Erdoğan’la demokrasinin içini doldurmak!

AİHM, 301. maddeyi demokrasiye aykırı buldu. Neşe Düzel, ‘teröristlik’le yargılanıyor. Ve iktidar çevrelerinden kulaklara çalınan, “Teröre rağmen demokrasi!” sözleri... Peki, demokrasi sözcüğünün içi boş mu kalacak?

Özellikle iktidar çevrelerinden “Teröre rağmen demokrasi...” sözlerinin sıkça duyulduğu şu günlerde kendi kendime demokrasinin halleri nicedir diye sormak geçti içimden...
Ve aklıma iki örnek takıldı.
ÖRNEK BİR...
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden salı günü çıkan Türkiye kararı:
301. madde demokrasiye aykırı!
AİHM, Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesine aykırı buldu.
Sözleşme’nin bu maddesi şöyle der:
“Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir.”
Kararın ilginç ya da devrimci yanı, ortada herhangi bir mahkeme kararı olmadan, yani Türkiye’de iç hukuk yolları tüketilmeden alınmış olmasıdır.
AİHM’nin bu kararına giden yolu, değerli tarihçi dostum Taner Akçam 2007 yılında açmıştı. AGOS gazetesindeki bir yazısından dolayı hakkında Türklüğe hakaret iddiasıyla suç duyuruları ve ölüm tehditleri yapılması üzerine AİHM’ye başvurmuştu.
Kararda iki nokta öne çıktı:
(1) “Ermeni meselesinde devletin makbul görmediği tarzda görüşler ifade edenler için kayda değer bir kovuşturma riski olması...”
(2) “301. maddenin, ifade özgürlüğünün kullanılması hakkına karşı devamlı bir tehdit oluşturması...”
SORU BİR...
Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesini 2008’de anlaşılan ‘iyileştirdiği’ni sanarak yeniden düzenlemiş olan Erdoğan hükümeti şimdi ne yapacak?..
Başbakan Erdoğan eğer demokrasi diyorsa, Avrupa’nın vicdanı sayılan mahkeme, 301. maddeyi demokrasiye aykırı bulmuşsa, iktidar acaba demokrasi sözcüğünün içini dolduracak adımları atacak mı bu konuda?..
ÖRNEK İKİ
Neşe Düzel, değerli gazeteci dostum, ‘teröristlik’le suçlanıyor.
Neden mi?
PKK’nın Avrupa sorumlularından Zübeyr Aydar ve Remzi Kartal’la mülakat yaptığı için... Mahkûm olursa da, gazeteci değil terörist olarak hapse atılacak.
İktidar sahipleri de, “Hapis yatan gazeteci yok!” diye hiçbir inandırıcılığı olmayan demeçlerine devam edecekler.
Demokrasinin neresine sığar bu?
Bu konuda Neşe Düzel elbette tek örnek değil.
Terörle Mücadele Yasası’nın demokrasiyi, ifade özgürlüğünü hiçe sayan, gazetecilikle teröristlik arasındaki çizgiyi şaşıran o rezil maddelerinden dolayı hapiste birçok gazeteci, birçok sivil var.
SORU İKİ...
Erdoğan hükümeti, “Teröre rağmen demokrasi...” diyorsa, 1991’de çıkmış Terörle Mücadele Yasası’nı değiştirmeyecek mi? Demokrasinin gereğini yapmayacak mı?

* * *
Örnekler ve sorular çoğaltılabilir.
Mesela Başbakan Erdoğan, Kürt sorunuyla ilgili olarak asimilasyon devrinin kapandığını söyleyebiliyor.
Ne kadar inandırıcı bu?
Bırakın Kürtçe anadilde eğitimi, okullarda Kürtçenin seçimlik ders olarak kabulü bile bu ülkede hâlâ gündeme doğru dürüst gelmiyor, getirilmiyor.
O zaman sormak lazım Başbakan Erdoğan’a:
“Kendi dilini okulda bile öğrenemeyen, kendi anadilinde eğitim hakkından yoksun olan Kürtler için bu ülkede asimilasyon bitti demek ne kadar inandırıcı olabilir ki?..”
Sayın Başbakan;
Demokrasi konusunda çok iş var yapılacak...