Çocuklar...

Çocuklar...


Hasan CEMAL

       İlkokul çocukları söylüyor: "İnsanlar elele tutuşsa, birlik olsa, hayat bayram olsa..." Doburçan Nazım Hikmet İlkokulu öğrencileri. Nazım'ın dizelerini hatırlıyorum: "Dünyayı verelim çocuklara, hiç değilse bir günlüğüne, allı pullu bir balon gibi oynasınlar, türküler söyleyerek."

Dünyayı çocuklara bıraksak, hayat bayram olsa!

       Mavi gözlü koca adam, ağaca dayanmış sessizce ağlıyor. Yanaklarından sicim gibi yaş iniyor.
       "Niye ağlıyorsun?"
       "Gurur duyuyorum da ondan. Babamız geldi, Paşamız geldi. Türkler geldi, ondan ağlıyorum."
       Gözlerinde hem sevinç, hem hüzün.
       Soruyor:
       "Sen de Babamızla mı geldin?"
       Omzuma yaslanıp içini döküyor:
       "Buralarda bir ara çok eziyet çektik beyim çok. Korkuyla yaşadık. Sırplar fena zulüm yaptı. Şimdi sevinçliyim, Türkler geldi."
       Prizren.
       Osmanlı - Türk karakteriyle insanı zaman tüneline çeken güzel şehir. Son iki yaz acılı günlerinde gelmiştim. Kosova'da Türklerin en yoğun yaşadıkları Prizren, Cuma günü bayram yeri gibiydi. Çoluk çocuk herkesin elinde Türk bayrakları Doğru Yol Derneği'nin önünde toplanmıştı.
       Anababa günüydü ortalık.
       Bir İstiklal Marşı söyleniyor, bir Dağ Başını Duman Almış... Sonra arkasından 1970'lerde meşhur olmuş bir şarkı. O zamanlar Şenay'ın sesinden Ecevit'in seçim meydanlarını çınlatan şarkıyı kız çocukları şen şakrak söylüyorlar:
     
       İnsanlar elele tutuşsa
       Birlik olsa
       Hayat bayram olsa...

       Doğru Yol Derneği'nin içi tıklım tıklım. Cumhurbaşkanı Demirel, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıklıoğlu, Milli Savunma Bakanı Çakmakoğlu dert dinliyorlar.
       Yakınan, Kosovalı Türkler.
       Sırplar'dan değil, Arnavutlar'dan yakınıyorlar bu defa...
       Bir lider diyor ki:
       "Türkçe eğitim yapılmazsa, Türk dilinin eşitliği resmi düzeyde kabul edilmezse, radyodan sonra televizyonda da Türkçe yayına izin verilmezse, gazetelerimiz çıkmazsa, yeni Kosova yönetiminde gerçek temsil hakkına sahip olmazsak, haklarımız 1974 Anayasası'ndan daha geriye giderse, milli kimliğimizi, Türklüğümüzü koruyamayız. Türkçeyi, Türklüğü yaşatmak istiyoruz."
       Demirel mikrofonu alıyor:
       "Buradaki Türkler evlad - ı fatihandır. Yani Anadolu'dan getirip burada bıraktıklarımızdır. Onun için sizlere manevi borcumuz büyüktür. Biz diyoruz ki çok dilli, çok etnili, çok kültürlü Kosova mozayiği yaşasın. Arnavut, Türk, Sırp barış içinde bir arada yaşasınlar. Ve tabii Kosova'nın yeniden şekillenmesinde Türklerin yeri olsun."
       Demirel, bir Türk köyü olan Mamuşa'da da aynı şeyleri söylüyor:
       "Birlik olun. Türkçe eğitime sahip çıkın. Türkçe yayın organlarınıza sahip çıkın. Dili ve sesi olmayan millet kaybolmaya mahkumdur."
       Demirel'in çağrısı:
       "Bütün Balkanlar'a sesleniyorum. Husumetten, kinden, nefretten arınmış, Avrupa'yla bütünleşmiş, demokrat bir Balkanlar'ı el birliğiyle kuralım."
       Demirel'in Orgeneral Kıvrıkoğlu'yla Kosova'ya yaptığı bir günlük gezinin mesajları böyle.
       Özetle denebilir ki:
       Türkiye'siz Balkanlar olmaz!
       Kosova'nın BM yöneticisi Kouchner'le Priştine'de görüşürken şöyle diyor Demirel:
       "Bugün Türkiye'de, Arnavutluk ve Kosova'nın toplam nüfusundan daha fazla Arnavut var. Ve Türklerle Arnavutlar kardeşçe yaşıyorlar. Kosova'da da öyle olması için her türlü yardıma hazırız."
       Kosova'nın işi zor.
       Geçen yaza göre bir düzelme dikkati çekiyor. Yavaş da gitse bir imar faaliyeti başlamış. İnsanların üstleri, başları düzgün. Yüzler daha çok gülüyor. Ancak yetki karmaşası var. Anarşiden söz edenlere rastlanıyor. Hayat güç!
       Sırplar yok, gitmiş!
       Onca Sırp zulmünden sonra Sırplarla Arnavutların yeniden bir arada yaşamaları şimdilik iyi niyetli bir temenniden ibaret. Prizren'de, Priştine'de dinledik. Hemen her gün kaçmış olan Sırpların evleri yakılıyor. Ortalık yerde Sırpça konuşmak da tehlikeli...
       Çok etnili, çok kültürlü Kosova'yı kurmak şimdilik uzak ihtimal. BM yöneticisi Kouchner'in Demirel'e söylediği gibi:
       "Kosova'da çok şeyi tamir etmeye başladık. Fakat kalpleri tamir etmek uzun yıllar alacak."
       Priştine'de Türk Eşgüdüm Bürosu'nun önü bayram yeri. Herkesin elinde Türk bayrakları. Çocuklar slogan atıyor:
       "En büyük Türkiye, başka büyük yok! En büyük Baba, başka Baba yok! En büyük bizim asker, başka asker yok!"
       Öğretmenleriyle birlikte gelmişler. Kartondan bir pankart:
     Doburçan Köyü, Nazım Hikmet İlkokulu... Cıvıl cıvıl hayat dolu çocuklar. Nazım'ın dizelerini hatırlıyorum:
     
       Dünyayı verelim çocuklara
       hiç değilse bir günlüğüne
       allı pullu bir balon gibi
       oynasınlar, türküler söyleyerek.

       Çocuklara verseydik dünyayı, kan ve gözyaşını yaşamazdık ki! Onların aklına tarihi kurcalamak gelmezdi ki. Tarihten kin, nefret ve düşmanlık çıkarmazlardı ki. Hayat belki de bayram olurdu, çocuklara vermiş olsaydık dünyayı...




Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr

DİĞER YENİ YAZILAR