İnsanlık adına niye mi seviniyorum?

Yıl 1992, Temmuz ayı. Bosna Hersek Cumhurbaşkanı İzzetbegoviç'le bir "zel uçakta Helsinki'ye uçuyoruz. Mavi g"zleri doluyor vahşeti anlatırken: "Saraybosna'nın varoşları... Çocuklar kiraz ağaçlarında oynuyor. Tepelerdeki Sırp tankından ateş açılıyor. Ağaçtan feryatlar yükseliyor. Ama kimse yardıma gidemiyor. Ateşi kesmiyor ter"ristler... Yedi çocuğun "lüm haberi geliyor."Miloşeviç'in hesap vereceğini duyunca, Boşnak bir meslektaşımı, Mirijana Pobric' i anımsıyorum. Saraybosna, 1992 Temmuz ayı. Başkanlık Sarayı'nın penceresinden, kenti çepeçevre saran yemyeşil tepeleri g"steriyor eliyle. "Şimdi bir Sırp arkadaşım da o tepelerde!" diyor "fkeyle, "Bir zamanlar birlikte gezip tozmuştuk ama bir daha asla!" Çakmak çakmak g"zlerindeki nefretten tedirgin oluyorum.Miloşeviç'in mahkeme "nünde hesap vereceğini duyunca, yeşil çamların altındaki o mezarlığı anımsıyorum. Saraybosna, 11 Temmuz 1992. İzzetbegoviç ve Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin' le birlikteyiz. Karşı tepelerden taciz atışı yapıyor Miloşeviç'in askerleri. Çat çut sesler gelince yere yatıyoruz. Taze kazılmış toprak ve çimen kokusu. Çoğu yeni açılmış mezarların. Her birinin başında bir tahta ve üstünde gencecik şehitlerin adları: Aslan Adnan, 1973 - 1992... Zulfiç Enver, 1971 - 1992...Miloşeviç'in mahkeme "nünde hesap vereceğini duyunca, Halilagoviç Alimir' i anımsıyorum. Bihaç, 8 Ağustos 1995. Osmanlı'nın Avrupa'daki en uç noktası, serhat kalesi Bihke ya da Bihaç. Miloşeviç'in askerlerinden daha o gün kurtarılmış. 22 yaşında, sarışın, boylu poslu Halilagoviç, elindeki sopayla tak tak vuruyor takma bacağına. Dizinden aşağısı bir havan mermisiyle kopmuş. O havan parçasını hatıra olarak neşe içinde elime tutuştururken g"zlerim doluyor.Miloşeviç'in mahkemede hesap vereceğini duyunca, Mostar K"prüsü' nü anımsıyorum. Mostar, 10 Ağustos 1995. Neretva Nehri, g"z alıcı turkuvaz rengiyle akıp gidiyor hayalet şehrin içinden. Hani yürekler acısı derler ya, tam "yle. Dehşet içinde kalıyorum. Osmanlı'nın beş asır "nce kurduğu mücevher kutusu gibi bir kente, bir kültüre reva g"rülen barbarlığa isyan ediyorum. Mostar K"prüsü'nün kalıntılarını hüzün verici bir çaresizlik içinde seyrediyorum.Miloşeviç'in hesap vereceğini duyunca, Isak Adın' ı anımsıyorum. Travnik, 12 Ağustos 1995. Osmanlı'nın sarp kayalıkların üstünde inşa ettiği heybetli kaleyi dolaşırken sohbet ediyoruz. Şehre üç bin kadar Boşnak kadın gelmiş. Çoğunluğu Miloşeviç'in askerleri tarafından tecavüze uğramış kadınlar... Onların dramını anlatıyor bana. 18 yaşındaki Isak Adın, milliyetçilikten yakınıyor. Ve savaşı sevmiyor! İki okul arkadaşı "lmüş, tepelerden açılan Sırp ateşiyle... Mimar olmak ve New York'ta yaşamak istiyor.Miloşeviç'in mahkemede hesap vereceğini duyunca, Saraybosna'daki o ilk gecemi anımsıyorum. Saraybosna, 13 Ağustos 1995. šrkütücü bir sessizlik. Bu sessizliği