Dünyayı her gün yeniden kurmak...

Dünyayı her gün yeniden kurmak...


       Anımsamaya çalışın, 1950'den beri soluk soluğa yaşadığımız çalkantılı yılları... Bu heyecan verici dönemde Türkiye'nin olağanüstü değişimine tanıklık etmiş bir gazetenin aynı zamanda canlılığını koruyarak ayakta kalabilmiş olması bir başarı öyküsüdür.
       Milliyet 50 yaşında!
       Daha genç bir gazete...
       Ama bir kurum olarak, hele Türkiye koşullarında yarım yüzyılı geride bırakabilmek altı çizilmesi gereken bir olaydır. Çünkü hiç de kolay olmayan bir elli yıldır bu. Yalnız Türkiye için değil, Milliyet için de...
       Önde gelen bazı gazetelerimiz gibi Milliyet de, ülkemizin temposu çok yüksek gelişimine ayna tutarken, yani tarihin ilk kopyalarını sayfalarına yazarken, yarım asırlık bu büyük altüst oluşun acılarını da yaşadı.
       Bu açıdan bir tek Abdi İpekçi'yi hatırlamak yeterli olabilir. Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazar olarak Milliyet'in ilk 30 yılına damgasını gerçekten vurmuş olan ve bizim gazetecilik mesleğimizde derin ve güzel bir iz bırakan Abdi Bey'i teröre karşı demokrasi mücadelesinde yitirdi bu gazete.
       Milliyet bir başka Genel Yayın Yönetmeni'ni daha, Çetin Emeç'i teröre kurban verdi. Askeri rejim dönemlerinin sıkıntılarını yaşadı. Demokrasi ve basın özgürlüğü için kavga etti.

       * * *

       Gazete olmak kolay değil.
       Gazeteci olmak da.
       Hele bu topraklarda...
       Doğrularımız, yanlışlarımız var. Ama şurası bir gerçek: Bugün basın olarak kendi kendimizi az eleştirdiğimiz dertli bir dönemden geçiyoruz. Ya da eleştiriler her zaman gerçek sorunlarımızda odaklanmıyor.
       Mesleğimizi ilgilendiren temel konuları, 'işyeri fetişizmi'nin üstüne çıkarak, bir başka deyişle patronlardan ayrı olarak ele alma alışkanlığını yıllardır edinemedik. Bunu hiç olmazsa önemli olaylarda yapabilseydik, bundan hepimiz, patronuyla çalışanıyla bütün basın olumlu yönde etkilenirdi.
       Basın bugün ülkemizin en önemli sivil toplum kuruluşlarından biri. Belki de başında geliyor. Türkiye'nin siyasal ve ekonomik modernleşmesinde öteden beri çok önemli bir işlevi olduğunu düşünüyorum.
       Ama bu yazımda ben daha çok eksilerimizin altını kısaca çizmek istiyorum.
       Sansasyon eski hastalığımız. Neredeyse her şeyi magazinleştirme, günlük deyişle sulandırma merakı yaygın. Hataları açık yüreklilikle kabullenmek, cevap hakkına gereken saygıyı göstermek, kişilik haklarına itina etmek gibi gazeteciliğin temel kurallarına her zaman uyduğumuz söylenemez.
       Meslek içi eğitim yetersiz.
       Türkçemiz iyi değil
       Toplumsal sorunlarla, çalışan yığınların dertleriyle ilgilenme reytingimiz ne yazık ki düşük.
       Televizyon - ya da son zamanlarda internet rekabetinin - bizde yazılı basını yanlış yola ittiği görülüyor. Derinleşmek yerine yüzeyselleşmek diye özetlenebilir bu durum...
       Başka konularımız var:
       Devletle, iş ve politika dünyasıyla basın arasında var olan ve var olması gereken mesafe ve ilişkiler... Basının kendi içinde, işletme ve finans ile yazı işleri ve haber üniteleri arasından geçmesi gereken duvarlar... Bu bakımlardan ölçüler yerli yerinde sayılmaz.
       Promosyon bir başka hikaye...
       Bunların tümü bizim sorunlarımız. Yalnız gazetecilerin değil, gazete sahiplerinin de sorunları. Hepsinin üzerinde daha çok vakit harcamak zorundayız. Hepimizin saygınlığı ve inandırıcılığı için gerekli bu zihinsel egzersiz...
       Biliyorum uzadı.
       Ama Milliyet gibi köklü bir gazetenin 50. yaşını mesleğimizin sorunlarına şöyle bir değinmek için fırsat saydım.

       * * *

       Gazetecilik kendine dönüktür. Gazeteci milleti, tarihi yaşarken yakalayacağını sanır. Belki de tarihe tanıklık duygusudur, gazeteciyi ayakta tutan...
       Ya da gerçeği yakalamak için haberin, röportajın, fotoğrafın, yani güncelin peşinde koşarken, hep böylesi duygularla heyecanını canlı tutar. Olayları yorumlarken de farklı değildir. Bir yazdı mı bir anda dünyayı değiştireceğini bile düşünür.
       Abartıyorum.
       Şunun için:
       Gazeteci çalışırken kendini dünyanın merkezine koyar. Bu haberci için de öyledir, yorumcu için de... Biz gazeteciler dünyayı her gün yeniden kurarız. Yani bizim için dünya bir günlük sayılır.
       Belleğimiz bu yüzden zayıf olabilir mi?
       Bilemiyorum.
       Milliyet'te yeniyim. Daha iki yılım dolmadı. O yüzden Milliyet'in elli yıllık tarihinin altında imzası olan belli başlı kahramanları, dünyayı her gün yeniden kurmanın keyfini bize yaşatanları isim isim sayma cesaretini, hata yaparım diye, kendimde bulamadım.
       Hepsini saygıyla anıyorum.
       Milliyet'i bugünlere getiren herkesi, gazetemizin sahibi Aydın Doğan'ı ve Genel Yayın Yönetmenimiz Yalçın Doğan'ı kutluyorum.



Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr