Güzelin ardındaki çirkin, acı gerçek!

Hem maçı seyrediyorum, hem yüz kızartıcı suç aklımdan çıkmıyor. Galatasaray basketbol takımında yaşanan Cemal Nalga skandalı...
Kabul edemiyorum.
Bizim camiamızda böylesine yüz kızartıcı bir suçun işlenebilmiş olmasına karşı tepkimi tam ifade edebilecek sözcükleri, bir Galatasaray’lı olarak, bir Divan Kurulu üyesi olarak bulamıyorum.
Yazım belki bunun için gecikti.
Gerçekten üzgünüm.
Bursaspor maçına bakıyorum.
Takım dökülüyor.
Ruhsuzluk hali...
N’oldu bu takıma?..
Bilinçsiz bir çırpınış...
Sezon başında böyle miydik? Leblebi çekirdek yer gibi gol atıyorduk.
Şimdi tık yok.
Kaç haftadır gol atamıyoruz.
Sağ ve sol tarafımız koridor gibi. Sabri’yle Hakan Balta kapatamıyorlar, ileri gidince geri gelemiyorlar.
Onlardan ve orta sahamızın yetersizliğinden doğan derin boşluklar sayesinde Bursaspor’lu topçular bizim tarafa hızla sarkıp, kalemizin önünde cirit atıyorlar, dağılıyoruz.
Arda nerede?..
Ne oldu kaptanımıza? Ayrıca santrfor gibi oynatılır mı Arda?
Nonda niye kenarda?..
Rıdvan Dilmen‘in dediği gibi, iki uzun stoperin arasına sokulup yok olan Arda’ya da yazık oldu, Galatasaray’a da Cuma gecesi...
Golü de yedik.
Galatarasay basket takımında işlenen yüz kızartıcı suç aklımdan çıkmıyor. Takım böylesine ellere nasıl teslim edilebilir?..
Böylesine bir yönetim hatası...
Akıl alır gibi değil.
Bu kara leke nasıl silinecek?
Cim Bom, Bursaspor kaşısında perişanları oynuyor.
Hazin!
Ne oldu bizim futbolcularımıza? Top tutabilen yok. Bu kadar çok hatalı pas olabilir mi, çıldırtıcı bir durum. Doğru dürüst bir şut çıkmıyor. Mehmet Topal bir vurdu, minare oldu.
Pozisyon yaratamıyoruz.
Duran toplar sürekli olarak Bursa’nın başarılı kalecisine nişanlanıyor. Nasıl başarıyoruz bunu?
Kabus gibi.
Maçı seyretmek işkence gibi. Dakikalar ilerliyor ama değişen bir şey yok. Bu takım bir şey yapamaz duygusunu uyandıran, besleyen bir oyun tarzımız var.
Lideri yok bu takımın!
Neeskens’in sahaya girişi, kırmızı kart görecek Bursaspor’lu topçunun üstüne yürümesi... Yakışmıyor.
Sezona ne kadar güzel başlamıştık. Keyif veriyordu Cim Bom’u izlemek, şimdi ise acı...
Ne yazık ki öyle.
Sahada ne yaptığını bilen bir Allah’ın kulu yok. O müthiş Keita nerede, daha golü yok değil mi?
Futbol ‘güzel oyun’dur.
Pazar gecesi kendimi, futbolun en güzel örneklerinden biri olmaya aday bir maça, futbolun kutsal mabetlerinden biri olan Noa Camp‘deki futbol şölenine hazırlıyorum:
Barcelona-Real Madrid.
İspanya’da öteden beri Barcelona’yı tutarım. Ben Katalan’lardan yanayım. Kim bilir belki de, Real Madrid’in Frankist geçmişinden kaynaklanan bazı izlerin de benim bu yandaşlığımda payı vardır.
Güzel oyun ne kadar güzel? Satılık maçlar da seyrediyor muyuz yoksa?..
Bu soruyu maalesef Almanya’da başlayan ve ucu Türkiye’ye kadar uzanan adli soruşturma gündeme getirmiş durumda.
Yani şike konusu...
İngiliz Financial Times gazetesinin başlığı şöyle:
“Güzel oyunun ardındaki çirkin gerçek!”
Bu gerçeği silmek zorundayız. Satılık maçların futbolda yeri yoktur, olamaz. “İyi ki futbol var!” diyenler bu çirkinliği reddeder.
Bu açıdan Türkiye’de de ne kadar titiz, ne kadar kararlı davrandığımız konusunda soru işaretleri öteden beri varlığını ne yazık ki koruyor.
‘Şike’yle mücadele yolunda gerekli yasal düzenlemeleri yapabiliyor muyuz?.. Kurumsal değişimin yanı sıra zihniyet dünyamızı da değiştirecek sistemli çabalarımız var mı?..
Bu sorular da aklıma takılıyor, Bursa karşısında tel tel dökülüşümüzü seyre dalarken...
Durumumuz acıklı.
Hakikaten öyle.
Hakemin bitiş düdüğü çalarken, Fenerli dostlardan “Üzgünüm Leyla!” mesajları cep telefonuma düşmeye başladı bile...
N’oldu bu takıma, ey Galatasaray’lı kardeşlerim?
Hepinize iyi bayramlar, iyi pazarlar!