gece boyunca arada bir güm diye patlayan bir bombanın, tarakka halinde şaklayan ağır makinelinin sesi deliyor. Sonra yine o ürkütücü sessizlik... Gerçek Saraybosnalı için ürkütücü olan silah sesleri değil, gecenin sessizliği. Zira hayra alamet sayılmaz. G"züme uyku girmiyor. Yorgunluktan perişanım oysa. Miloşeviç'in keskin nişancılarına yakalanmamak için, "ğle vakti İgman Dağı'ndan kayarak, koşarak, yuvarlanarak Saraybosna'ya inmiştik. Yemyeşil çamlarla kaplı İgman Dağı o kadar güzeldi ki. šstelik, üç yıllık Sırp kuşatmasına kahramanca direnen Saraybosna'nın dışarıya açılan tek nefes borusu...Miloşeviç'in hesap vereceğini duyunca, Kosova Ovası' nı anımsıyorum. Priştine, 22 Temmuz 1998. Güneş batarken Kosova Ovası bir başka güzel. Yeşille sarı kucak kucağa sanki sonsuzluğa uzanıyor. Osmanlı'nın Balkanlar'daki beş asırlık hakimiyeti burada, Kosova Meydan Savaşı'yla başlamış. Yıl 1389. Kosova Meydan Savaşı'nın 600. yılında, 1989'da ise Slobodan Miloşeviç buraya bu anıtı dikmiş ve yüz binlerce Sırp'ı toplayarak Balkanlar'da yeniden şeytanların dansını başlatmış. Tarihi tarihe bırakmak yerine, tarihten düşmanlık üretmiş...Miloşeviç'in adalet "nünde hesap vereceğini duyunca, Kosova'nın Orahovaç kasabasından, Sırpların elinden kaçabilmiş yaşlı kadını anımsıyorum. Prizren, 22 Temmuz 1998. Sığındıkları evde perdeler sıkı sıkıya kapalı. Anlatıyor: "Kadiri Cami'nin "nünden Hamam'ın oraya geldik. 17 - 18 yaşındaydı, Yupa, Yusuf Yusuf. Birden silah sesi geldi. ™ldü Yupa oracıkta. Yanımızdaki anneciğinin çığlıkları hala kulağımda..."Miloşeviç'in hesap vereceğini duyunca, Kosova'nın bir kasabasında tanıştığım Agron Şhala' yı anımsıyorum. Mitrovica, 8 Temmuz 1999. "Bir sabah vakti geldiler, yüzlerinde siyah maskeler" diye anlatıyor 17 yaşındaki Arnavut genci, "Arnavutluk'a gidin dediler. Gittik. Sonra geri geldik. Evimizi de, okulumuzu da yakmışlardı."Miloşeviç'in mahkemede hesap vereceğini duyunca, 1999 Temmuz ayında Kosova'nın İpek şehrinde g"rdüğüm yanmış yıkılmış evleri, Makedonya'nın başkenti šsküp' te bir ortaokul "ğrencisinin 'Savaşları durdurun!' diye başlayan şiirini anımsıyorum.Ve bir de Saraybosnalı bir kız çocuğunun, bir Sırp çocuğunun, Zlata' nın çığlığı kulağımda çınlıyor: "İyiler de k"tüler de var, Sırpların, Hırvatların, Müslümanların arasında... Biz küçükler kesinlikle savaş çıkarmazdık. Ama politika büyüklerin işi..." Miloşeviç'in gelecek hafta Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'ne çıkacağını duyunca insanlık adına seviniyorum. Balkanlar'ın, bu acılı toprakların artık trajediye doyacakları günler belki de çok yakınlaştı diye düşünüyorum. h.cemal@milliyet.com.tr Eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç' in gelecek hafta Lahey'deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi "nünde hesap vereceğini duyunca, Aliya İzzetbegoviç' i anımsıyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR