Hayatı sevebilmek, tabii bütün renkleri ile!

Hayatı sevebilmek, tabii bütün renkleri ile!


Salkım Hanım'ın Taneleri'yle ilgili tartışmaları izlerken hüzünlendiğim oldu. Düşünce ve duygu dünyamız niye bu kadar hoyrat olabiliyor diye düşündüm. Sırıtan yüzeysellikler bazen itici geldi. Kimilerinin ne diye yalnız siyah'la beyaz'da yaşadıklarını düşündüm.
Kimilerinin dünyası öyledir.
İnatla, inançla öyle yaşarlar. Bir kendileri vardır, bir de başkaları.
Biz ve onlar!
Kendilerini başkalarının yerine koyma zahmetine hiç katlanmazlar. O başkalarının dünyasında nelerin yaşandığına, hangi acıların niçin çekildiğine kulak vermezler. Bir tek kendi doğruları vardır çünkü.
Siyahla beyaz, o kadar!
Kuşkuya yer yoktur onların dünyasında. Eleştirel düşündüklerini sanırlar. Oysa zerre kadar yer yoktur eleştiriye onların dünyasında...
Bu dünyayı yıllardır tanımaya, öğrenmeye çalışırım. Çünkü, bu siyah'la beyaz'ın çözülmesinden geçer insanlığın barışı yakalaması. Çünkü, hayatın bütün renklerini sevmeden gerçek barış kurulamaz.
Ayrıca bana uzak değildir o siyah beyaz dünya. Bir zamanlar ben de ta göbeğinde yaşamıştım. Biz ve onlar ayrımı yıllar boyu benim dünyama da kapkara damgasını vurmuştu.
Yani kutuplaşmaların acısını çekmiş, hissetmiş bir kuşaktan geliyorum ben de.
Bizim dünyadaki yanlışların üstüne şal örterdik. Biz, sol uçtaki cinayetleri, onlar sağ uçtaki cinayetleri görmezlikten gelirdi. Çünkü görmek, hele itiraf etmek, karşı tarafın elini güçlendirirdi.
Düşmanın değirmenine su taşırdı!
Örneğin bir zamanlar Sovyetler Birliği'ni gezmeye giden devrimci büyüklerimiz kendi gözleriyle sosyalist diyarda gördükleri olumsuzlukları yazmazlardı, emperyalizmin değirmenine su taşır gerekçesiyle...
Yine KİT'ler bütün dökülmelerine rağmen eleştirilmezdi bizim kampta. Çünkü, ekonomide devletin kötülenmesi ideolojik açıdan kötü bir şey sayılırdı bizim dünyamızda bir zamanlar...
Tarihte Stalin'in Gulagları'nı görmezlikten gelen de, Sovyet dünyasına eleştirel gözle bakanlara gerici yaftasını yapıştıran da, Şili'de Pinochet cinayetlerine, Lübnan'da Sabra ve Şatila'ya, Vietnam'da MyLai'a kulp takan da o siyah beyaz dünyanın ürünüydü.
Biz ve onlar!
Dinle, inançla, milliyetle, etnik kökenle, ideolojiyle ilgili farklılıkların, Amin Maalouf'un deyişiyle Ölümcül Kimlikler'in birbirinden bıçak gibi ayırdığı siyah beyaz dünyalar...
Ve işlenen cinayetler..
Katliamlar, etnik temizlikler... Soykırımlar... Bosna'da, Kosova'da, Çeçenistan'da yaşadık. Afrika korkunç örnekler verdi. Ya New York'ta ikiz kulelere vuran Bin Ladinizm?.. Afganistan... İsrail ve Filistin hala alev alev değil mi?
Çıkış yolu?
Fransız düşünür ve sosyolog Edgar Morin'in şu sözlerinin altını çizmek istiyorum:
"Yirminci yüzyılda iki ayrı barbarlık ortaklık yapmaya başladı. Birincisi, ilk çağdan gelen katliam ve yıkım, diğeri kendi uygarlığımızın içinden gelen barbarlıktı. Bin Ladinizm, bu iki barbarlığın yeni birlikteliğini oluşturuyor.
Kendi uygarlığımızın içinde de ölümü üreten güçler olduğunu, bir barbarlığın varlığını unutmamak gerekiyor. Bizim bilim ve teknik alanındaki çok fazla gelişmişliğimiz, etik ve düşünce açısından azgelişmişlikle birleşiyor.
Bunun birlikte uygarlığımızın içinde iki erdem de mevcut: Laiklik ve demokrasi... Bugünün bilinci, nefret karşısında tek alternatifin demokrasi olduğunu bize gösteriyor." (Le Monde, 22 Kasım; çevirisi, Radikal, 28 Kasım 01)
Çıkış yolu bu!
Yani siyah'la beyaz'da yaşamak yerine, hayatı bütün renkleriyle sevebilmek... Yoksa katliamlara, cinayetlere hiç istemeden suç ortağı olabiliriz.
İyi pazarlar!











DİĞER YENİ YAZILAR