Hangisi, dinozorluk yaşta mı, başta mı?..

Hangisi, dinozorluk yaşta mı, başta mı?..


Çekicidir sloganlar!
Hele gençsen, sabırsızsan, daha da caziptir. Sloganı haykırdın mı, ayakların bir anda yerden kesilir. Alemi bugünden yarına değiştireceğini, bozuk düzene çabuk tarafından son vereceğini sanırsın.
Kemal Derviş, Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde konferans veriyor.
Konu, ekonomik gidiş, kriz.
Bazı ODTÜ'lü öğrenciler öfkeli. Dinlemek, soru sormak, yanıtları sükunetle izlemekten yana değil kimilerinin tercihi.
Slogan konuşturmayı seviyorlar.
Konferansın televizyondan canlı olarak verildiğini bildikleri için, fırsat bu fırsat ha bire ajit - prop çekiyorlar belki de.
Kimi bağırıyor:
"Çıldırmamak için tek koşul devrim!"
"McDonald's'ı ODTÜ'den kovan Türkiye Komünist Partili öğrenciler, size de bu okulu dar etmeyi bilecekler."
"Bu halk devrim yapacak!"
"Emekçi çocuklarını Afganistan'a yollayarak mı, tarımı Avrupa Birliği'ne peşkeş çekerek mi ekonomiyi krizden çıkaracaksın?"
"Yağma yok, sosyalizm var!"
Kemal Derviş sakin:
"Herkesin görüşüne saygılıyım. Ancak genç arkadaşlarımdan rica ediyorum. Dünyada son otuz kırk yılda neler olduğunu, yaşanan deneyimleri ciddi bir şekilde inceleyin. Hangi ülkede işçinin, emekçinin daha refah içinde yaşadığını inceleyin. Bunun hangi nedenlerle olduğunu anlamaya çalışın. Sosyal adalet için, dar gelirliler için neler yapılabileceğini düşünün."
Bir kız öğrenci çok radikal:
"Halkın çıldırmaması için tek koşul devrimdir."
Sabırsız!
Kurulu düzene meydan okuyor.
Haklı nedenleri var.
Bu dünyaya, bu ülkeye özgürlük, eşitlik, kardeşlik, dayanışma gibi pencerelerinden bakınca, elbette görüyor kurulu düzenin bozukluğunu, hakçalıktan uzak halini...
Ama tek yol devrim mi?
Yirminci yüzyıl kaç devrim yaşadı. Kaç tane halk ihtilali gördü. Yeni insan yeni toplum iddialarıyla yola çıkan kaç 'sosyalizm'e tanık oldu geçen yüzyıl...
Geriye ne kaldı onlardan?
Hangisi özgürlüğe, eşitliğe, sosyal adalete giden yolları açabildi.
Hiçbiri.
Yıkıldılar Berlin Duvarı'yla.
O yüzden Kemal Derviş, devrim diye bağıran bazı ODTÜ'lü gençlere, son otuz kırk yılın deneyimlerini iyi incelemelerini tavsiye ediyordu. Eminim, genç ODTÜ'lüler arasında kulak verenler vardı bu tavsiyeye...
Hakçalıktan uzak bir düzende yaşadığımız çırılçıplak bir gerçek. Aş ve iş sorununun, sosyal adaletsizliğin inkar edilemeyecek bir olgu, eski deyişle vakıa olduğunu cümle alem biliyor.
Ama bir olgu daha var.
Tarihsel bir olgu bu.
Yirminci yüzyıl, ekonomi ve politikada serbest rekabet düzenine, yani pazar ekonomisiyle demokrasiye alternatif bulamadı. Komuta ekonomisi, merkezi planlama, işçi sınıfı diktaları insanlığın ve uygarlığın motoru olamadılar. Motor görevini rekabet üstlendi geçen yüzyılda...
Tabii rekabet de tek başına bırakılacak sihirli bir değnek değil. Küreselleşme de kaçınılmaz bir olgu. Fakat o da rekabet gibi bir yerde denetime, yapılanmaya, yeniden kurumsallaşmaya ihtiyaç gösteriyor.
Kısacası:
Tartışmak, geniş ufuklu düşünmek şart. Özellikle ODTÜ gibi bilim yuvalarında. Beyni de sloganların emrine vermekten kaçınmak gerekiyor. Yoksa genç yaşta dinozor olmak da var.