İsrail - Filistin: Çatışma alevlenebilir mi?

İsrail - Filistin: Çatışma alevlenebilir mi?


KUDÜS


       Zeytin Dağı'nda bir sokaktan geçiyoruz. Bir evin damında iki tane birden İsrail bayrağı dalgalanıyor. Doğu Kudüs'te bir İsrail evi, şaşırtıcı... Bir de nöbetçi kulübesi kondurulmuş evin damına.
       Bu da nedir?
       Geçenlerde bir Yahudi'ye bir Filistinlinin sattığı evmiş. İsrail bayraklarıyla donatıp bir de özel koruma tutmuş ev sahibi...
       "Niye bu korku?"
       "Daha önce Yahudilere Doğu Kudüs'te ev satmış olan yedi sekiz Filistinli öldürüldü de ondan..."
       Dünkü yazımda anlatmaya çalıştığım Doğu - Batı Kudüs arasında fiilen varlığını sürdüren yeşil hat olayına bir örnek daha...
       Filistinli bir delikanlı.
       Doğu Kudüs'teki American Colony Oteli'nin turistik eşya dükkanında çalışıyor. Geçenlerde iki hafta İstanbul'da tatil yapmış, Taksim'de bir otelde kalmış. Çok sevmiş İstanbul'u. İngilizcesi iyi.
       Ben sözü politikaya getiriyorum:
       "Barıştan ne haber? Eylül ayında İsrail'le barış imzalayacak mısınız?"
       Umutlu gözükmüyor:
       "Yahudiler isterse..."
       "Size düşen bir şey yok mu?"
       "Hayır. Ya verirler, ya alırız."
       "Bu ne demek?"
       "Bak, Hizbullah ne yaptı Güney Lübnan'da? Zorla bastırdı, aldı istediğini. Güney Lübnan'dan kovdu İsrail'i. Toprağını kurtardı."
       "Yani barışçı olmazsa, zorla diyorsun."
       "Evet öyle. Tercih onların..."
       "İsrail askeri bakımdan güçlü. Ona karşı nasıl zor kullanacaksın?"
       Filistinli gencin yanıtı kısa:
       "Allah bizden yana!"
       Beni Allah kerim diyerek uğurluyor dükkandan...

Hanan Aşrawi...

       Aynı mantığa, aynı bakış açısına aynı gün Hanan Aşrawi'de, Filistinli Hıristiyan kadın liderde tanık oluyorum. Bu seyahatimde İsrail'e karşı, neredeyse her Arap aydınında gördüğüm öfke onda da var.
       Şöyle diyor:
       "Biz Filistinliler İsrail'in devlet olarak varlığını kabul etmekle, zaten tarihi Filistin topraklarının yüzde 77'sinden vazgeçmiş olduk. Bunun ötesinde herhangi bir taviz söz konusu değildir gerçek bir barış anlaşması için..."
       "Gerçek barış nedir?"
       "İsrail'in Doğu Kudüs dahil 1967'de işgal ettiği bütün topraklardan çekilmesi... Doğu Kudüs'te Filistin'in egemenliğini kabul etmesi... Hala bizim suyumuzun yüzde 80'inin üstünde oturuyor ve bize olmadık fiyatla satıyor."
       "Gerçek barış yakın mı?"
       Yanıtı tek sözcük:
       "Hayır."

Filistin'e demokrasi...

       Hanan Aşrawi'yi Soli Özel'le birlikte Doğu Kudüs'e bitişik El Ram'daki bürosunda görüşüyoruz. Bir süre Arafat'ın yanında Yüksek Öğretim Bakanlığı yapmış olan Aşrawi, bu yakınlarda Küresel Diyalog ve Demokrasi İçin Filistin İnisiyatifi adını taşıyan bir hareket oluşturmuş.
       Kısacası:
       Filistin toplumunda demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, çoğulculuk gibi değerlerin pencerelerini açma gayreti içinde...
       Kolay olmadığını biliyor.
       Ancak egemen bir Filistin devletinin bu değerlere, anayasal kurumlara olan ihtiyacını gördüğü için, Filistin düzeninin bu bakımdan eksiklerini yakından bildiği için böyle bir kurumun temelini atmış, kolları sıvamış...
       Zincirleme cigara içiyor.
       CNN ekranlarına çok sık çıktığı zamanlardan da hatırladım. Lafını hiç esirgemiyor. Ben de bir ölçüde payımı aldım.
       Sorum şuydu:
       "İsrail taleplerinizi yerine getirmezse, önümüzdeki eylül ayında bağımsız Filistin devletini tek taraflı olarak ilan eder misiniz?"
       Cevap:
       "Ne demek tek taraflı?.. Bırakın bu İsrail ağızlarını... Biz devletimizi 1988'de zaten ilan etmiş bulunuyoruz. Bundan sonra anayasal devlet organlarını, demokratik sistemin yapısını oluşturmak durumundayız. Kurumlar lazım bize. Bir de egemenliğimizin uygulanması tabii..."
       Hanan Aşrawi'nin en çok kullandığı sözcükler:
     Gerçek barış, hakça barış!
       "Sözde bir barış, çatışmanın tohumlarını içinde taşır" diyor Aşrawi, "Filistin olarak böyle bir barış anlaşmasına imza koymayız. Bu bizim için bir intihar olur. Başkan Clinton istiyorsa gerçek barışı, İsrail'i ikna etsin."
       "Eylül ayı geldi, gerçek bir barış anlaşması imzalanmadı. Filistin devleti ilan edildi. İsrail ne yapar?"
       "Ne yapabilir ki? Dünya 1948'in dünyası değil artık. Askeri kuvvetle neyin yapılıp neyin yapılamayacağını İntifada, Güney Lübnan öğretmiş olmalı İsrail'e... İsrail mantalitesini değiştirmek zorunda. Hala işgalci zihniyetiyle ortada dolaşıyor."
       Şam, Beyrut, Güney Lübnan ve Amman'dan Kudüs'e kadar her yerde konuştuğumuz Arap aydınlarının, yetkililerinin ağzında İsrail'e yönelik bu üstü örtülü tehdit... İntifada direnişini, Hizbullah'ın Güney Lübnan zaferini anımsatarak İsrail kamuoyunun güvenlik duyarlığı kaşınıyor.
     Yeni İntifada'nın yeraltında örgütlendiğine dair haberlerle birlikte, İsrail'in de buna karşı özel birlikler kurmakta olduğu diplomatik kuliste konuşuluyor.
       'Yeni' İntifada olabilir mi?
       Barış derken çatışma çıkabilir mi?
       Hanan Aşrawi de bu olasılığa kapıyı aralık bırakan, en azından böyle bir opsiyondan çekinmediklerini gösteren bir üslup içinde konuştu.
       Evet, savaş alternatif değil artık. Bu bir opsiyon olmaktan çıktı. Ama ille de savaş olması gerekmiyor. Barışa giden ince uzun yolda gerilimler kontrol edilemez hale gelebilir, yer yer kanlı çatışmaların, şiddet eylemlerinin sahneye çıktığı bir döneme de girilebilir.
       Bir başka deyişle:
     Uçurumun kenarında politika...
       Barışa giderkayak tarafların birbirlerinin sinirlerini, kararlılıklarını test etmeleri... Bunun için önümüzdeki birkaç ayın kritik olduğu, dikkatle izlenmesi gerektiği anlaşılıyor.

İslam, HAMAS...

       Filistin saflarında radikal İslam'ın durumu nedir?
     HAMAS ne kadar güçlü?
       Hizbullah, İslami Cihat örgütleri gibi HAMAS da devlet ve toplum düzeninin İslami esaslara dayandırılmasını istiyor. Örneğin Gazze'de mayoyla denize girilmesini, yer yer alkollü içki satılmasını engelliyor.
       Anayasal kuralları ağır ağır kağıt üstünde oluşturulmakta olan Filistin devletinin şeriat ilkeleri ile yönetilmesinden yana HAMAS. Bunun için ağırlığını koyuyor. Sonuç aldığı da oluyor. Bu duruma Arafat'ın denge oyunlarının yol açtığı da belirtiliyor.
       HAMAS ileride Filistin devletini radikal İslam'ın emrine sokabilir mi? Hanan Aşrawi, Hıristiyan bir Filistinli olarak İslam konusunda açık konuşmak istemiyor. HAMAS'ın pragmatik bir hareket olduğunu, eğer demokrasi geliştirilir ve oyunda dışlanmazsa, demokrasiyi kuralına göre oynayacağına inanıyor.
       Ama yine de tedirgin.
       İslam'la demokrasinin bağdaşabileceğine inanıyor. Laik kurumların akıllıca kurulması gerektiğini söylüyor. "Bırakın herkes kendini ifade etsin" diyor.
       Ama yine de HAMAS'ın Filistin içindeki potansiyel gücünü küçümsememek lazım. Barış olmaz, yoksulluk ve cehalet de yenilemezse, HAMAS yükselir.
       Hanan Aşrawi bugünkü Filistin yönetimini ve Arafat'ı ise demokrasi kültürü penceresinden açıkça eleştiriyor. Basın özgürlüğünün kısıtlanmasına karşı çıkıyor.
       Dediği şu:
       "Filistinli yöneticiler hala bir devletin kurulmakta olduğunun tam bilincinde sayılmazlar. Onların gözünde halk sanki hala asker. Savaş yıllarındaki gibi emirle yönetebileceklerini sanıyorlar. Oysa artık halka hesap verecek olan kendileri..."

Türk - İsrail...

       Bir de Türkiye konusu var.
       Şam'da, Beyrut'ta, Amman'da olduğu gibi Hanan Aşrawi de Türkiye - İsrail yakınlaşmasından memnun değil. Arap dünyasında Türkiye bir başka yazının konusu...
       Yedinci gündür bazı Ortadoğu başkentlerinden yazıyorum.
       Birkaç gün daha sürdüreceğim.
       Bu yazımı noktalarken, Belçikalı bir diplomatın Kudüs'te bana bir sözünü aktarmak istiyorum:
       "İki yıldır bölgedeyim. Bir tek şey öğrendim: İki yıldır Ortadoğu'yu bir türlü öğrenemediğimi öğrendim."
       Ben sekizinci günümü doldurdum!
       Yarın, Ortadoğu merkezlerinden sekizinci yazı...


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr