Dünyada birinci kümeye aday olmak!

Dünyada birinci kümeye aday olmak!


Hasan CEMAL

     Helsinki


       Başbakan Ecevit'in şu sözlerinin altını çiziyorum: "Avrupa artık Türkiyesiz olamaz; ancak Türkiye de Avrupasız olamaz! Bu ikili gerçeği herkes kabul etmelidir."
     
Ecevit, Helsinki'nin yalnız Türkiye değil Avrupa açısından da tarihi bir dönüm noktası olduğuna inanıyor. Türkiye'nin üyeliğinin yalnız kendisi için değil, aynı zamanda Avrupa Birliği için de yararına işaret ederken şöyle diyor:
     "Türkiye, Rudyard Kipling gibi Doğu ile Batı'nın hiçbir zaman bir araya gelemeyeceğini söyleyen veya Samuel Huntington gibi uygarlıklar çatışmasının kaçınılmazlığını düşünenlerin kehanetlerini de boşa çıkaran bir ülkedir."
       Ama Avrupa'da bunu anlamak istemeyenler de yaşıyor. AB'yi bir Hristiyan Klübü olarak görmek isteyenler de bir gerçek.
       O yüzden Türkiye'nin AB adaylığının ilan edilmesiyle birlikte, daha konferans kulisinde, özellikle bazı Batılı meslektaşlarımız arasında, "Türkiye de şimdi nereden çıktı?" sorusu kulaklara çalınmaya başladı.
       Yer yer sorgulayıcı, bazen alaycı titreşimlerle yüklü sorular arasında şunlar da vardı: Avrupa'nın sınırları nerede bitecek? Bir Asya olan ülkesi Türkiye'yi aday aldık; peki ya Rusya başvurursa ne yapacağız?
       Ecevit'in yanıtına gelince:
     "Boğaziçi köprüleri sadece İstanbul'un iki yakasını değil, Avrupa'yla Asya'yı da birleştiriyor. Yalnız coğrafi anlamda değil, siyasal ve kültür anlamda da iki kıtayı birleştiriyor. Türkler yaklaşık altı yüzyıldır Avrupalı... Ama yalnız Avrupalı değil, aynı zamanda Asyalı, Kafkasyalı, Ortadoğu'ludur. Türkiye yalnız Avrupa ile Asya arasında değil, Hristiyanlık ve Musevilikle İslamiyet arasında da canlı bir köprüdür."


Avrupa'nın sınırları

       Ecevit'e göre, Avrupa'nın sınırları zamanla kaçınılmaz olarak genişleyecek. Kafkaslar'a Gürcistan'dan Azerbaycan'a, hatta Orta Asya'ya kadar genişleyecek. Ecevit bir bakıma ABD Başkanı Clinton'ın sözünü çağrıştırıyor: "Avrupa'nın sınırları özgürlüğün gittiği yere kadar gider!"
       Ya da Avrupalığı yalnız din ve kültürle tarif edenlerin yüzeyselliğini akla getiriyor Ecevit...
       Tam üyelik ne zaman?
       Bu da Ecevit'e çok soruldu.
       Ecevit, Türkiye'nin tam üyeliğe giden yolda sanıldığından çok daha hızlı mesafe alacağını da belirtti.
       Şu sözler onun:
     "AB, Türkiye'nin tam üyelik koşullarını sağlamasının uzun yıllar alacağını düşünüyor. Fakat ben inanıyorum ki, biz bu hedeflere Türk toplumunun dinamizmiyle ve demokrasiye bağlılığıyla çok kısa sürede erişebiliriz. Tabii bunun için Türkiye ve AB'nin üstlenmiş oldukları sorumlulukları iyi niyetle yerine getirmeleri gerekir."
       Bu nokta, Türkiye - AB ilişkilerinin bundan sonraki düğümünü oluşturuyor. Bir yandan Türkiye'nin adaylığa sahip çıkması, öbür yandan AB'nin içtenlikle üzerine düşeni yapmaya başlaması halinde, beklentiler çok daha çabuk gerçeklemeye başlar.
       Kürsüdeki Ecevit formda!
       Eski günlerdeki gibi. Enfes İngilizcesini mükemmel kullanıyor. Soruları yanıtlarken ince ayrımlara özen gösteriyor.
       Yani etkileyici...
       Ecevit'in iki yanında oturan Dışişleri Bakanı İsmail Cem'le AB'den sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali İrtemçelik de yerinde müdahalelerle Türkiye'nin Avrupa pozisyonunun uluslararası basın önünde daha iyi anlaşılmasını sağlıyorlar.
       Ecevit'e en çok yöneltilen sorular:
     Güneydoğu, Kürt sorunu... İdam cezası ve Öcalan hakkındaki ölüm cezası... Kürtçe eğitim, Kürtçe radyo ve televizyon... Asker ve politika...
       Ecevit'in sorulara yanıtları makul. Zorlandığı noktalar olmadı değil ama bazı şeylerin zamanla çözüleceğini, zaman alabildiğini anlaşılır bir üslupla anlatıyor.

Yeni çerçeve...

       Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle birlikte çıktığı yolculuğa değişik açılardan olumsuz bakanlar olacaktır. İçte, dışta eleştirenler, kuşkuyla yaklaşanlar olacaktır.
       Onları geçiyoruz.
       Bir nokta kesin:
       Türkiye'nin siyasal, ekonomik ve sosyal açılardan ileri gitmesini, daha da modernleşmesini içtenlikle isteyenler için -ki bunlar Türkiye'de büyük çoğunluğu oluşturuyor- Helsinki mutlu ve tarihi bir dönüm noktasıdır.
       Ortaya çıkan yeni bir çerçeve.
       Bu çerçeve bir yandan Avrupa'yla bütünleşmenin nasıl olacağını söylemektedir. Öbür yandan Türkiye'yle Yunanistan arasında Ege'den başlayıp Kıbrıs'a uzanan sorunların barışçı yollardan nasıl çözüleceğini de gösteriyor.
       Uzlaşmadan geçiyor çözümler.
       Her tarafın haklı olduğu noktalar var. Çare ise sorunları, konuları masaya dökmek, diyalog oluşturmak... İçinden çıkılamayanları ise mahkemeye götürmek...
       İyi niyetle yola çıkılırsa, uzlaşmanın erdemine inanılırsa, Ege'nin iki yakasındaki şahinlerin, çözümsüzlüğü bugüne kadar meslek edinmiş olanların umutları çok çabuk boşa çıkartılabilir.
       Bu bakımdan Başbakan Ecevit'in, yirmi yıl önce Yunanistan Başbakanı Karamanlis'le başlattığı zirve diplomasisi, şimdi de Başbakan Simitis'le başlatılabilir. Nitekim Ecevit dün sorum üzerine bu kapının aralık olduğunu belirtti.

Başarı ve imzalar...

       Helsinki Zirvesi bir başarı!
       Bu başarının altında içte ve dışta birçok imza var, birçok neden var. Amerikası var. Almanya'nın Yeşilleri, Sosyal Demokratları var. Fransası, İngilteresi var. Finlandiyası var.
       Demirel'le Ecevit var. Koalisyon liderleri Yılmaz'la Bahçeli var. Ve tabii Dışişleri Bakanlığı kadroları var. Hiç kuşkusuz Dışişleri Bakanları İsmail Cem'le Yorgo Papandreu'nın başlattıkları diyalogun olumlu etkileri var. Başbakan Simitis'in Türkiye'ye karşı vites değiştiren tavrı var.
       Avrupa sonunda, Amerika'ya göre gecikmeli de olsa, Türkiye'nin önemini teslim etti. Hem kendisi hem Türkiye için tarihi dönüm noktası niteliğinde bir adım attı. Ecevit'in dediği gibi "Artık Türkiyesiz Avrupa, Avrupasız Türkiye olamaz!"
       Böylece Türk - Yunan ilişkilerinde yeni ve tarihi bir dönem açıldı. Ege'de barış gölüne, Kıbrıs'ta kalıcı ve hakça bir çözüme gidişin mümkün olabileceği bir iklim ortaya çıktı. Bu iklimi korumak ve geliştirmek ise tarafların lider kadrolarına yeni sorumluluklar yüklemiş durumda...
       Türkiye yeni yüzyıla, yeni milenyuma iyimserlikle, moral kazanarak giriyor. Dünyada birinci kümeye adaylığını koyuyor.
       Gelinen nokta küçümsenmesin!
       Çünkü kolay gelinmedi buraya.
       Bütün deprem felaketlerine ve olumsuzluklara rağmen Türkiye yeni bir yolculuğa çıkmış durumda.
       Yolu açık olsun.



Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr