İlle de dibe mi vurmak lazım?

İlle de dibe mi vurmak lazım?


Milli Futbol Takımımız dünya şampiyonu da olsa değişmeyecekti: Siyasette ve ekonomide gidiş parlak değil! Sanki yeni bir krizin daha eşiğine geldik.
Ne yazık ki öyle.
Kırmızı ışıklar yanıp sönüyor!
Futboldaki sevincimiz bu acı gerçeği kısa süre için arka plana itti, o kadar...
Ne oluyor?
Ne olabilir?
Standart & Poor’s, Türkiye’nin kredi notunu düşürdü. Önemli mi?
Evet, önemli bir gösterge.
Çünkü, bu durum tespitiyle birlikte bütün dünyaya Türkiye’de işlerin iyiye değil, kötüye gittiği açıklandı.
Değerlendirmede üç unsur var:
(1) Ecevit’in sağlığı...
(2) Koalisyonda AB anlaşmazlığı...
(3) Seçimden ne çıkar kaygısı...
Standart & Poor’s, Türkiye’nin kredi notunu düşürürken bu üç konudaki çıkmaz ya da belirsizliklerin Türk ekonomisine ilişkin beklentileri olumsuz yönde etkilediğini belirtmiş...
Öyle değil mi?
Enflasyon düşüyordu. Faizler iniyordu. Borsa yükseliyordu. Ekonomide canlanma ve büyüme belirtileri çoğalıyordu. Bıçak sırtı durumu devam ederken, genel dengeler yerli yerine oturmaya doğru seyrediyordu.
Ama Başbakan Ecevit’in mayıs ayı başında hastaneye kaldırılmasıyla iş değişti. Ecevit’in kendi iradesi dışında her an Başbakanlığa veda etmesi olasılığı, Türkiye’de siyasal belirsizliğe kapıyı ardına kadar açtı.
Tabii buna bir de AB’den bir tarih alınmasını engelleyen koalisyon içi görüş ayrılıkları eklendi.
Ve sorular bir anda çoğaldı:
Koalisyon ne olacak? Alternatifi var mı? Seçim olursa, sandıktan ne çıkar? Kaos mu, istikrar mı?
Ekonomi daha zaten bıçak sırtındayken, siyasette de bu soruların gündeme gelmesi, Türkiye’nin ufkunu yeniden karartmaya başladı. Standart & Poors’un analisti önceki günkü Reuters’ın haberinde şöyle diyordu:
"İleriye dönük reel faizlerin düşmesiyle bu yılın ilk beş ayında hakim olan elverişli ekonomik ortam, Başbakan Ecevit’in hastalığı ve Avrupa Birliği’ne üyelik görüşmelerine başlamak için gereken siyasal reformlar konusunda koalisyon içindeki görüş ayrılıkları nedeniyle kesildi. Bizim görüşümüz, bu tür elverişli bir ortamın gelecek seçimlerden önce geri gelmesinin mümkün görünmediğidir."
Kısacası:
Seçim sandığından ne çıkacak?
İstikrar mı?
Kaos mu?
Bu soruların karşılığı belli oluncaya kadar ekonomide, en iyi ihtimalle bıçak sırtı durumu devam eder. Yani uçurumun kenarında sallanır, uçuruma yuvarlanmayız.
Eğer seçim sandığından bir umut çıkabileceğinin işaretlerini bugünden verebilirsek, ekonomide ipler kontrolden çıkmayabilir.
Kötü ihtimali düşünmek istemem.
Devlet Bakanı Kemal Derviş’le konuştuktan sonra Ecevit’in sağlık durumu, bundan kaynaklanan siyasal belirsizlik ve bir seçim tarihi konusunu ele alan 10 ve 11 Mayıs tarihli iki yazı yazmıştım bu köşede.
İkisinde de şu vardı:
"İstikrar istiyorsak, siyasetin yakın geleceğini, Ecevit sonrasını, seçimi özenle planlamaktan başka çaremiz yok."
Ya bunu şimdi yapacağız.
Ya da çok daha şiddetli bir krizin sillesini yedikten ve dümdüz olduktan sonra yine yapacağız?
Hangisi?..

Dipnot:
Sayın Ecevit, dün öğle vakti, iki aylık bir aradan sonra ilk kez partisinin Meclis grubunda yaptığı konuşmada, "Erken seçimden yana değilim ama ufukta seçim gözüktü" dedi.
Gerçekten seçim gözüktü mü? Yoksa Ecevit’in dili mi sürçtü bilemiyorum.
Ancak Ecevit’in dünkü Meclis ve Çankaya turundan dolayı yukarıdaki yazımda herhangi bir değişiklik gerekmiyor.
Bir dipnot daha:
Bu satırlar yazıldıktan sonra Ecevit’ten bir açıklama geldi, erken seçim sözünün yanlış anlaşıldığına dair...