaya koydu: Türkiye'de üniversite düzeni, kısa adı YÖK olan Yüksek Öğretim Kurulu'yla yürümüyor.
       Peki ne yapalım?
       Atama yerine seçim mi?
       Üniversite rektörleri, dekanları eskilerde olduğu gibi sadece öğretim üyelerinin oylarıyla seçilse, işler düzelir mi?
       Sanmıyorum.
       Seçim de sihirli değnek değil.
       Üniversitede düzen değişikliğini yalnız seçime indirgemeye kalkışmak, yüzeysel bir yaklaşım olur. Çünkü bozuk düzen çok derine gidiyor.
       Üniversitelerin gerçek bilgi edinilen, gerçekten bilim yapılan mekanlar olduğu, olması gerektiği bizde genellikle unutuldu. Bilimsel liyakat arka planda kaldı.
       Ön plana siyaset geçti.
     İdeoloji geçti.
       Seçim de olsa, atama da olsa işin bu yanı öteden beri ağır bastı. 'Bilimsel liyakat' kaygıları göz ardı edildi.
       Batı'daki üniversitelerde hem seçim hem atama var. Örneğin Almanya'da, Fransa'da, Avusturya ya da İtalya'da daha çok seçimli sistemler yürüyor. Buna karşılık Amerikan ve İngiliz sistemleri atamayı, mütevelli heyetlerini esas alan bir model...
       Her ikisi de işliyor.
       Hem de tıkır tıkır...
       Çünkü bilimsel liyakat ön plana alınıyor. Seçim de, olsa atama da bizde örnekleri görülen siyasal ve ideolojik kaygılar, dar grupçuluk, hemşerilik gibi kişisel çıkarlar ağır basmıyor.
       Ayrıca, Batı'daki bu üniversiteler yüzyılların içinden geliyor. Köklü gelenekleri var. Bu gelenekler derin bir demokrasi kültürünün içinde korunuyor. Şeffaflık ve kamuoyu önünde hesap vermek de bu demokrasi kültürünün tabii bir sonucu...
       Bizdeki üniversitelerde ise her şey daha çok yeni. Geleneklerimiz yok gibi. Oluşturmak için de doğru dürüst çaba harcandığı söylenemez. Demokrasi kültürümüze gelince, malum, ne kadar sığ olduğunu biliyoruz.
       Onun içindir ki:
       Bizdeki bozuk üniversite düzenini yalnız YÖK'e bağlamak ve çare olarak tek başına seçime indirgemek, demin de belirttiğim gibi, yüzeysel bir yaklaşımdır.
       YÖK'ü 1980'lerin başında 12 Eylül, yani bir askeri yönetim kurdu. O zaman hedef, üniversitelerden 'solcular'ın, 'komünistler'in tasfiyesiydi. Birçok değerli akademisyen, tıpkı 1940'larda, 1950'lerde, 1960'larda olduğu gibi dünyaya bakışlarından dolayı kürsülerinden oldular. Üniversite düzeninin köşe başları daha çok 'Türk - İslam sentezcileri'ne teslim edildi.
       1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla birlikte YÖK bu defa daha çok 'İslamcılar'a doğru dümen kırdı, onları üniversiteden kazımaya başladı.
     Devlet öyle istediği için, YÖK'le birlikte 1980'lerden itibaren son derece merkeziyetçi, aşırı müdahaleci bir yapı oluşturuldu. Üniversitelere adeta bir deli gömleği giydirildi. Üniversitelerin ancak özgür düşüncenin, eleştirel düşüncenin damgasını vurduğu, yönetimlerde yaygın bir katılımın var olduğu, tabulardan yoksun mekanlar olduğu bir yana bırakıldı.
       Bir başka yanlış:
       Bütün üniversiteler aynı kaba konuldu. ÖDTÜ, İTÜ, Boğaziçi gibi kurumlaşmış, gelenekleri oluşmuş, 'YÖK düzeni'yle bile işlerini yürütebilen üniversitelerle, daha dün kurulmuş üniversiteler her açıdan aynı muameleye tabi tutuldu.
       Şöyle yakınıyordu bir rektör:
       "YÖK sistemi, üniversiteyi bilimsel açıdan daha iyi duruma nasıl getiririm diye kurulmadı. Üniversiteyi nasıl daha iyi kontrol altında tutarım diye kuruldu. YÖK müfettişleri geliyor. Eğitimin kalitesini sorguladıkları yok. Daha iyi daha kötü öğrenci yetişip yetişmediğine bakmıyor. İlmi yayınlar iyi mi, kötü mü ilgilenmiyor. Kütüphanenin durumu nasıl, dergi kitap akışı ne alemde sormuyor."

İyiyle kötü...

       Üniversite düzeni bozuk!
       YÖK'le olmuyor.
       Fakat konuyu sadece atama - seçim tartışmasına indirgemek de doğru değil. Üniversite düzeninin kökten ele alınması lazım.
       Bilimsel liyakatin ön plana çıktığı... İyiyle kötünün bilimsel liyakat açısından tartıldığı, ödüllendirildiği... Rekabetin mutlaka devreye sokulduğu... Öğrencilerin de yönetime katıldığı... Fırsat eşitliğini kollayan yaygın bir burs sistemi ile paralı yüksek öğrenimin gündeme getirildiği...
       Yeni bir düzene ihtiyaç var.
       Bunun anlamı açık:
     Üniversite reformu...
       Cumhurbaşkanı Sezer'in vetosu, dileriz, bu kapıyı açar.


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr