Halk ayaklandı, diktatör gitti!

Halk ayaklandı, diktatör gitti!


     Derin tarih... İspanyol devlet adamı Felipe Gonzalez'in bir sözü. Derin tarih bir yerde insanlığa köstek olabiliyor.
       Bir başka deyişle:
       Mazi, toplumların yakasını kolay bırakmıyor. Şeytanlar var, tarihin kendi derinliklerinde sakladığı: Şovenizm gibi, ırkçılık gibi. Yabancı düşmanlığı, dinci fanatizm gibi.
     Etnik milliyetçilik gibi...
       Bütün bu hayaletleri kendi dehlizlerinde gizliyor derin tarih. Adamını bulunca da sahneye çıkarıyor onları.
     Ölüm dansları için!
     Slobodan Miloşeviç de derin tarihin o biçim adamlarından biriydi.
       Önce Komünist'ti.
       1989'da komünizm çökünce, etnik milliyetçi oldu. Başladı, tarihin derinliklerinden husumet ve düşmanlık deşmeye. Kendi ülkesinin ve Balkanlar'ın başına bela oldu. Trajediye zaten doyamayan bu topraklara yeni acılar yaşattı. İnsanlığa karşı suçlar işledi.
       1995'te Bihaç'ta, Karayina'da, Mostar'da ve tabii Saraybosna'da, 1998'de Kosova'da, özellikle Orahovaç'ta, 1999'da yine Kosova'nın İpek ve Mitrovica kentlerinde Miloşeviç gibilerinin insanlığa neler yapabileceğini kendi gözlerimle gördüm.
       Etnik temizliğin, kültürel temizliğin ne anlama geldiğini, etnik milliyetçiliğin derin tarihin bağrından çıkan ne kadar musibet bir şeytan olduğunu daha iyi kavradım.
       Onun için de bu gezilerimde Boşnak olsun, Hırvat olsun, Arnavut olsun, Sırp olsun acı çeken bütün insanları gördükçe, cennet gibi topraklarda yaratılan cehennemlere tanık oldukça içim acıdı ve her adımda Miloşeviç gibilerine sürekli bela okudum.
       Sonunda Sırp halkı da ayaklandı.
       Diktatör gitti!
       Sırp halkının cesareti ve oyuna sahip çıkmaktaki kararlılığı, Avrupa'nın son diktatörü olan Slobodan Miloşeviç'in çöküşüne son noktayı koydu. Bu çöküş hiç kuşkusuz bir süreçti. NATO'nun geçen yılki hava savaşıyla başlayan bir süreç...
       Arkasından uluslararası ekonomik yaptırımlar geldi. Miloşeviç'e karşı Sırp muhalefetinin Batı tarafından yoğun biçimde desteklenmesi de 24 Nisan başkanlık seçimlerini Vojislav Kostunitsa'nın kazanmasında önemli rol oynadı.
       13 yıllık eli kanlı bir diktatörlüğün çöküşünü ilan eden 56 yaşındaki Sırp lider Kostunitsa, ülkesi için barış ve demokrasi döneminin açıldığını söylüyor.
       Dileriz, öyle olur.
       Çünkü Sırbistan'a barış ve istikrarın gelmesi, bütün Balkanlar'ı olumlu yönde etkiler. Avrupa'da 1940'lardan kalan son diktatörlüğün de tarihe karışıyor olması elbette sevindirici bir gelişme.
       Ama ihtiyatlı olmakta yarar var. Çünkü her şey daha yeni başlıyor. Sırbistan'ın önünde klasik deyişle ince uzun bir yol uzanıyor. Engeller ve sorunlar küçümsenemez.
       Orta Avrupa'yı ve Yugoslavya'yı iyi bilen İngiliz tarihçi ve yazar Timothy Gordon Ash şöyle diyor:
       "Yugoslav ekonomisi harabe halinde, tıpkı 1989 sonrasının Romanya ekonomisi gibi. Sırtında ağır bir suçluluk yükü var, tıpkı 1945 sonrasının Almanyası gibi. Bütün bünyeye dal budak sarmış rüşvet ve yolsuzluk illeti var, tıpkı bugünün Rusyası gibi. Ve tabii henüz çözülmüş olmaktan uzak toprak ve etnik sorunları var, tıpkı eskinin Yugoslavyası gibi..."(International Herald Tribune, 2 Ekim 00, s.8)

Hortlaklar...

       Örneğin Kosova!
       Nasıl çözülecek? Bağımsızlık... Özerklik... Ya da Yugoslavya'nın bir parçası... Nasıl?
       Slobodan Miloşeviç gitti. Fakat seçim sandığından çıkan da 'Sırp milliyetçiliği'nden yoksun değil. Onun değişik renklerini taşıyor. İktidara gelen milliyetçiliğin ne kadar ılımlı olduğu, demokrasi ve hukuk devleti kurallarıyla nereye kadar uyumlu gideceği, onunla çatışıp çatışmayacağı zamanla anlaşılacak.
       Ama şurası kesin:
       Demokrasi ve insan haklarının geçerli olduğu ortamlardır, kötülük çiçeklerinin açmasını önleyen... Ya da derin tarihte saklı hortlakların ilelebet uyumasını sağlayan...
       Miloşeviç gibi tarihin hafızasını hep kötüye kullananların bir daha Balkanlar'da hortlamaması dileğiyle...


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr

DİĞER YENİ YAZILAR