Erdoğan, bu kadar kırık notla sınıfta çakar!

Eklenme Tarihi10.09.2008 - 1:46-Güncellenme Tarihi10.09.2008 - 1:47

Bazen sözü uzatmak yersiz kaçar. En kısa deyişle:  Başbakan Erdoğan, bu kadar kırık notla 'demokrasi okulu'nda sınıf geçemez, sınıfta çakar.
Şunu rahatça söyleyebilirim:
Deniz Feneri olayı -ya da Almanya'da görülmekte olan Deniz Feneri e. V. Davası- ile ilgili son çıkışlarına hangi pencereden bakılsa, apaçık görülüyor Başbakan Erdoğan'ın nasıl döküldüğü...
Birinci kırık not...
Bir iddianame, özgür basına sahip her ülkede haberdir. Haberleştirilip kamuoyuna yansımasıyla birlikte üzerinde konuşulur, tartışılır. Bir ülkenin başbakanının kalkıp bir iddianamenin haber konusu yapılmasına böylesine bir hiddetle karşı çıkmasına demokrasilerde rastlanmaz.
İkinci kırık not...
Deniz Feneri davası Almanya'da, Frankfurt Mahkemesi'nde görülüyor. Alman savcının iddianamesinde Başbakan Erdoğan'ın da adı var. CHP lideri Baykal bu noktayı kamuoyunun dikkatine getiriyor. Ve olay böylece medyaya daha ayrıntılı biçimde yansıyor.
Uzun yıllar genel yayın yönetmenliği yapmış olan bir gazeteciyim. Benim önüme de böyle bir iddianame gelse, hiç öyle utangaç da davranmaz, haberi manşete çakar, sonuna kadar üzerine giderdim.
Başbakan Erdoğan'ın bundan dolayı özellikle Aydın Doğan'ı, bu gruptaki gazete yöneticilerini, benim de aralarında yer aldığım köşe yazarlarını böylesine hedef almış olması yanlıştır, haksızlıktır, demokrasi kültürü açısından büyük bir talihsizliktir.
Üçüncü kırık not...
İddianame, adı üstünde 'iddialar'dan oluşur, son söz değildir. Bazen son derece zayıf da çıkabilir iddianameler... Başbakan Erdoğan, Deniz Feneri iddianamesinin kendisiyle ilgili bölümüne ilişkin yazılı bir açıklamayla kamuoyunu aydınlatabilirdi. Eğer frene basabilse, demokratik hukuk devletine yakışan bir davranışta bulunmuş olurdu.
Dördüncü kırık not...
Yolsuzluklar konusunda duyarlı olduğunu öteden beri hep tekrarlayan Başbakan Erdoğan, Almanya'daki Deniz Feneri davasının Türkiye'ye dönük yüzünde neler olabilir sorusunun üzerine daha enerjik biçimde gidilmesini sağlayabilirdi. Bunu yapmak yerine basını susturmanın, yıldırmanın sevimsiz yollarında yürümeyi tercih etti.
Neden öyle?..
Beşinci kırık not...    
Bir de üslup meselesi var Başbakan Erdoğan'ın. Bu meselesi yeni de değil. Geçmişteki örneklerine kıyasla, bu defa belki daha vahim örneklerin kahramanı oldu. Özellikle Aydın Doğan'a, Doğan Grubu gazetelerinin yönetici ve yazarlarına yönelik üslubu son derece yakışıksızdı.
Çok yazık!
Altıncı kırık not...
Aydın Doğan Kanal D'de Mehmet Ali Birand'ın sorularını yanıtlarken şöyle diyor:
"Ben 50 yıldır bu memlekette iş yapıyorum. Sayın Başbakan, 'Açıklayacağım' diyor. Bana göre bir hafta kalmasına gerek yok, hemen açıklasın. Niye mahkemelere verilmiyor, benimle ilgili bir şey varsa?.. Elinde eğer dosya tutuyorsa, o da şantaj... İkisi de suç! Böyle şey olabilir mi? Bunları konuşan bir ülkenin başbakanı..."
Aydın Doğan'ın bu haklı sözleri, Tayyip Erdoğan'ın 'demokrasi ve hukuk kültürü'nün pek öyle fazla derin olmadığını sergiliyor.
Erdoğan'ın kırık notları çoğaltılabilir.
Ama burada kesiyorum.
Tayyip Erdoğan'ı yıllardır yakından izlemeye çalışan bir gazeteciyim. Son Deniz Feneri olayındaki gibi zaman zaman frenlerinin boşaldığına tanık oldum ve kendisini eleştirdim.
Bunu bazen bilinçli yapıyor.
Bazen de anlaşılan o ki 'kontrol'den çıkıyor.
İkisi de çok yanlış.
Belki ikisinde de, bugün siyaset sahnesinde geçerli alternatifsizlik haliyle, bundan kaynaklanan 'iktidar şımarıklığı'nın da payı vardır.
Geçelim.
Bu yakınlarda, yaz tatilinden de yararlanarak Aydın Doğan'la bir çok kez samimi ortamlarda uzun sohbet fırsatım oldu. Genel siyasal durum, Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin yol haritası ve bunun içinde AB'nin yaşamsal yeri gibi konularda neler düşündüğünü iyi bildiğimi sanıyorum.
Onun için de bu yazıyı, Aydın Doğan'ın Kanal D konuşmasında Başbakan Erdoğan'a yönelik şu sözleriyle noktalamak istiyorum:
"Genç yaşında başbakan oldun. Başarılısın da. Ülkede güzel şeyler yaptın. Bırak bizimle uğraşmayı da Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne götür. Biz de sana yardımcı olalım, elimizden geleni yapalım. Gel Türkiye'nin ekonomik meselelerini çözmek için ne gerekiyorsa yapalım. Yalan yanlış iftira ne varsa, düzeltmeye amadeyiz. Ama tehditle, şantajla, baskıyla olmaz. Bunun adı demokrasi değil. Tayyip Bey de demokrasiyi içine sindirsin."
Türkiye'nin gerçek gündemi budur.
AB seferberliğidir.
Demokratikleşmedir.
Hukuk reformudur.
Ekonominin yapısal sorunlarıdır.
Aş ve iştir, yoksulluktur.
Yolsuzluklarla mücadeledir.
Sayın Başbakan, dileriz, medyayla uğraşmayı bırakır ve en kısa zamanda bu ülkenin temel sorunlarının oluşturduğu 'gerçek gündem'e döner.

Yazarın Diğer Yazıları
Etiketler