Çankaya üzerinden Ankara'ya mesajlar...

Çankaya üzerinden Ankara'ya mesajlar...


NEW YORK


       Notlarıma bakıyorum, hepsi aynı. Benzer sözcüklerle övülmüş Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer... Sanki hepsi ağız birliği etmişler. Chirac, Clinton, Schröder, Klestil, Sandy Berger... Sezer hakkındaki olumlu ifadeleri neredeyse birbirinin hep aynı.
       İlginç değil mi?
       Elbette.
       Kötü mü?
       Niye kötü olsun ki?
       Türkiye Cumhurbaşkanı'nın demokrasi ve hukuk devleti açısından Batılı liderlerce olumlu karşılanmasından ancak memnunluk duyulabilir.
       Peki, neye işaret bu?
       Şöyle denebilir:
       Ankara'ya demokrasi ve insan hakları mesajları artık Çankaya Köşkü üzerinden verilmeye başladı. Bir söylem değişikliği söz konusu.
       Evvelce, bu gibi görüşmelerdeki söylemin daha çok eleştirel olduğu dikkati çekerdi. Türk tarafı ise biraz savunmada kalırdı. Cumhurbaşkanı Sezer'e yönelik şimdiki söyleme gelince, "Siz zaten biliyorsunuz, bu fikirlerin sahibisiniz" diye başlıyor.
       Önce Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, Sezer'le görüşmesinde Türkiye Cumhurbaşkanı'nın 'Hukukçu kimliği ile reformcu özellikleri'nin altını çizdi. Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle ilişkilerinde bunun oynayabileceği olumlu rolü belirtti.
       Amerikalı gazeteciler, Başkan Clinton'ın Milenyum Zirvesi'nde görüşeceği az sayıdaki liderler arasında Cumhurbaşkanı Sezer'e neden yer verdiğini Başkan'ın Milli Güvenlik Danışmanı Sandy Berger'e sordular.
       Milenyum Zirvesi'ne 160 civarında devlet ve hükümet başkanı katılıyordu. Bunlardan 40 kadarının Başkan Clinton'dan randevu talebi vardı. Ancak Beyaz Saray, New York'ta iki gün kalacak olan Clinton için aralarında Sezer'in de bulunduğu 8 görüşme isteğini kabul etmişti.
       Niye?
       Sandy Berger, Türkiye'nin ABD açısından önemine işaret ederken şöyle dedi:
     "Cumhurbaşkanı Sezer, Türkiye'de demokratik reformların ve hukuk düzeninin en önemli savunucularından biridir."
       Sezer'le Waldorf Astoria otelindeki görüşmesinde Clinton'ın sözleri de farklı değildi:
     "Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle ilişkileri açısından çok önemli adımların atılmasında, sizin saygın devlet adamı kişiliğinizle çok önemli katkıda bulunacağınızdan kuşku duymuyorum."
       Almanya Başbakanı Schröder de aynı çizgide konuştu Sezer'le görüşmesinde. Hatta biraz daha ayrıntıya girdiği söylenebilir:
     "Türkiye AB'ye tam üyelik konusunda hızlı davranmalı. Ben desteklemeye hazırım. Biz sizin fikirlerinizi, açıklamalarınızı başından beri takip ediyoruz. Sizin bu tutumunuzu, Türkiye'nin reform çabaları açısından çok önemsiyoruz. Almanya'daki bilimsel ve siyasal çevrelerin gözünde çok saygın bir yeriniz var. Fikirlerinizi takdir ediyorum."
       Avusturya Cumhurbaşkanı Klestil'in üslubu da diğerlerininki gibi.
       Sezer'e diyor ki:
     "Kararlılıkla savunduğunuz fikirleri takip ve takdir ediyoruz."
       Hatta İsviçre Cumhurbaşkanı'nın Sezer'le görüşmesi de benzer çerçeve içinde yer alıyor.
       Amerika, Avrupa ne yapıyor?
       Sezer'i yakın markaja almış durumda. Yeni Cumhurbaşkanı'nın demokrasi ve hukuk devletiyle ilgili görüşlerini takdir ediyor. Tabii bunları nasıl bir kararlılıkla takip edebileceğini de görmek istiyor.
       Bu bakımdan Batılı odaklar, Çankaya'yla hükümet arasında yaşanan Kanun Hükmünde Kararname,yani KHK krizinde Sezer'in ayağını yere sağlam basabildiğini de not etmiş durumdalar.
       Washington'un tartmaya çalıştığı bir başka konudan söz edilebilir. Önemli dış politika olaylarında Cumhurbaşkanı Sezer ne yapabilir? Örneğin Irak'la ilgili bir kriz patlasa, tutumu ne olabilir?
       Washington'un bu konuda Çankaya'nın eski sahipleriyle, bir Özal'la, bir Demirel'le herhangi bir sorunu olmuyordu. Sezer'le de aynı çizgi devam edebilir miydi? Yoksa Sezer'in siyasal görüşlerinde geçmişten kalma Anti - Amerikan çizgiler kendini belli edebilir miydi?..
       Öyle anlaşılıyor ki Washington'un tartmaya çalıştığı konular arasında bu da yer alıyor.

Fırsat...

       Cumhurbaşkanı Sezer...
       Evet, yakın markajda!
       Yalnız dışarıda değil, içeride de hiç kuşkusuz öyle. Daha yeterince bilinmiyor, tanınmıyor. Mahçup, içine kapanık bir kişiliğinden söz edilebilir. Fakat son KHK krizinde de ortaya çıktığı gibi, doğru bildiğini savunan bir yapısı var.
       Dürüst, namuslu bir insan... Ailesiyle birlikte temiz bir geçmişe sahip...
       İç ve dış politikada deneyimsiz. Şimdilik öğrenme aşamasında. Örneğin üç günlük Milenyum Zirvesi de dış politika açısından kendisi için mutlaka öğretici olmuştur.
       Neyi, ne kadar öğrenecek?
       Bu konuda bir şey söylemek için vakit erken. Türk siyasal yaşamı gibi krizi eksik olmayan bir zeminde devletin başı olarak oynayabileceği rol de ucu açık sorulardan biri...
       Şunu biliyoruz: Sezer'in demokratik hukuk devleti konusundaki görüşleri çok açık ve olumlu. Bunları kararlılıkla savunmaya devam ederse, Türkiye açısından önemli bir fırsat gündeme gelmiş olur. Ve bu fırsat devletin tepesindeki krizlerle harcanmazsa, Türkiye için hayırlı olur.



Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr