İnşallah!

Rumlara, Yunanlılara, Amerikaya yıldırımlar yağdıran 1960lı yılların Kıbrıs mitinglerinde ise her geçen gün radikalleşen bir Mülkiye öğrencisi olarak artık benim de sesim çıkıyordu.Sonra 1969, 70, 71 yılları."Amerikaya, emperyalizme yaranmak için Kıbrısı satmak isteyen" Demirel hükümetlerine karşı... CHP lideri İsmet İnönünün bir ara Kara Todori Paşa diye üstüne yürüdüğü APli dışişleri bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangile karşı... Zehir zemberek muhalefet yaptığımız Devrim dergisini yaşamıştık o yıllarda...Ve 15 Temmuz 1974.Kıbrısta Samson darbesi!Enosise giden yolun açılması...Bu darbe, benim gazetecilik hayatımda bir dönüm noktası olmuştu. O tarihte, Cumhuriyet gazetesinde hem muhabir hem yazı işleri sekreteri olarak çalışıyordum. O gün bir röportajdaydım. Telefon geldi, "Hemen gazeteye dön, Kıbrısta darbe oldu" diye. Tatil zamanı olduğu için mutfaktaki boşluğu dolduracaktım. Cumhuriyetin Samson darbesini anlatan manşetini anımsıyorum:"Kıbrısta Helen cumhuriyeti!"Müdahale çağrısı yapıyorduk Kıbrısa...O zamanlar televizyon yoktu. Teleksten Amerikan AP ajansının haberleri akardı. Bir yandan da saat başı Grundig marka kocaman radyomuzun kısa dalga BBC istasyonlarını dinlerdik. Haberler ve durum değerlendirmeleri böyle oluşturulurdu.İlk gün gazetede sabahlamıştık.Ertesi gün haber geldi, Başbakan Ecevit Londraya gidecek diye. Cumhuriyet Ankara bürosundaki diplomatik ve siyasi muhabirlerin pasaportlarının süresi bitmişti. Yazı İşleri Müdürümüz Çetin Özbayrakın durumu da farklı değildi. Rahmetli altı punto Çeto boynunu çaresiz bükmüş, "Maalesef ben de pasaportu yenilemedim" deyince gözler bana dönmüştü. Bir tek ben kalmıştım, hem İngilizce bilen, hem pasaportunun süresi dolmamış olan...Şans işte!Mesleğimin ilk yurtdışı seyahati, böylesine önemli bir geziyle başlıyordu. Londradan dönüş yolunda bir de atlatma haber yakalamıştım. Savunma Bakanı ve Dışişleri Bakan vekili olarak Ecevitin yanında geziye katılan rahmetli Büyükelçi Hasan Esat Işık Ankaraya uçarken Yunanistana 24 saat süre tanıdığımızı bana çıtlatmıştı. Esenboğadan doğru Rüzgarlı Sokağa, Ulus Matbaasına koşturmuş, haberi gece yarısından sonra gazeteye sokmuştuk. Ertesi gün, 19 Temmuz 1974 sabahı Cumhuriyetin manşetine benim imzamı taşıyan atlatma haber oturmuştu:Atinaya 24 saat süre!Haberi atlayanlar, klasik "Bu da nereden çıktı?" nidalarıyla benim haberi yalanlama havasına girince, bizim yazı işlerinde de bana karşı kaşlar gözler oynamaya başlamıştı.Ya haber doğru çıkmazsa?..Karın ağrılarım tutmuştu.Sabaha karşı telefonla uyandım, Yazı İşleri Müdürümüz rahmetli Bülent Dikmenerin sesiydi:"Atla gel, çıkarma başladı."Haberim doğrulanmıştı.20 Temmuz 1974 sabahı...30 yıl geçmiş.Neredeyse hiçbir karesinden Kıbrısın eksik olmadığı onca yıl..Kıbrıs sorunu beni de emekli mi edecek?Hayır, ben çözüm istiyorum.Çünkü Kıbrısta adil ve kalıcı çözüm herkesin ortak çıkarıdır diye düşünüyorum. Ve bu çözümün Annan planı çerçevesinde bulunabileceği kanısındayım.Bu arada aklıma bir kez daha 12 Eylülün lideri Evrenin Annan planıyla ilgili sözleri geliyor. Bundan önce de yazmıştım. 12 Eylül lideriyle hiç olmazsa bir konuda galiba aynı görüşleri paylaşıyorum.Şöyle demişti Annan planı ortaya çıkınca:"BMnin yeni uzlaşma metni, masaya oturulup görüşülebilir bir metindir. Kıbrıs inşallah kısa zamanda hal çaresine bağlanır. Böylece hem Kıbrıs Türkleri, hem Rumlar, hem Türkiye ve Yunanistan bu dertten kurtulur."İnşallah!Yoksa çok şeye yazık olacak.Özellikle Türkler açısından... h.cemal@milliyet.com.tr Meydanların "Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır!" sloganlarıyla çınladığı yıllarda kısa pantolonluydum. Sonra sıra, "Ya taksim ya ölüm!"e geldi.