Genelkurmay İkinci Başkanı'nın konuşması üzerine...

Genelkurmay İkinci Başkanı'nın konuşması üzerine...


       Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliği tartışılınca... Demokrasi ve hukuk devleti deyince... Bu çerçevede söz 'Kopenhag kriterleri'ne gelince... Her seferinde bir konu ön plana çıkar:
     Güneydoğu ve Kürtler...
       Ya da bir soru sorulur:
     Türkiye bölünür mü?
       Örneğin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt geçen gün ilginç bir konuşma yaptı. Türkiye açısından 'Avrupa yolunun Atatürk yolu' olduğunu şöyle ifade etti:
       "Avrupa Birliği'ne giriş, ulu önder Atatürk'ün Türkiye'ye gösterdiği çağdaşlaşma hedefinin gerçekleşmesinde jeostratejik ve jeopolitik bir zorunluluktur. Bunda hiç kimsenin şüphesi yoktur."
       Orgeneral Büyükanıt bundan sonra sözü hemen yazımın başında değindiğim konuya getirdi:
       "Ancak, Türkiye'nin bu hedefe üniter ve seküler yapısını muhafaza ederek ulaşması ve bu yönde gereken önlemleri alması en doğal hakkıdır."
       Yerinde bir tespit.
       Ben de Türkiye'nin bölünmesine karşıyım. Üniter, yani tekil devletten yanayım. Demokrasi ve çağdaşlığın vazgeçilmez altyapısı olarak da laikliğin korunmasını savunuyorum.
       Ama nasıl?
       Kritik soru bu. Çünkü, sıra ince ayar konulara geldiği zaman bu soru sıcak tartışmalara yol açıyor.
       Bölücülükle ilgili bir örnek:
     HADEP'i ele alalım. Bu parti, daha çok Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının partisidir. Son seçimlerde bütün Türkiye'de 1.5 milyon civarında oy aldı. Yüzde 4'ün biraz üzerindeki bu oy oranıyla yüzde 10 barajına takıldığı için parlamentoya giremedi.
       Buna karşılık biri Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi olmak üzere Güneydoğu'daki 39 belediyeyi HADEP kazandı. Çünkü HADEP'in Güneydoğu'daki toplam oyları yüzde 40'ın üzerinde. Diyarbakır'da yüzde 60'a ulaşıyor.
       Şurası bir gerçek:
       Güneydoğu'nun kırsal bölgelerinde, bazı ilçelerde, hatta illerde devlet baskısı olmasa, HADEP oy oranını daha da yükseltirdi. Demek ki Güneydoğu'da HADEP dışındaki partilerin esamesi pek okunmuyor.
       Peki, HADEP Güneydoğu'da bu kadar oyu niye, nasıl topluyor? HADEP'in dış politikayla, ekonomiyle, sanatla, kültürle ilgili görüşleri Güneydoğu'da çok tutulduğu için mi?
       Elbette bunun için değil.
       Sorduğunuz vakit alacağınız cevap genellikle aynıdır:
     "HADEP bizim partimiz de ondan."
       Güneydoğu'nun insanı, başka partilerin ve devletin kendisini dışladığına inandığı için her seferinde gidip oyunu 'kendi partisi'ne veriyor.
       Bu parti önce HEP'ti, kapatıldı. Sonra DEP oldu. O da kapatıldı. Yarın HADEP de kapatılırsa, bir başkası kurulacak. Kürt kökenli yurttaşlar da her seferinde gidip kendi partilerine oy verecekler.
       Nedir kendi partisi?
     Kürt partisi!
       HADEP öyle olmadığını iddia etse de bu bir gerçek. Çünkü kendisine oy verenlerin ezici çoğunluğunu Kürt kökenli yurttaşlar oluşturuyor. Bu vatandaşlarımız kendilerine yakın buldukları için HADEP'e oy veriyorlar.
       Burada ister istemez bir konu ön plana çıkıyor:
     Kürt kimliği...
       Kürt varsa, kimliği de var. Dili de, kültürü de var. Kürt varsa, dili ve kültürü de varsa ve ikisi de inkar edilirse, o zaman Kürt sorunu da var demektir.
       Buna Güneydoğu sorunu da diyebilirsiniz ama işin özü çok fazla değişmez. Ve bu sorunu da insanları sadece aş ve iş sahibi yaparak aşamazsınız.
       Burada iki nokta önemli:
     (1) Siz eğer bir yandan HADEP'i yasaklamak yerine, - tabii şiddet ve terörü dışlaması koşuluyla - siyasi faaliyetini mümkün kılar ve bu partiyi siyasal sistemin içine çekerseniz...
     (2) Öbür yandan, Kürt kökenli yurttaşlarımızın kendi ana dillerini kullanma, öğrenme, öğretme yollarını açar, kültürel geleneklerini koruyup geliştirmelerine engel olmazsanız...
       İşte bu iki noktayı gerçekleştirirseniz, hem HADEP'in meşru platformlara çekilerek siyaseten 'ehlileşmesi ya da olgunlaşması' sonucu doğabilir. Hem başka partilerin Güneydoğu'da oy tabanlarını genişletmeleri, yani HADEP'le yarışıp 'Kürt oyları'ndan pay almaları mümkün olabilir. Hem de 'Kürtçülük'ten, 'Kürt milliyetçiliği'nden kaynaklanan ayrılıkçı rüzgarların muhtemel etkisi engellenir.

Yanlışla doğru...

       Bu nedenlerle, Güneydoğu'nun kimlik boyutunu göz ardı edip, yalnızca ekonomik ve sosyal gelişmeye ağırlık vermenin eksik kalacağını düşünüyorum. Çünkü karnı doyan tahsilli insanların daha çok kimlik arayışına çıkacakları, köklerine sarılacakları kanısındayım. Dünyada bunun o kadar çok örneği var ki.
       Onun içindir ki:
     Kürtçe radyo - televizyon, eğitim gibi konulardaki katı tutumun - artık terörün de beli kırıldığına göre - yumuşatılması doğru olur. Türkiye'nin üniter yapısının bundan olumsuz etkileneceğini sanmıyorum.
       Bunun gibi 312'nin değiştirilmesi de Türkiye'nin seküler yapısına tehdit teşkil etmez.
       Orgeneral Büyükanıt'ın genel olarak katıldığım konuşması, bana konunun bazı ince ayar boyutlarını bir kez daha gündeme getirmeme fırsat verdi. Bu ince ayarları daha fazla gecikmeden yapmak ise en başta hükümete, siyaset ve kurumuna düşüyor.


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr