Hükümetin Derviş'le yakaladığı fırsat...

Hükümetin Derviş'le yakaladığı fırsat...


Kimsenin kimseye para ödemediği, yani sistemin kilitlendiği bir ortam... Bu yüzden mali çözümleri Ankara'dan bir an önce bekleyen bir bankacılık sektörüyle, kapısı kilitli bir piyasa...
Ve bu kadar derin bir mali kriz ortamında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun on gün süreyle başsız, vekaleten yönetilmesi...
Olacak şey mi?
Ya Hazine Müsteşarlığı...
Türkiye'nin krizden çıkıştaki en kritik kararlarının oluşturulacağı Hazine de günlerce başsız değil miydi? Vekaleten idare edilmedi mi?
Evet öyle.
Bu da olacak şey mi?
Bankacılık Üst Kurulu'yla Hazine'yi böylesine bir kriz ortamında bunca zaman başsız bırakmak sorumlu bir davranış olabilir miydi?
Kemal Derviş bir umut ışığı yakmış durumda. İçte ve dıştaki güç odaklarıyla mali çevrelerde, toplumun değişik kesimlerinde Derviş'e güven duyuluyor, kredi açılıyor.
Şu da söylenebilir:
Hükümetin son krizle sıfırlamış olduğu güven grafiği bir yerde Kemal Derviş'le başını kaldırmaya çalışıyor.
Şimdi, büyük bir iyi niyet ve gayretle ekonominin dümenine oturmaya uğraşan Kemal Derviş'e yardımcı olmak değil midir doğru olan? Kendi çalışma ekibini kendisinin oluşturmasını sağlamak değil miydi doğru olan?
Sonunda dün Faik Öztrak'ın Hazine Müsteşarlığı'na Engin Akçakoca'nın BDDK'nın başına atanmaları gecikmeli de olsa hayırlı bir sonuçtur.
TÜSİAD'dan üst düzeyde bir kaynak dün şöyle yakınıyordu:
"Çok yazık! Türkiye'nin nasıl bir benzersiz kriz içinde olduğunun hala farkında değil Ankara... Herkes hala kendi kalesini koruma derdinde gözüküyor. Oysa durumu bundan sonra idareyle götürmek mümkün değil. Radikal kararlar almaktan başka çare yok."
Ekonomi bürokrasisinden üst düzeyde bir kaynak da benzer bir yakınma içindeydi dün öğle üzeri:
"Mali kriz mali çözüm gerektiriyor. Oysa Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu on gündür başsız. Olacak şey mi? Öylesine bir krizin içindeyiz ki, çevir kazı yanmasın politikalarıyla bundan çıkış yoktur."
Yine ekonomi bürokrasisinden üst düzeyde bir başka kaynağın dünkü sözleri:
"Kemal Derviş'e bu kilit atamalar konusunda emrivakiler yapılmamalı. Bankacılık Üst Kurulu gibi hayati organa bunca zaman atama yapılmamış olması çok yanlış oldu. Genelkurmay Başkanlığı makamı nasıl boş bırakılamazsa, mali sistem açısından yaşamsal olan BDDK koltuğu da bu kadar zaman sahipsiz bırakılamazdı."
Koalisyon ortaklarının bir an durup düşünmelerinde yarar var. 14 ayda iki kez ekonomiyi krize sokan kendileri. İkinci kriz, Türkiye'nin tarihinde tanık olduğu en büyük kriz. Ve bunun birinci derece sorumlusu olan da kendileri.
Bu nedenle inandırıcılık ve güvenilirlikleri sıfırlanmış durumda. Siyasal açıdan bu kadar dibe vurmuş bir hükümet şimdi Derviş'le son şansını kullanıyor.
Kemal Derviş'in dün sendika lideriyle yaptığı görüşmeler sırasında vurguladığı gibi:
"Maalesef çok kötü durumdayız. Bir hiper enflasyon tehlikesi var. Bu tehlike gerçekleşirse hepimizi mahveder. Enflasyon yirmi yıldır Türkiye'yi çökertti. Enflasyonu yenmek, sosyal adaletsizliği yenmektir. Gelir dağılımındaki adaletsizliği yenmektir. İşçi, işveren, hükümet hep birlikte yeniden büyüyen bir Türkiye'yi oluşturmak zorundayız."
Şu sözler de Derviş'in:
"Vakit dar. Acil önlemler almak zorundayız. Aşırı faiz düzeninden bir an önce çıkmamız gerekiyor."
Bu sese Ankara'nın, en başta tabii ki koalisyon ortaklarının kulak vermelerinde yarar var.
Fazla zamanımız kalmadı!
Bu açıdan dün akşamüstü Kemal Derviş'in acil önlemler paketiyle ilgili yaptığı açıklamalar bir ilki oluşturuyor.
Dileriz devamı çabuk gelir ve hükümetin siyasal kararlılığı da bundan böyle devam eder.