Harika sonuç, muhteşem Tümer!

Arkasından Gökdeniz, sahaya daha adımını atar atmaz soldan öylesine çalımlarla ceza sahasına girip kaleciyi yana yatırıp 4. golü çakınca da maç bitti.Yunan seyirciler, bir yandan kendi takımlarını protesto etmeye başladılar, öte yandan stadı terk etmeye koyuldular. Kısacası: Bizim topçularımız çok daha iyiydi. Yunan takımına fark attılar. Tümer sahanın en iyisiydi. Sabri'yle Hamit de çok iyi oynadılar. Savunma göbeğinde Servet'le Gökhan Zan da öyleydi. Marco, sahada basmadık yer bırakmadı.Beraberlik golümüzü atan Tuncay, her zamanki çalışkanlığıyla öne çıktı.Lafı uzatmak yersiz.Fatih Hoca'nın aslanları, tüm talihsizliklere, sakatlıklara karşın dün akşam destan yazdılar Atina'da.Şimdi sıra Norveç'te. Aşağıda maçtan önce yazdığım yazı yer alıyor.* * *Ahh, bu buzukinin sesi! Her zamanki gibi yüreğimin bütün tellerine dokunuyor.O kadar acıklı söylüyor ki.Işıkları söndürün diyor, ama Ay'ı da söndürün, içimin ne kadar acıdığı belli olmasın, kimseler anlamasın.Bazen insan öyledir. Hüznünü herkeslerden saklamak ister. Acısını içine akıtmak için kaçar, karanlığa gömülür.Halis Rebetiko müziği...Sahnenin üstünde 'Stoa Athanaton' yazıyor. Ölümsüzler Pasajı. Atina'nın göbeğinde, Et Hali'nde bir yer.Sarı, kırmızı, yeşil, mavi ampullerin solgun ışığıyla aydınlanan sahnede, İzmir ve Anadolu Rumlarının hasret dolu Rebet'leri okunuyor. Biri, İzmir yangınıyla ilgili... Kardeşim Stelyo Berberakis'le buraya ilk kez ne zaman gelmiştik?Galiba yirmi yılı geçti.Siyahlar giymiş kocaman adam, kocaman sesiyle, insanın yüreğini burkan hüzünlü sesiyle Hacitakis'ten öyle bir şarkı patlatıyor ki, aman Allahım... Theodorakis'i, Maria Faranturi'yi anımsıyorum, tabii sevgili Zülfü Livaneli'yle birlikte...Şimdi maçın sırası mı?..Bak sahneye, mısır püskülü gibi bembeyaz palabıyıklarıyla Dimitri Şavuşakis çıkıyor, elinde buzukisi. Alkış kıyamet. Babasının yazdığı şarkıları okuyor.Ah bu oğlanlar,Kızlardan neler çekiyor!Delikanlılar bir anda sahneyi dolduruyor. Kızlar gerdan kırıyor. Eller havada göbek atan atana. Herkes marifetini göstermenin peşinde. Sepet sepet güller havada uçuşuyor. Herkes birbirinin başında aşağı gül yaprakları atıyor.Yapma kardeşim, şimdi maçın sırası mı? Bak ne güzel söylüyor, yürekten söylüyor:Gülbahar,Benim güzel çiçeğim!Bu kahrolası güzelliğinBeni çıldırtıyor. Seni kaybedersemKeçileri kaçırırım.Ama o yine kulağımın dibinde bitiyor, "İkiden aşağı çekmeyiz size, biz Avrupa şampiyonuyuz!" diye... Biz de dünya üçüncüsüyüz demek geliyor içimden, vazgeçiyorum.Allah Allah, çattık belaya.Duvarlardan eski İstanbul evleri fırlıyor, tahta çerçeveli aynalarla, resimlerle, nostalji kokan fotoğraflarla, gramofonlarla. Bir de çok fiyakalı boyacı sandığı asmışlar duvara...Her şey o kadar aşina ki.Yaş mı da kuru mu başlayınca, Stelyo'yla kahkahayı basıyoruz. İstanbul'un Kurtuluş'unda doğan Tatavla şarkıları hep bir ağızdan söyleniyor.Fikri takip var adamda.Sanki bizim meslekten. Yine kulağımın dibinde. "Çok özel maç" diyor, "Tam kader maçı... Yenilen havlu atar. Ama sizin hiç şansınız yok. Tribünler acayip olur, tribün tansiyonu çok yükselir. Adeta sinir harbi yaşanır. Türkiye maçlarının atmosferi farklı olur her zaman..."Bak kardeşim, savaş yapmayacağız. Bu nihayet futbol. Bu kadar büyütme işi. Böyle diyorum ama o kafaya takmış, ille de bize iki üç çekecek...Venizelosçuların halkı Kralcılara karşı isyana çağıran şarkısını söylüyor, siyahlara bürünmüş genç kadın. Sesi perde perde yükseldikçe, erkek milleti ayaklanıp sahneyi basıyor.Ne güzel eğleniyorlar!Sonra sıra bir aşk şarkısına geliyor. Herkes susuyor, sessizlik. "Bizim aşkımızı ancak ölüm ayırır!" diyen acıklı bir ses. 1920'lerde Atina'ya göçen Yorgos Miçakis'in, doğma büyüme İstanbullu bir Rumun yazdığı bir şarkı.Ohh, fettan bir sarışın.Yaşı biraz geçmiş de olsa, kiloları biraz fazla da olsa, sahneye öylesine debdebeli bir çıkışı var ki. Dekoltesiyle, gerdanındaki koca haçıyla, kıpkırmızı elbisesi ve elinde tefiyle öylesine şıngır mıngır, öylesine hayat dolu söylüyor ki.Yaşın kırk olmuş,Yaşın altmış olmuş,Yaşın seksen olmuş,Fark etmez,Sen yaşamayı sevdiğin sürece.Yaşamana bak sen!Stelyo'ya kim bilir kaçıncı kez anlattırıyorum ailesinin, kökleri Pontus'a, Doğu Karadeniz'e giden atalarının hikâyesini... Osmanlı'ya isyan edip dağa çıkan bir dedesinin kellesini Topal Osman bizzat almış, öbür dedesi ise Çanakkale'de yaralanmış...Her seferinde Stelyo'yu dinledikten sonra da yıllardır artık klasikleşen sözümü tekrar ediyorum, "Oğlum ne zaman yazacaksın bütün bunları?.. Yazmayacaksan, bırak ben yazayım."Ama o adam yok mu?Yine kulağımın dibinde:"Hiç şansınız yok, en az iki çekeriz."Futbol bu, o kadar emin olma diyorsam da dinlemiyor. Üstüme üstüme geliyor, illallah dedirtiyor bana. "Kaç atarsanız atın, insanlık ölmesin!" demek geliyor içimden...Yazı bitiyor, Türkiye-Yunanistan maçına doğru yola çıkıyorum, kritik maçlar öncesinde içimde yükselen o bildik tansiyon ve heyecanla...İyi pazarlar! h.cemal@milliyet.com.tr Tek kelimeyle harika bir sonuç ve muhteşem Tümer! Maçın başından itibaren sahanın en iyisi olan Tümer, 70. dakikada öylesine yılan gibi gitti, öylesine bir füze çıkardı ki, stat bir anda ölüm sessizliğine gömüldü.