İşin gerçeği!

Anlaşılan Washington tam bir izolasyon istiyor. Ankara buna karşılık Suriye'yle diyaloğu kesmeden de, Erdoğan'ın deyişiyle "Suriye'yi itmeden" de bir şeyler yapılabileceğine inanıyor.Neden diye sorduğunuzda Başbakan Erdoğan'ın bir yanıtı şöyle:"Türkiye'yle Suriye'nin 800 kilometre ortak sınırı var."Üst düzeyde bir Türk diplomatı ise şöyle diyor:"Unutmayın, Türkiye'nin Körfez ülkeleriyle bütün ticareti Suriye üzerinden yapılıyor." Suriye konusunda Türkiye'yle Amerika bire bir aynı düşünmek zorunda mı? Hayır. Dostluk da, stratejik ilişki de bunu gerektirmiyor. Nitekim iki ülke arasında görüş ayrılığı var bu konuda. Türkiye, Suriye'den çok çekti.Özellikle PKK desteği yüzünden.Bu nedenle, Erdoğan hükümetinin Şam'daki Baasçı rejime herhangi bir sempati besleyebileceğini aklı başında kimse öne süremez. Ancak, realpolitikle coğrafyanın gerçekleri bazen farklı politikaları dayatabiliyor.Örneğin, Suriye'den PKK'ya desteğin en yoğun olduğu dönemlerde bile Türkiye Şam'la ilişkisini devam ettirmişti. Özal'ı, Demirel'i o yıllarda Şam'a gitmiş, Esat rejimiyle diyaloğu sürdürmüşlerdi. Havuç-sopa siyasetini denemişlerdi.Bugün Suriye'deki rejim en zayıf dönemini yaşıyor. Can damarları birer birer kesiliyor. Lübnan'dan çıkıyor olması bunlardan biri. İki yıl öncesine kadar kaçak Irak petrolünden her yıl 1 milyar dolar kazanıyordu. Havuç - sopa siyaseti Şimdi bu da kurudu.Kısacası, Baasçı diktanın temeli çürüyor, gittikçe zayıflıyor. Böyle bir durumda, Ankara'nın Şam'la diyalog kanallarını açık tutuyor olması onun ömrünü uzatmak sonucunu doğurmuyor mu?Washington'a göre öyle.Ama Ankara farklı bakıyor.Ankara aynı zamanda Washington'la kendi yaklaşımının birbirlerini tamamlayabileceğini de düşünüyor. Aynı hedefe farklı yöntemlerin eşzamanlı kullanılmasıyla varılabileceği görüşü de var Ankara'da.İran'a gelince...Türkiye'yle Amerika uzun yıllardır İran'a farklı yaklaşıyorlar. Tahran'daki İslamcı rejime Ankara'nın öteden beri herhangi bir sempati beslediği herhalde söylenemez.Tahran'ın özellikle bir ara Türkiye'deki radikal İslamcılıkla PKK'ya el altından desteği ve Türkiye'deki rejimi istikrarsızlaştırma çabalarındaki tuzu da malum... Ama buna rağmen Türkiye, İran'la ilişkilerini devam ettirmiş, Tahran'la diyaloğu kesmemiştir.Neden?Yine realpolitik ve coğrafyanın gerçekleri...Başbakan Erdoğan şöyle diyor:"İran'la 5 milyar dolarlık ticaret var. Ayrıca doğalgaz... Bunlar göz ardı edilemez."Üst düzeyde bir Türk diplomatı ekliyor:"Türkiye'nin Orta Asya'yla bütün ticareti İran üzerinden geçiyor."Ancak Türkiye'nin Amerika'yla birleştiği bir nokta var:Kitle imha silahları...Başbakan Erdoğan Washington'da tekrarladı. İran'ın nükleer enerjiyi insani amaçlarla kullanmasına bir şey denilemeyeceğini, ancak nükleer silah edinmesine kesin karşı olduklarını söyledi.Bu tavır Avrupa'ya daha yakın. Ama Amerika'yla ilişkilerin ille de bozulmasını gerektiren bir tavır da değil. Ankara farklı bakıyor Bir başka konu:PKK ve Kuzey Irak.Başbakan Erdoğan şöyle diyor:"Son dört ayda, Irak'ta ölen Amerikan askerinden daha çok Türk askeri şehit oldu Güneydoğu'da. Ve bu ölümlere, Kuzey Irak'taki kamplardan Güneydoğu'ya sızan PKK'lı teröristler neden oldu. Siz Amerika olarak bu konuda hâlâ bizim beklentilerimize yeterli cevabı vermiyorsunuz."Türkiye burada haklı değil mi?Hem de sonuna kadar haklı.Buna karşılık Amerika'nın bir dediği var, bir de demediği... Irak'taki mevcut askeri imkânlarının PKK'ya karşı silahlı bir çıkışa yetmediğini, başının zaten yeterince dertte olduğunu söylüyor. Ama bir de belirtmediği bir nokta var. PKK'nın üzerine yürüyerek özellikle Irak'ta Kürtleri karşısına almak istemediğini açıkça söylemiyor Türkiye'ye... Irak'tan sızan PKK'lılar Ankara'yla Washington'un anlaşamadıkları bir nokta da bu, yani Kuzey Irak'taki PKK varlığı. Ama öyle anlaşılıyor ki, konuşa konuşa, tartışa tartışa bu konuda da bir yerlere gelmek mümkün olabilecek.Başka konulara gelince:Arap dünyasında demokrasi ve reform, ya da kısaca Büyük Ortadoğu Projesi Ankara'yla Washington'u başlangıç noktasına göre birbirine daha yaklaştırmış durumda.Kıbrıs'ta ABD desteği daha açık. AB konusunda da öyle.Afganistan konusunda da Türkiye'yle Amerika birbirine yakın...Bütün bunların sıralamasından ne mi çıkıyor?Türk-Amerikan dostluğu ve stratejik ilişkisi her iki ülke için de önemli. Bu dostluğun temelinin daha sağlamlaştırılması ve stratejik ilişkinin beslenmesi her iki ülkenin de menfaatine...Ankara'yla Washington'un bu gerçeğin farkında oldukları konusunda herhangi bir kuşku yok. Her iki taraf zaman zaman birbirlerini psikolojik baskı altına almak için bazı hamleler yapabiliyor.Bazen de ipin ucu kaçabiliyor.Ama bu psikolojik baskıyı amaçlayan manevralara bakarak, dünkü yazımda da belirttiğim gibi, felaket senaryoları yazmak ise işin gerçeğini yansıtmıyor. İki ülkenin menfaatine Türkiye'den yeni Kıbrıs girişimi... Dışişleri Bakanı Gül'le, Başkan Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Steven Hadley arasında önceki gün yapılan görüşmede, Türkiye, Kıbrıs'la ilgili yeni önerisi konusunda Amerikan yönetimini yazılı olarak bilgilendirdi.Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin bu önerisini BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a da dün öğleyin yedikleri çalışma yemeğinde verdi.Öneri üç noktadan oluşuyor:(1) Güney'le Kuzey arasında Kıbrıs görüşmeleri öncelikle teknik değil, siyasal nitelik taşıyacak.(2) Kapsamlı olacak.(3) Bu görüşmeler başlayınca Güney ve Kuzey Kıbrıs'ın, Türkiye ve Yunanistan'ın kendi aralarındaki bütün kısıtlamalar kaldırılacak. Deniz ve hava limanlarına, ticarete dönük tüm ambargolar sona erecek.Gül'e yakın bir diplomatik kaynak dün sabah şöyle dedi: "Rumlar siyasal değil, teknik düzeyde görüşme istiyor. Teknik komitelerin kurulmasını vesaire... Böylece ipe un serebilecekler. Amerikan tarafı, bizim bu önerimizi olumlu karşıladı." h.cemal@milliyet.com.tr

DİĞER YENİ YAZILAR