Daha güzel bir dünya için Milenyum Zirvesi...

Daha güzel bir dünya için Milenyum Zirvesi...


NEW YORK


       Gece gündüz hiç uyumayan, yerin dibinden dumanlar çıkararak gün boyu homur homur homurdanan bir şehirdir New York. Buna bir de polis arabalarının keskin siren sesleri eklenmiş. Daha doğrusu, zaten New York'un alameti farikası olan bu sesler daha bir sıklaşmış, daha bir cırtlak hale gelmiş...
       Hele bir de oteliniz, Başkan Clinton'ın kalacağı Waldorf Astoria'nın yanı başındaysa ve odanız da pek üst katlarda değilse, işiniz daha zor demektir.
       Birkaç blok ötede taksiden inmek ve güvenlik koridorlarını aşa aşa otelinize yürümekten başka çareniz yoktur. Ayrıca, uzun uçak yolculuğu nedeniyle altüst olan uyku düzeni de bir türlü düzelmez. Yani jet lag denen illeti atlatmanız güçleşir. Zira cırtlak siren sesleri dakika başı sizi yatağınızda zıplatır, zaten çıtkırıldım hale gelmiş uykunuzu devamlı bölebilir.
       New York'tan yakınmak mı?..
       Haşa!
     New York bir ayrıcalık...
       Peki, bu olağanüstülük nedir?
     Milenyum Zirvesi.
       Ev sahipliğini Birleşmiş Milletler yapıyor. Tarihin kaydettiği en kalabalık zirve bu. 159 ülkenin devlet ve hükümet başkanları düzeyinde katılacağı zirve bugün başlıyor.
       Aralarında dün akşam New York'a gelip Beşinci Cadde'deki Pierre Oteli'ne yerleşen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de var. Amerika'ya ilk kez ayak basan Cumhurbaşkanı Sezer BM'de dünya liderleriyle buluşacak. Aralarında büyük olasılıkla Clinton'ın, Putin'in, Schröder'in ve Chirac'ın da bulunduğu 22 dünya lideriyle görüşmeler yapacak...
       Ne diye bu zirve?
       Bütün bu tantananın altında Birleşmiş Milletler'in kimlik bunalımı yatıyor. Beş bin kişinin çalıştığı, bu en büyük küresel örgüt soğuk savaş sonrası ne yapacağını şaşırmış durumda.
       Eskiden iki patronu vardı:
       ABD ile Sovyetler Birliği... 1989'da Berlin Duvarı yıkılıp Sovyetler'in tarihe karışmasıyla birlikte dünyanın tek süper gücü haline gelen ABD, BM'nin de tek patron olarak kaldı.
       Üstelik bu tek patron dünya sorunlarıyla ilgili olarak bir süredir BM'yi dışlayıp kendi başına buyruk davranmayı seviyor. Dünyanın en güçlü devleti olarak kendi çözüm yollarını dikte etme eğilimi Washington'da uç vermiş durumda...
       BM'nin bir güçlüğü daha var:
       Kasası tamtakır... Çünkü ABD para musluklarını kısmaya devam ediyor. Bu da BM'nin hem manevra alanını daraltıyor, hem de kimlik bunalımını derinleştiriyor.
       Birleşmiş Milletler kimine göre son derece ucuz çay kahveyle koridorlarında yarenlik yapılan koca bir kahvehane... Bir meslektaşım "Hayır hayır, daha çok bizdeki KİT'leri hatırlatıyor, kocaman, hantal bir bürokratik aygıt..." dedi.
       Bir diğeri ekliyor:
       "Büyük çoğunluğu Afrika ülkelerinden gelen 'Üçüncü Dünya' diplomatlarının New York'ta ülkelerinin parasını yiyip çarçur ettikleri lüzumsuz bir mekan haline geldi BM ne yazık ki..."
       ABD Dışişleri Bakanı Albright, BM bürokrasisini 'fil'e benzetiyor.
       Bir diplomatımızın sözleri:
       "İkinci Dünya Savaşı sonrası BM'de, bu dünya örgütünde diplomat olarak çalışmak bir ayrıcalıktı. İdealist bir yanı vardı: Savaşa karşı barıştan yana olmak... Bu hava tarih oldu artık."
       Tümüyle işlevsiz mi kaldı BM?
       Bunu söylemek haksızlık ve insafsızlık olur. Hala bir dünya forumu. Büyük küçük bütün ülkelerinin seslerini duyurabildikleri bir zemin...
       Ama BM'nin soğuk savaş sonrasına kendisini uyarlaması gerekiyor. Küreselleşmenin damgasını vurduğu yeni dünya düzeninde hangi alanlarda nasıl bir rol oynayacağına karar vermesi şart.
       Bunun adı da reform!
       BM bu açıdan gecikmiş durumda. Ağır ve hantal bürokrasisi reform sürecinin açılışını kıvıramıyor.
       Ama zoru başarmak zorunda.
       Çünkü dünyanın daha yaşanır bir dünya haline gelebilmesi için yapabileceği çok şey var. Çünkü dünya çok şeye fena halde aç hala!

Ne istiyor dünya?..

       Daha çok barış istiyor dünya. Daha çok insan hakları istiyor. Daha çok hukuk devleti istiyor. Daha çok eğitim istiyor.
       Dünyada hala açlık kol geziyor. Hastalık kırıp döküyor. Varsıl - yoksul uçurumu küçülmüyor, büyüyor.
     Kara Afrika'yı düşün!
       Yaşanan açlığı, AIDS'i, yoksulluğu, katliam ve soykırımları, rejimlerin yozluğunu düşün Afrika'daki...
     Bosna'yı, Kosova'yı düşün! Çeçenistan'ı, Tibet'i, Doğu Timor'u düşün.
       Dünyanın çoğunluğu için yaşam parlak değil. BM'nin, bu küresel örgütün insanlık için yapabileceği güzel şeyler elbette var.
       Bunların başında 'insan hakları kültürü'nü geliştirmek ve buna etkili biçimde sahip çıkmak geliyor. BM Genel Sekreteri Kofi Annan yeni yüzyılı insan hakları yüzyılı olarak nitelerken haklı.
       Ama bu nasıl olacak?
       Bunun yanıtı da BM'nin kendini tabi tutacağı reform sürecinden geçiyor.


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr