Büyük Ortadoğu (3)

Büyük Ortadoğu (3)



İç savaşı, kaosu yaşayan bir Irak mı? Yoksa kapısını istikrar ve demokrasiye açarak huzur ve barışa doğru yol alan bir Irak mı?
Türkiye için elbette ikincisi.
ABD ve AB için de öyle.
Irak'ta savaşa karşı olmak bugün artık geçmişte kaldı. Bu ülkede teröre değil, barış ve istikrara kaynaklık edecek yeni bir yapının kurulması, aklı başında herkesin - özellikle özgürlük, demokrasi, hukukun üstünlüğü, kadınla erkek eşitliği gibi değerleri benimseyenlerin - ortak çıkarı haline geliyor.
Neden mi?
Dünyanın unuttuğu yoksul bir Afganistan'ı üs seçen El Kaide'nin, dünyanın bir ucundan gelip öbür ucundaki New York'ta İkizleri vurabilmesi - ya da 15 ve 20 Kasım'da İstanbul'u kana boyaması - yatıyor, bazı başların akıllanmasında...
Bu nedenle, henüz tam şekillenmemiş olsa da, Büyük Ortadoğu Projesi yalnız Amerika'yı değil, 14 milyon Müslümanın yaşadığı Avrupa'yı da yakından ilgilendiriyor. İslam coğrafyasında Afganistan ve Irak'tan başlayarak bir düzen değişikliği ihtiyacı - mekanizmaları nasıl olacak sorusu saklı kalmak üzere - ABD ile AB'yi birbirine yaklaştırıyor.
Bunun en yeni işareti olarak, geçen hafta Alman Başbakanı Schröder'in Washington'da Başkan Bush'la Büyük Ortadoğu konusunda ilke anlaşmasına varmış olması gösterilebilir. Bu arada BM'nin, NATO'nun Afganistan'dan sonra Irak'ta da devreye giriyor olmaları yine Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinin dışında değil.
Türkiye de öyle, bu projenin dışında değil. Kalamaz da. Kalması da çıkarlarına ters düşer. Ama hangi koşullarla içinde yer alır? Böyle bir projenin nasıl gerçekleşeceği konusunda Türkiye'nin elbette kendi çıkar dengelerini yansıtan tercihleri olacak.
Tekrarlamakta yarar olabilir:
Bütün İslam coğrafyasını bugün olumsuz etkileyen bir şeytan üçgeni var. Bir köşesinde Filistin - İsrail çatışması, bir köşesinde köktendinci terör, bir köşesinde Irak'taki savaş halinin bulunduğu bir üçgen. Burada yeni düzen nasıl kurulacak? Değişim rüzgarlarının İslam coğrafyasında esebilmesi için işe bu üçgenden başlamak lazım. Öncelikle güvenlik ayağını dikerken, ekonomik ve politik paketleri de devreye sokmak gerekiyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrasının Avrupası'nda da farklı olmamıştı. Sovyet yayılmasını durdurmaya dönük güvenlik sistemi NATO'yla kurulmuştu. Marshal Planı ekonomik ayaktı. Kısa adı AGİT olan ve demokrasiydi, insan haklarıydı, sivil toplumdu, şeffaflıktı gibi konuları dert edinen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı üçüncü bir bacak olarak sonradan devreye sokuldu.
Şimdi OGİT kurulacak mı?
Yani Ortadoğu Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı... NATO, küresel terör ile ilgili olarak Afganistan'dan sonra Irak'la devam edip İslam coğrafyasında ne kadar boy gösterebilecek? Ortadoğu için Marshal Planı nasıl oluşturulacak?
Bu sorular gündemde.
Bizi de çok yakından ilgilendiren bu sorular, haziran ayında İstanbul'da yapılacak NATO Zirvesi'ni Türkiye açısından yaşamsal kılıyor. Büyük Ortadoğu Projesi'nin şekillenmesi bakımından en önemli eşiğin belki de bu zirvede atlanması gerekecek.
Şöyle denebilir:
Bugün Kıbrıs'ta çözüm ve AB'den tarih gündemdeyse, bu ikisinin Büyük Ortadoğu Projesi'yle de bağı var.
Avrupa, Büyük Ortadoğu'da Amerika'ya karşı bir ağırlık olacaksa, bu kapının Türkiye'siz pek açılamayacağını 11 Eylül dünyasında görmüş durumda. Bu nedenle Türkiye'yi dışlamak, tümüyle Amerika'ya bırakmak istemiyor. Amerika'yla yarışabilecek global stratejik güç olmak için özellikle Ortadoğu'da Türkiye'yi yanına çekmenin önemini kavramış durumda Avrupa...
Amerika ise AB'den tarih alamamış, Avrupa'dan dışlanmış bir Türkiye'nin siyasal ve ekonomik açıdan istikrarsızlık çukuruna düşeceğini, dini ve laik milliyetçi rüzgarlarla olmadık sulara savrulabileceği görüşünde. Böyle bir Türkiye'nin Ortadoğu'da oynayacağı rolün ve modellik vasfının değerinden kaybedeceği Washington'da ağır basan bakış açısı...
Böylece Amerika'yla Avrupa, Türkiye'nin istikrarlı bir bölgesel güç haline gelebilmesi için Kıbrıs'ta çözüm ve AB'den tarihin taşıdığı önem konusunda aynı çizgiye gelmiş durumdalar.
Türkiye için iyi mi, kötü mü?
Gayet iyi. Hükümet de iyi olduğunu düşündüğü içindir ki, Kıbrıs ve AB'de doğru yolda gidiyor, çözüm ve tarih için kararlılık gösteriyor. Çünkü Türkiye evinin içini derleyip topladıkça, Kıbrıs'ı çözüp evinin önünü temizledikçe büyük bir sıçrama yapacağını, böylece insanının aş ve iş sorununu çözerken, coğrafyasında çok önemli bir stratejik oyuncu haline geleceğini biliyor.
Devamı yarına...
Çünkü konunun yalapşap klişelere sığmayacak incelikli yanları var.