İnsan gibi muamele...

İnsan gibi muamele...




Hiç böyle ağızda dağılan lahmacun yediğimi anımsamıyorum. İyi pizza gibi ince, kıtır kıtır. Acısı her şeyi tam kıvamında...
"Bak kardeş!" diyor, "Bu masanın etrafında beş kişi var. Hiçbirimiz HADEP'li değiliz. PKK'ya da pek bir sempatimiz yok. Yaşını başını almış, iş güç sahibi, hali vakti yerinde insanlarız. Ancak, son seçimlerde hepimiz gidip oyumuzu HADEP'e attık. Bu devletin bize, bölge insanına bakışı ve muamelesi değişmedikçe, bilesin, bu böyle devam eder gider."
Sözü bir diğeri alıyor:
"Bak kardeş!" diyor, "Gaffar Okkan'ı, suikasta kurban giden Emniyet Müdürü'nü Diyarbakır halkı neden sevdi, cenazesinde niye yollara döküldü biliyor musunuz? Çünkü Gaffar Okkan, bir emniyet amiri Türkiye'nin batısında halka nasıl davranıyorsa, Diyarbakır'da da böyle yapmaya başladı. Yani insan gibi muamele... Önce bu olacak: İnsan yerine konmak... Öncelik bu! Aştı, işti, kimlikti sonraki iş..."
HADEP'li Kızıltepe Belediye Başkanı Cihan Sincar'ın Cumhurbaşkanı Sezer hakkında söylediklerini hatırlıyorum. Sezer'e duyulan sempatinin izlerini taşıyan bu sözleri masadakilere naklediyorum.
Şöyle demişti Sincar:
"Sayın Cumhurbaşkanı beğendiğimiz biri. Bir hukuk adamı olması, hukuk devletinden, evrensel insan haklarından sık sık söz etmesi bizi umutlandırıyor. Belediye başkanları olarak kendisini karşılamaya gittik Mardin Havaalanı'na. Kendisiyle görüşmek istediğimizi söyledik. Güldü, yüzü aydınlandı. Umutlandık. Sonra görüşemedik."
Sincar şöyle devam etmişti:
"Halkın yüzde 80 oyuyla seçilmiş bir belediye başkanıyım. Diğer başkanlar da öyle. Sayın Cumhurbaşkanı bize beş on dakika ayırabilseydi keşke... Bu arada konuşmalarında bölge halkına yönelik birkaç mesaj da verebilseydi keşke... Mutlu olurduk."
Kebap masasındaki dostlara dikkat ediyorum, katılıyorlar bu görüşe. Cumhurbaşkanı Sezer'e dönük sempatilerini belli ediyorlar.
Cumhurbaşkanı Demirel'in geçmişte Kürt realitesi dediğini, HADEP'li belediye başkanlarını seçim sonrası Çankaya Köşkü'ne davet ettiğini hatırlatıyorum masaya. "Demirel başka"diyor biri, Demirel'in bölge insanı açısından inandırıcılığını sorguluyor.
Buna karşılık, örneğin Erdal İnönü'yü, İsmet Paşa'nın oğlu olmasına rağmen ayrı bir yere koyuyor. Bölge insanına karşı önyargısız baktığını, Güneydoğu'ya iyi niyetle yaklaştığını, geçenlerde kitap imzası için Diyarbakır'a geldiğinde bayağı ilgi gördüğünü anlatıyor.
Niye bütün bunları aktarıyorum? Dört gündür buralarda dolaşıyorum. Bir konu hiç değişmiyor:
Önce adam yerine konmak...
Bölge insanı, devletin kendisine bakışının, zihniyetinin gerçekten değiştiğini görmek istiyor. Polisinden, jandarmasından insan gibi muamele bekliyor.
Evet, aş ve iş...
Evet, dil ve kimlik...
Evet, doktor, öğretmen, ebe...
Evet, yol ve su...
"Elbette bunlar olmalı ama her şeyden önce insan gibi muamele" diyen çok kişiye yine rastladım bu gezimde...

Güneydoğu'da yeni bir dönemin açıldığı kesin. Onun için buralarda dolanırken şu iki soru aklımdan hiç eksik olmadı:
Eskiye dönülebilir mi?
Dağda yeniden silahlar patlar mı?
Bir komutan şöyle dedi:
"İçeride 400 - 500 terörist kaldı. Dağda küçük gruplar halinde dolaşıyorlar. Eylemlilik içinde değiller. Eylem koyamıyorlar. Koyarlarsa, imha edileceklerini biliyorlar. PKK bundan sonra çeteleşir. Vur kaç yapabilir. İntihar eylemi koyabilir. Fakat terör örgütü artık eski günlere dönemez."
Bir HADEP'li yetkilinin sözleri:
"Neredeyse iki yıldır silahlar sustu. Bir rahatlama, bir gevşeme var. Güvenlik görevlisinde de bu hissediliyor. Gözaltına alındığın zaman da bunun izlerini görüyorsun. Halkla devlet arasında bir yakınlaşma da yok değil. Ama yine sabırsızlık var. Devlet bir şeyler yapmalı..."
Tabii bu sözlerin altında şöyle bir aba altından sopa gösterme niyeti de sırıtmıyor değil.
Geçelim.
Yine o soru:
Eski günlere dönülür mü?
Dönülür diyene rastlanıyor. Ben bu görüşte değilim. Aklı başında herkes güven ve huzur ortamının devamından yana. Bölgede büyük çoğunluk artık şiddet ve terörün çıkmaz sokak olduğunu biliyor. Ayrıca, devletin gücünün de farkında...
Bu nedenle güven ve huzur ortamının korunması ortak bir temenni sayılabilir.
Mutlaka korunması da gerekir.
Eksikleri de olsa güven ve huzurun kıymetini bilmekte herkes açısından fayda var. Bu ortamı torpillemek, eskiye dönüşü sağlamak için her türlü provokasyona hazır çevrelere fırsat vermemek lazım.
Ama aynı zamanda eldeki fırsatı da iyi değerlendirmek şart. Bu bakımdan devlete düşen görev ve adımlar artık herkesin malumu...
Güneydoğu'dan altıncı yazı yarın.