İstanbul depremini beklemek!

İstanbul depremini beklemek!



Okorkunç Büyük Ağustos Depremi'nden bu yana dört yıl geçti. Çınarcık, Yalova ve Adapazarı'nda bir süre hissetmeye çalıştığım o kıyamet günlerinin acıları bugün bile gözümün önünden gitmiyor. Feryatlar hala kulağımda çınlamaya devam ediyor. Tarif edilir gibi değildi.
Dile kolay, 17 bin ölü...
Artık öğrendik mi depremi?
Dersimizi alabildik mi?
1999'un o bunaltıcı Ağustos günü Çınarcık'ta dolaşıyordum. Görüntüler feciydi. Koca koca bloklar tepelerine dev bir balyoz yemiş gibi dümdüz, yerle bir olmuşlardı.
Anımsıyorum birini.
Anası, babası ve kardeşi daha enkaz altından çıkmamıştı. İnşaatın kalitesizliğinden şöyle yakınıyordu:
"Bizim halkta da hata var. Buzdolabı taksidiyle, buzdolabı satın alır gibi ev sahibi olmuşlar. Ev alayım derken mezar satın almışlar. Bu fiyatlara ev olur mu? Müteahhit üçkağıtçı, soyguncu! Anladık. Peki ama hiç sorup etmeden bu evleri alanlarda bir yanlış yok mu?"
Haklıydı.
Dört yıl geçti aradan.
Bu konuda akıllandık mı?
Depreme dayanıklı mı binalar? Oturduğumuz yerleri depreme dayanıklı hale getiriyor muyuz? Depreme dayanıklı yapılanma talebimiz ne durumda?
Büyük Ağustos Depremi'nden birkaç gün sonraydı. Milliyet binasının tepesindeki beşinci katta yazımı yazıyordum. Dipten gelen o korkunç uğultuyla birlikte beşik gibi sallanmaya başladık. 5.8 şiddetindeki artçı depremdi yaşadığımız.
Şaşkınlık içinde donup kaldım.
Masanın altına mı girmek? Duvara mı yaslanmak? Odadaki kirişin altına mı sığınmak? Hiçbirini bilememiştim.
Acaba bugün biliyor muyum?
Ne yazık evet diyemiyorum.
Siz biliyor musunuz?
Yani depremi öğrendiniz mi?
1999'un o ağustos kıyametinden sonra Deprem Dede'yle, Prof. Ahmet Mete Işıkkara'yla bir sohbetimi anımsıyorum. İki noktaya işaret etmişti:
Depreme dayanıklı yapılanma... Depremle yaşamayı öğrenmek... Yani deprem eğitimi... Işıkara, "Çünkü bilgi korkuyu azaltır" dedikten sonra şunları söylemişti:
"Deprem paniğinin temelinde tek bir neden yatıyor. Oturduğumuz evlerin, mekanların sağlamlığına güvenmiyoruz. Güvensek, o kadar korkmayız. Ev yaptıran, ev satın alan kişi en önce neyi satın aldığını, depreme dayanıklılık açısından sorgulamalı."
Geçen dört yıl ne getirdi?
Depreme dayanaklı yapılanma içinde miyiz? Bilgiyle donanarak depremle yaşamayı ne kadar öğrendik?
Vatandaş olarak...
Sivil toplum olarak...
Devlet olarak...
Şu günlerde yazılana çizilene bakınca ortaya fazla iyimser bir tablo çıkmıyor. Bir şeyler yapılmak istendiği muhakkak. Ama bunlar daha çok kağıt üstünde kalabilecek gibi görünüyor.
Ağır basan, yine arpa boyu mesafe alındığına dair belirtiler...
Bu yazıyı yazmadan önce, dört yıl içinde yazdıklarıma şöyle bir baktım. İçimi karalar bağladı. Deprem yazıları da sloganlaşmaya, klişeler halinde kendi kendini tekrarlamaya başlamış.
Unutmayacağız, unutturmayacağız gibi. Buz üstüne yazılan yazılar gibi.
Artık deprem de vicdan rahatlatmak ya da bir yazı kurtarmak için yıldan yıla çiziktirilen rutin yazılar kategorisine mi giriyor yoksa?..
Ne yazık!
Böyle mi beklenecek İstanbul depremi?.. Keşke İstanbul için hazırlanmış olan Deprem Master Planı hayata geçirilse, Ankara tarafından rafa kaldırılmasa...