İstifayla birlikte revizyon da yapılsaydı keşke...

İstifayla birlikte revizyon da yapılsaydı keşke...


Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer dün görevinden istifa ederek hem gereğini yerine getirdi, hem doğru olanı yaptı.
İstifa, suçun kabulü mü?
Hayır.
İstifa, iddianın haklılığı mı?
Hayır.
Suç elbette söz konusu olmayabilir. İddialar haksız çıkabilir. Hukuki dayanaktan yoksun olabilir ya da 'husumet'ten kaynaklanabilir.
Hepsi mümkün.
Ancak siyasal sorumluluk da, siyasal etik de Ersümer'in daha fazla koltuğunda oturmasına engeldi.
Şu da var:
Gerçekleri asıl ortaya çıkaracak olan yargı sürecidir. Fakat bu yol Cumhur Ersümer için kapalı. Çünkü hem dokunulmazlık zırhı var, hem de eski bir bakan olarak ancak Yüce Divan'da yargılanabiliyor.
Anayasa'nın emri böyle.
Oysa, Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılarına göre, Anayasa'nın 100. maddesiyle dokunulmazlık zırhı olmasa, Beyaz Enerji davasında sanık sandalyesine oturabilecek Ersümer...
Cumhur Ersümer dünkü basın toplantısında kendisiyle ilgili iddiaları yanıtladı. Bunları haksız ve yanlış bulduğunu söyledi. Hukuki dayanaktan yoksun olduklarını belirtti.
Haklı olabilir.
Ama savcılar farklı görüşte.
Bu durumda gerçek nasıl ortaya çıkacak? Kimin haklı kimin haksız olduğu nasıl anlaşılacak? Çünkü Ersümer'in dokunulmazlık zırhı kaldırılsa bile, 100. maddeye göre ancak Yüce Divan'a gönderilmesi gerekir ki, gerçek ortaya çıkabilsin...
Buna hazır mı Ersümer?
Ersümer'den gelen sinyaller, kendisinin Yüce Divan'a hazır olduğunu, ancak koalisyon liderlerinin buna taraftar olmadıklarına işaret ediyor.
Durun bir an burada.
Çünkü burası, Türkiye'de sistemi kilitleyen düğüm noktalarından biri. Bu düğümü çözmek için öncelikle milletvekili dokunulmazlığının alanını daraltmak ve Anayasa'nın 100. maddesini yeniden düzenlemek şart.
Sistem bunu yapamadığı için sürekli yara alıyor.
Anımsayın:
Yılmaz'la Çiller önce birbirlerini Yüce Divan'lık ilan eylemişler, sonra da el birliğiyle birbirlerini aklamışlardı. Ama o zaman bu mekanizmanın soysuzlaştığını belirterek anayasal düzenleme sözü de vermişlerdi.
Lafta kalmıştı bu tabii...
Bakın bugün DGM savcıları, bir bakanı sanık olarak iddianamelerine katmak istiyorlar. Fakat karşılarına anayasal engel çıkıyor. Ecevit, Yılmaz ve Bahçeli de Yüce Divan'a taraftar gözükmeyince, gerçekler tam olarak ortaya çıkamıyor.
Öyle değil mi Sayın Ersemür?
Geçelim.
Ülkemizde siyasetçinin, partileriyle, parlamentosuyla bütün bir siyaset kurumunun inandırıcılığı ve saygınlığı halkın gözünde tepetaklak gitmişse, altında bu gerçekler yatıyor.
Oysa demokrasinin fazileti ve gücü, halkın oyuyla gelenlerin halka hesap vermeleridir. Hesap sormanın ve hesap vermenin olmadığı yerde demokrasi olmaz.
Ankara'da bazı mağazaların camekanında, "Buraya milletvekilleri giremez!" yazıyormuş...
Dünya Bankası raporu diyor ki:
"Kamu ihalelerini kazanan şirketler, siyasal partilere ihale tutarının yüzde 15'ine varan miktarda 'katkı' ayırmak zorunda kalıyorlar."
Ve Deutsche Bank yetkilisi soruyor:
"Siyaset kendini temizleyebilecek mi?"
Hepsi aynı sorular, sorunlar...
Şimdi diyebiliriz ki:
Hiç olmazsa Ersümer istifa etti. Keşke bunu hükümette bir revizyon izleyebilse, bunun için Devlet Bahçeli ikna edilebilse...
Ama zor gözüküyor.
Önemli bir fırsat kaçırıyor koalisyon liderleri. Çünkü istifa ve hükümette revizyon, Washington'dan gelen iyi haberlerle birleştiğinde, daha bir iyi hava estirebilirdi siyaset meydanında...