Hoyratlık, acı ve sevgi üzerine...

Hoyratlık, acı ve sevgi üzerine...


Zülfü Livaneli yazdı. Yaşar Kemal, yoğun bakımda yatan yarım asırlık eşi Thilda'nın alnını öpüyor. "Thildacığım, sevgilim" diyor koca dev, Türkçemizin büyük yazarı, "Yaşadığımız güzel hayat için sana teşekkür ederim sevgilim. Korkma, sakın korkma! Biz namuslu bir hayat sürdük."
Teşvikiye Camii'nin avlusu.
Geçen cuma günü öğle vakti.
Kurşuni, kasvetli, soğuk bir hava.
Yaşar Kemal oturuyor.
Kederi, acısı yüzüne vurmuş.
Önünde uzayıp giden kuyruğa bakıyorum. Tanıdık simalar, dostlar, eski dostlar... Hemen hepsi Yaşar Kemal gibi bizim devletin hoyratlığından payını almış bu toprakların yazarı, ozanı, sanatçısı. Değişik kuşakların aydın insanları.
Görebildiklerim:
Murat Belge, Fethi Naci, İlhan Selçuk, Oral Çalışlar, ayağının tozuyla hapishaneden çıkıp gelmiş Eşber Yağmurdereli, Ahmet Altan, Zülfü Livaneli, Ferit Edgü, Orhan Pamuk, Ataol Behramoğlu, Nihat Behram, Altan Öymen, Hüseyin Baş, Orhan Duru, Cengiz Çandar...
Yaşar Kemal gibi onlar da farklı, aykırı düşündükleri, başa buyruk yazıp çizdikleri için bir zamanlar devletle ters düşmüş, kurulu düzenle çatışmış, o yüzden mahkeme kapısından, hapishane kapısından geçmişler.
Bu hoyratlık neden?
Demokrasi korkusu niye bu kadar iliklerine kadar işlemiş bizim devletin? Bu korkudan ne zaman, nasıl kurtulacak?
Nedenleri sır değil. Ama yine de sormadan edemiyorum.
Videoda Nazım Hikmet...

Bir vapur geçer Varna önünden,
uy Karadeniz'in gümüş telleri,
bir vapur geçer Boğaz'a doğru.
Nazım usulcacık okşar vapuru,
yanar elleri...

Nazım Hikmet'in şiirlerini lise, hatta üniversite çağında korkarak, bir köşeye çekilerek, gözlerden uzak okurduk.
Başımız belaya girmesin diye...
Ne ayıp!
Nazım'ın Kurtuluş Savaşı Destanı 1960'ların başında Yön Yayınları'ndan çıktığı zaman ne büyük heyecan duymuştuk.
Ayıpların, haksızlıkların en büyüğü yapıldı Nazım Hikmet'e.
Tam 13.5 yıl hapis yattı.
Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı'nın Nazım Hikmet'in 100. doğum günü kutlamaları (*) için çıkardığı Nazım Hikmet Şarkıları video - cd'sinin bir yerinde Memet Fuat şunları yazmış:
"Nazım Hikmet 1938'de tutuklanmasından, 1963'de Moskova'da ölümüne kadar hiçbir Türkçe kitabın üstünde kendi adına göremedi."
Ne acı değil mi?
Şiirinden korktu devlet. Bu ülkede yıllar yılı kimse Nazım Hikmet adıyla onun şiirlerini, kitaplarını basmayı göze alamadı.
Ne yaptı ki Nazım Hikmet?
Türkçemizin en güzel şiirlerini yazdı. Bütün dünyaya dilimizin, Anadolu topraklarının, ülkemizin adını duyurdu.
Ama hapis yatırdı devlet onu.
Devletimizin kepaze bir sayfasıdır bu. Demokrasi ve insan hakları açısından cumhuriyet devletinin karnesine koca bir sıfır düşüldü bu yüzden...
Ama Nazım Hikmet ayakta kaldı.
Bugün de yaşıyor.
Öylesine yaşıyor ki, öylesine dimdik ayakta ki devlet onunla barışacağı noktaya gelmek üzere. Dileğim odur ki, Nazım Hikmet önümüzdeki yıl 100 yaşında yeniden Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşı olsun.
Ama ne yazık ki devletin hoyratlığı bugün de bitmiş değil. İnsan hakları sicili hala bozuk. Demokrasi korkusundan kendini sıyıramıyor.
Değişime direnmekte!
Onun için devlete demokrasiyi götürmek hala öncelikli bir görev...
Televizyon ekranında Nazım Hikmet, sesini dinliyorum.

Altmış yıllık ömrümde neler
gelip geçmedi ki başımdan!
En umutsuz durumların bile
üstesinden gelebildim.
Çünkü çok, çok, çok istiyordum
yaşamayı!

Yaşamla ölüm!
Zincirlikuyu Mezarlığı'nda koca Yaşar Kemal'i izliyorum uzaktan. Yarım asırlık eşini, sevgilisini, Thilda'yı son yolculuğuna uğurluyor. Bir ara sicim gibi yaşlar süzülüyor yanaklarından...
Yüreğim daralıyor.
Büyük acısını paylaşıyorum Yaşar Abi'nin...
-------------
* 2002 Uluslararası Nazım Hikmet Yılı için bilgi almak isteyenlere, Nazım Hikmet Vakfı'nın adres, faks ve telefonları: Sıraselviler Cad. 48, Kat 1, 80060, Taksim, İstanbul. 0212 252 63 14, 252 63 15.