Düş kırıklıkları üzerine bir yazı...

Düş kırıklıkları üzerine bir yazı...


Düş kırıklıkları üzerine bir yazı bu. Ama ekonomiyle ilgili... Neredeyse bütün dertlerimizin anası olan ekonomiyle ilgili düş kırıklıklarından bir türlü kurtulamıyoruz.
Gelmiyor beklediğimiz yarınlar!
Niye?
Çünkü enflasyondan kurtulamadık.
Hayat pahalılığı sanki kaderimiz.
Yolsuzluk ve rüşvet kanıksandı.
Fırsat eşitliği hep hayal!
Toplumsal dayanışma hep lafta!
Gelir dağılımı hakçalıktan uzak.
Ahlaksızlık, yozlaşma...
Hayatın kalitesi düzelemiyor.
Gıdım gıdım kalkınıyoruz çünkü...
Ankara önümüzü açamıyor. Siyaset kurumu ayakbağı! Devleti ekonomiden çekip hukuk devletini bir türlü ayaklarının üstüne oturtamıyor. Halka hesap veren, kendisinden hesap sorulan şeffaf bir devlet ve politika düzenini kuramıyor. Hukukun üstünlüğü hep Kaf Dağı'nın arkasında...
Düş kırıklıkları bu yüzden.
Türk ekonomisinde gerçek yapısal değişim 24 Ocak'la 1980'de başladı. Demirel - Özal ikilisiyle. 12 Eylül askeri yönetimiyle de devam etti ekonomide liberalleşme...
Sonra Özal'ın ANAP devri açıldı.
1983 - 1986 arasında büyük reformcu adımlar atıldı ekonomide. Ancak Özal 1987'de Demirel'in sahneye çıkmasıyla birlikte frene bastı, vites değiştirdi.
Önceliği politikaya verdi.
Popülizme kaydı!
Devletin ekonomiden çekilmesi gibi hayati bir konuyu erteledi Özal. Enflasyon canavarı böylece başını yeniden kaldırdı. Oysa, 1983'te, 1984'te yüzde 20'lere kadar gerilemişti.
Bir başka deyişle:
Özal'ın başkanlık sistemine dönük hesapları ekonomide yapısal değişimi gündemden düşürdü.
Sonuç:
Enflasyon 1989 ve 1990'da patladı.
Ekonomide ikinci düş kırıklığı dönemi, 1991 genel seçimlerinden sonra DYP ile SHP arasında kurulan büyük koalisyonla yaşandı. Demirel - İnönü ikilisi ne yazık ki ekonomide yapısal değişime el atmadılar.
Özelleştirme yerinde saydı.
Sosyal güvenlik düzeninde olmadık popülist adımlar atıldı vs...
Çiller dönemi bir başka düş kırıklığı kaynağı oldu. 1994 krizi yaşandı. Yoksullaştık. Enflasyon alın yazımız haline geldi.
Siyaset sahnesindeki bölünmüşlük ve zayıf hükümetler dönemi, düş kırıklıklarının kaynağında yatıyordu.
Gün geldi, deniz bitti!
Ekonomide duvara dayandık.
Üçlü koalisyon, 350 sandalyelik mutlak çoğunluğa sahip Ecevit hükümeti böyle bir ortamda kuruldu. Koalisyon liderleri Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz kendilerinden beklenmeyen iddialı bir başlangıç yaptılar.
Enflasyon sözü verdiler.
Avrupa Birliği sözü verdiler.
Temiz toplum sözü verdiler.
Terörü yok etme sözü verdiler.
Bütün bunlar aynı hedefe yürüyen, iç içe vaatlerdi. Başta ekonomide olmak üzere yıllardır yaşamış olduğumuz düş kırıklıklarına son verecek tarihi bir yürüyüş hiç beklenmedik bir zamanda Türkiye'nin gündemine çıktı.
Bu gündem, Atatürk'ün çağdaş uygarlık gündemiydi. Ülkemizin dünyada birinci kümeye çıkabilmesinin yolu bu gündemin gerçekleşmesinden geçiyordu.
Umutlandık.
Ekonomideki ilk adımlar olumluydu. Bütçe disiplini sağlanmaya başladı. Vergi düzeni iyiye gitti. Sosyal güvenlik ve bankacılıkta reformcu adımlar atıldı. Özelleştirme için gaza basıldı.
Faizler düştü.
Bütçe açığı küçüldü.
Enflasyon inişe geçti.
Borsa yükseldi.
Ama sonra tökezlemeye başladık. Hükümet kendi içinde, başta özelleştirme ve bankacılık olmak üzere reformculuk konusunda ipe un serdi. Türkiye'nin niyeti hakkında dışarıya kötü sinyaller gitti. Bazı Bakanlar Kurulu üyelerinin, çıkılan yolun niteliğini kavrayamadıkları anlaşıldı.
Sonuç:
İki fena vurgun yedik.
Biri kasımda, bir şubatta.
Yine düş kırıklığı çukuruna düştük. Şimdi bu çukurdan çıkma çabası içindeyiz. İşler kolay değil. Ancak, Kemal Derviş'le birlikte yeni bir umut dalgası yakalanabilir.
İlk işaretler iyi...
İnşallah, bir düş kırıklığı daha yaşanmaz.










DİĞER YENİ YAZILAR