Kader yılı!

Kader yılı!




Yeni yıl için iki temel hedefi vurması şart ülkemizin. Bunlardan biri Kıbrıs'ta çözüm, diğeri Avrupa Birliği'nden tarih almaktır.
Yazın bir kenara:
Bu kritik eşiği tökezlemeden, başarıyla geçen Türkiye'nin önü bir anda açılacak, ufku hiç kimsenin tahmin edemeyeceği kadar aydınlanacaktır.
Başka şeye kafayı takmayın.
Hedefe kilitlenmek zamanıdır.
2004, bu ülkenin kader yılıdır.
Bir yanda Kıbrıs, bir yanda Avrupa Birliği... Bu iki konu aynı zamanda Türkiye'nin ekonomik, siyasal, toplumsal bütün yapısını değiştirici, etkileyici dinamikleri içinde barındırıyor. Bu iki alanda yanlış oynamak, Türkiye'nin geleceğinden yemek, geleceğinden bir şeyler çalmak anlamına gelir.
Sakin kafayla düşünün:
Çocuklarımıza güzel bir gelecekten yanaysak... Aş ve iş sorununu hal yoluna sokmayı içtenlikle istiyorsak... Hukuk devletinin işlemesini ve Türkiye'yi her alanda hortumculardan kurtarmayı amaçlıyorsak... Sivil toplumu güçlü, hak ve özgürlük çıtası yüksek, insan hakları ayıpları en aza inmiş, demokratik rejimi özgüven içinde işleyen bir Türkiye'yi özlüyorsak...
O zaman Kıbrıs'ı çözün!
AB'den tarih alın!
Türkiye ancak böyle küme atlar. Dünyada birinci lige ancak bu yolla tırmanır.
Şimdi ne mi lazım?
Siyasal irade...
Siyasal kararlılık...
Kıbrıs'ı çözmek için ve AB'den tarih almak için bazıları ince ayar gerektiren adımların bir an önce atılması gerekiyor. Tayyip Erdoğan hükümeti gerçekten iktidar mı, değil mi?
Bunu görmenin tam zamanıdır.
Bazı açılardan sivil ve asker bürokrasinin koymaya çalıştığı frenler aşılabilecek mi? AB'den tarih almanın gerektirdiği bazı reformcu adım ve uygulamalar devam edecek mi? Bu konuda dikkati çeken yorgunluk ve isteksizlik işaretleri silinebilecek mi?
Bu sorular hükümeti ilgilendiriyor.
Başbakan Erdoğan'ın önünde tarihsel bir fırsat var. Kıbrıs'ı çözen ve Türkiye'ye Avrupa Birliği kapısını açan bir lider, bir devlet adamı olarak Türkiye Cumhuriyeti tarihine büyük harflerle geçebilir.
Yakın siyasal tarihimizde Demirel'le Ecevit'in kaçırdıkları, belki fazla önemsemedikleri ya da göremedikleri bir fırsattır bu. Özal'ın da isteyip gereğini tam yerine getiremediği tarihi bir fırsat...
Bakalım, Erdoğan ne yapacak?
Fırsat avucunun içinde sayılır.
Türkiye bir büyük başarının eşiğinde. Dünya koşulları uygun, bize çalışıyor. 11 Eylül dünyası, Irak Savaşı ve İslam coğrafyasının damgasını taşıyan küresel terör tehdidi, tümü ülkemizin lehine. Hem ABD ile, hem AB ile ilişkilerin iyi ve dengeli bir yörüngede seyretmesi mümkün.
Bakın, ekonomide 2003 yılı iyi geçti. Hatta çok iyi denebilir. Enflasyon otuz yıldır ilk kez yüzde 20'nin altına iniyor. Belki de yılın sonuna doğru bir mucize gerçekleşecek ve bin yıldır ilk defa tek haneli enflasyonla tanışacağız.
Küçümsemek mümkün mü?
Enflasyon canavarıydı birçok kötülüğün altında yatan. Gelir dağılımını bozan, sosyal adaletsizliği korkunç boyutlara taşıyan, geçim derdini dayanılmaz hale getiren, ekonomide istikrarsızlığı tetikleyen, her açıdan ahlaki bozulma ve yozlaşmayı körükleyen bela enflasyondu.
Şimdi tarihe karışıyor.
Ekonomik büyüme iyi. İhracat öyle. Faizler tepetaklak! Borsa alıp başını gitmeye hazırlanıyor. Liradan sıfırların atılması artık ciddi olarak kapıda...
Eğer bu koşulların üstüne bir de Kıbrıs'ta çözüm gelir, AB'den de tarih alınırsa, Türkiye'nin ekonomik büyümesi, yani aş ve iş sorununu kalıcı olarak çözmesi için hayati olan dış kaynak akışı ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları bir anda yükselişe geçecektir.
Eski deyişle, bunun mana ve ehemmiyetini birtakım Baasçı kafalar, hâlâ 1930'larda yaşayan ve geleceği geçmişte arayanlar, devletin arkasına saklanmayı ve askerle oynaşmayı solculuk sanan taşra kafalılar ile bugün bile Orta Asya hayalleriyle oyalananlar anlayamaz.
Geçelim onları.
Bu gibilerle uğraşmaya değmez.
Kararlılık zamanıdır.
Beş yazıdan oluşan yılbaşı sohbetini noktalıyorum. 2004'ün mutlu, sağlıklı ve başarılı geçmesi diliyorum.
İyi pazarlar!