Gül'le Avrupa'nın vicdanına yolculuk!

Cumhurbaşkanı, KKTC'den sonra ilk yurtdışı ziyaretini neden Avrupa Konseyi'ne yaptığını, 'Özel olarak seçtik. Çünkü Konsey, Avrupa fikrini ve değerlerini temsil eder' sözleriyle açıkladı

Şöyle yanıtladı:"Özel olarak seçtik Avrupa Konseyi'ni. Çünkü Avrupa fikrini, değerlerini temsil eder Avrupa Konseyi. Demokrasiyi, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü..."Araya girdim:"Avrupa Konseyi için Avrupa'nın vicdanı da denir."Gül devam etti:"Doğru, Avrupa vicdanı denebilir Avrupa Konseyi için..."Bu kez Mehmet Ali Birand araya girdi:"2003 yılı ocak ayında Başbakan olarak Avrupa Konseyi'nde konuşmuştunuz."Gül devam etti:"Siz de çok güzel bir yazı yazmıştınız."Birand:"Konuşmanızın ilk cümlesini anımsıyorum. 'Burası insan hakları okuludur, ben de bu okuldan geçtim' demiştiniz. Çok alkışlanmıştı."Bu kez de ben araya girdim:"Avrupa Konseyi için Avrupa'nın vicdanıdır dedik. Peki, 301 Avrupa vicdanına sığıyor mu?"Bir an durdu Gül. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le dün sabah Ankara'dan Strasbourg'a uçarken KKTC'den sonra ilk yurtdışı ziyareti olarak neden Avrupa Konseyi'ni seçtiğini sorduk. Belki de bir cumhurbaşkanı olarak bu soruyu en iyi kıvamda nasıl yanıtlarım diye düşündü. Sonra da 301'i zikretmeden, ama bunun bir noksan olduğunu kabul ederek özetle şöyle yanıtladı sorumu:"Avrupa Birliği'yle müzakereler yeteri kadar kriteri karşıladığımız için başladı. Ama noksanlarımız var. Eksiklerimiz var. Meclisimiz bunları tekrar gözden geçirecek. Türkiye çok mesafe aldı, çok şeyler yaptı. Türkiye geriye değil ileriye gidiyor. Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü açısından ileriye gidiyoruz. Önemli olan trend, gittiğimiz istikamet. Yavaş hızlı olabilir ama ileriye gidiyor olmamız önemli... Bir zamanlar Avrupa Konseyi'nde de çok sıkışmıştık. Şimdi öyle değil. Açık toplum olmasından geçiyor Türkiye'nin gücü... Avrupa Konseyi tecrübesinin benim siyasi hayatıma çok katkısı oldu. Doğu âlemini iş hayatında tanımıştım. Doğu âleminin zaaflarını gördüm o zaman. Doğu âleminde çok tartışma yok, çünkü açık toplum yok. Türkiye'nin gücü işte bu açık toplumdan geliyor." Cumhurbaşkanı Gül, bu sözleriyle 301'in AB yolunda bir engel olduğunu dolaylı bir dille belirtti.Ben yine araya girdim:"Siz sanıyorum ilk kez 1991'de Avrupa Konseyi'nde milletvekili olarak görev yapmaya başladınız. Aynı yıl kurulan DYP-SHP koalisyonu da 11 maddelik bir insan hakları programını kabul etmişti. Bunun en başında da bugünün 301'i olan Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesi vardı. 1992'de AB başkentleriyle Avrupa Konseyi'nde çok olumlu bir hava yaratan bu program kâğıt üstünde kalmıştı. 301'in akıbeti de böyle mi olacak?" 'Gücümüz açık toplum olmak' Cumhurbaşkanı Gül, bu soruyu da yine farklı bir üslupla yanıtlamayı tercih etti. Bu üslup farkının cumhurbaşkanı ile başbakan arasındaki fark olduğunu belirtti.Özetle şunları söyledi:"Ben şimdi Avrupa Konseyi'ne bir başbakan değil, bir Cumhurbaşkanı olarak gidiyorum. Ben artık siyasetçi değilim. AB konusunda iyi yoldayız. Bu sefer değişiklikler, merak etmeyin, öyle uzun yıllar almaz. Siyasetçiler bütün yazı çalışarak geçirdi. Yoruldular, bayram sonuna kadar dinlenebilirler. Demokratikleşme konusunda hükümeti cesaretlendirmektir doğru olan. İcraatı yapacak olan hükümettir. Ben destek vereceğim, moral liderlik yapacağım. AB konusunda Avrupa'dan da kaynaklanan olumsuzluklar var. Bu da bizdeki reform heyecanını olumsuz etkiliyor. Hükümetin yeniden reform gündemine yoğunlaşması gerekiyor. Bu bakımdan hükümetin önünde yol haritası da hazır. Ben dışişleri bakanıyken bütün kurumların katılımıyla her şey hazırlandı. Sayın Başbakan yine her işin başındaydı. Ben de onun talimatıyla çalışıyordum."Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı olarak devlet organları arasında uyumu sağlamaya yönelik anayasal görevinden söz ederken, dikkat ediyorum, insan haklarını da, AB'yi de, Güneydoğu'yu da, Kıbrıs'ı da sayıyor. Cumhurbaşkanı Gül'le uçak sohbetimizin içinde DTP, terörle şiddet, PKK da vardı. Bu konudaki bir soruyu da DTP'nin adını doğrudan zikretmeden özetle şöyle yanıtladı:"Terör ve şiddete karşı açıkça durulmazsa, meselenin çözümüne yardımcı değil, yük olmaya başlarsınız. Şiddete yer vermemek kaydıyla her şey söylenebilir. En uç fikirlerin bile açıkça konuşulacağını sanıyorum. Türkiye cesaretle, açık yüreklilikle sorunlarını ele alarak çözüm aramak zorundadır. Ama önce terör ve şiddete mesafe koymak gerekir. Sadece askerin işi değildir terörle mücadele... Gözyaşı, kan kimin olursa olsun, durması gerekir. Seçimden yeni çıktık. Bütün partiler farklı görüşleriyle Meclis'e gelmiş durumdalar. Türkiye için bu yeni dönem büyük bir fırsattır. Yazık olur bu fırsatı kaçırmak..." Gül'ün üslup farkı Gül'ün sohbet sırasında sürekli olarak hissettirdiği bir nokta ön plana çıktı:Cumhurbaşkanı olarak bazı şeylerin üstünde kalarak konuşmak ve bir cumhurbaşkanı ile başbakan arasındaki görev alanlarının ayrımını yaparak konuşmak...Gül bu açılardan hassas.Örneğin, kendisine eski Genelkurmay Başkanı Özkök Paşa'nın 1 Mart tezkeresi ile ilgili (Gül o tarihte başbakandı) Milliyet'teki açıklamaları soruldu.Gül yanıt vermedi.Ancak gülüşü ve mimikleriyle Hilmi Paşa'nın o açıklamasını onaylamadığını belli etti.'Herkes fikrini söylesin'Gül'e Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın önceki gün Harp Akademileri'nde yaptığı konuşma da soruldu.Bunu da yanıtlamadı Gül.'Sivil anayasa'ya gelince...Bu konuyu Cumhurbaşkanı Gül elbette önemsiyor. Yeni anayasanın açık bir tartışma ortamında, en geniş mutabakat, konsensüs aranarak yapılması gerektiğini ve sonunda tüm görüşlerin Meclis çatısı altında bir araya getirilmesinin doğru olabileceğini söyledikten sonra şöyle dedi: Görev alanları ayrımı Cumhurbaşkanı Gül'le son olarak biraz da futbol geyiği yaptık.Kendisi koyu Beşiktaşlı.Son Galatasaray yenilgisini o da yanlış bir penaltı kararına bağlamak eğilimindeydi.Gül'ün Cumhurbaşkanı olarak KKTC sonrasının ilk yurtdışı gezisi böyle başlamış oldu. h.cemal@milliyet.com.tr "Herkes fikrini söylesin!"