Kafam karışık!

Kafam karışık!


Hasan CEMAL

       Evet, nükleer enerji konusunda kafam karışık. Kimilerinin öne sürdüğü gibi çağdışı mı bu enerji? Yoksa çağdaşlık yarışında bir önkoşul mu? “Nükleer enerjiye geçit yok!" diyenlerin safında değilim, ama öbür tarafa da aklım tam yatmıyor. Fakat hükümetin kararına da karşı çıkmıyorum.

Kafam karışık, nükleer enerji konusunda...

       Evet, kafam karışık nükleer enerji konusunda... Kimilerinin öne sürdüğü gibi çağdışı mı bu enerji türü?
       Yoksa zorunlu mu?
       Bu teknolojiye sahip ülkeler çağın dışına mı düşer?
       Yoksa çağını mı yakalar?..
       Ya nükleer kazalar?..
       O korkunç ihtimal!
       Ya kapımızı çalıverirse?
       Ama ben yine de ‘Nükleer enerjiye geçit yok!’ diyenlerin safında yer alamıyorum. Ama öbür tarafa da aklım tam yatmıyor. Bununla birlikte, nükleer enerjinin düşük maliyetle ve daha güvenli yoldan kullanılabileceğini söyleyenlerin görüşleri de makul gözüküyor.
       Ama yine tam emin olamıyorum.
       Dedim ya kafam karışık!
       Fakat hükümetin nükleer enerji kararına da karşı çıkmıyorum.
       Galiba bu hallerimi bir dost uzaktan fark etmiş olmalı ki, geçen gün bana bir faks çekti. Nazar Büyüm’ün mektubunu, bir tatil günü nükleer enerji konusunda düşünmek isteyenler için aynen köşeme alıyorum.
       HHH
       “Sevgili Hasan Cemal,
       Türkiye’de nükleer santral kurulması konusunda hükümet kesin tutumunu açıkladı. Öğrendiğimize göre Sayın Başbakan, hükümet üyelerine, ‘Buna karşı olan var mı?’ diye sormuş, karşı olan çıkmayınca, Akkuyu’ya nükleer santral kurulması oybirliği ile kararlaştırılmış.
       Biraz abartarak söylersek, basında çıt yok. Çıt çıkartmayan basına senin köşen de dahil.
       Neden?
       Benim izlenimim o ki, bu konuda başlıca üç tutum var: Nükleer enerjiye kesinkes yandaş olanlar; nükleer enerjiye kesinkes karşı olanlar; ortada oldukları ya da ilgi duymadıkları için görüş belirtmeyenler.
       Basitçe söylemeye çalışırsak, karşı olanlar nükleer tehlike korkusu ve çevre kaygısı içindeler. (Bunlardan bir bölümünün su enerjisine, fosil enerjisine niçin karşı çıkmadıkları da sorgulanılyor ama, konumuz şimdi o değil.)
       Yandaş olanlar, gene basitçe söylersek, Türkiye’nin gelecekteki enerji ihtiyacının nükleer enerji olmadan karşılanmasını mümkün görmüyorlar. Bunun birtakım stratejik gerekçelere dayandırıldığı da anlaşılıyor. Aralarında, nükleer enerjinin kalkınmak ve gelişmek için, teknolojik atılım için, birinci sınıf ülke haline gelmek için zorunlu olduğunu ileri süren dostlarımız da var.
       Benim derdim üçüncü grupla, suspus oturanlarla. Sivil toplum örgütleri, bilim adamları, basın...
       Bizi aydınlatın!
       Arthur C. Clarke, bilimin ve teknolojinin önündeki en büyük darboğazın enerji olduğunu söylüyor.
       Ve hemen ekliyor:
       ‘Ancak, uzayda, bir Coca Cola kutusu kadar bir hacimde, dünyaya bir yıl yetecek kadar enerji var. Demek ki, gün gelecek, enerji sorun değil, güç olacak; kıt değil, çok olacak.’
       Hiçbirimiz, enerji gereksinimini görmezden gelemeyiz, amenna. Nükleere de, termik enerjiye, su enerjisine de, fosil enerjisine de karşı çıkmak, seçenek söylememek olmaz, ona da amenna.
       Ancak galiba, bunlardan en tehlikelisi, vazgeçilmesi, geriye dönülmesi en güç olanı nükleer enerji. Geriye dönülmesi en güç olan nükleer enerji konusunda kesin bir ilk adım atıldı atılacak.
       Neredesiniz?
       Depreme biz karar vermiyoruz. Ama - çok da yerinde olarak - aylardır depremi tartışıyoruz. Nükleer enerji kararını ise biz veriyoruz. Niçin tartışmıyoruz? Niçin aydınlatılmıyoruz?
       Niçin sorgulamıyoruz?
       Turizm Bakanı karşı çıkmış, ona Fransa ve İspanya sahillerindeki nükleer santralların fotoğrafları gösterilmiş, karar oybirliğiyle alındığına göre, ikna olmuş demek ki.
       Çevre Bakanı karşı çıkmış, ona, sınırımızdan 30 kilometre ötede, Ermenistan’da, üstelik eski teknoloji kullanılan bir nükleer santralı bulunduğu söylenmiş. (Yani, nükleer santral belaysa, hemen yanıbaşımızda püsküllüsü var!) Anlaşılan o da ikna olmuş.
       Biz de ikna olalım.
       Çok karmaşık, bilimsel, teknolojik konularsa, bize basitçe anlatsınlar. Ben sana soruyorum: Geriye dönülmeyecek bir adımsa bu, senin çocuğun adına, kendi çocuklarım adına, yaşanabilir bir doğa ve çevre, sürdürülebilir, temiz enerji kaynakları kullanma adına ben sana soruyorum. Sen de uygun bulursan başkalarına sor.
       Evet, nükleer güce sahip olmak fiyakalı bir iş. Bir bakıma zenginlik ve gelişmişlik simgesi sayılıyor.
       Ancak, gene komşu Ermenistan’ı örnek verirsek, nükleer santralları var ama, neredeyse yiyecek ekmekleri yok.
       Bir de güvenlik sorunu yok mu?
       Biz, güvenliğe boş vermeyi neredeyse ulusal kimlik haline getirdik. Oysa bir nükleer santral, kurulmasından işletilmesine, her saniye titiz ve disiplinli güvenlik istiyorum. Bunun deprem faktörü var, nükleer atık faktörü var.
       Çernobil’i unutabilir miyiz?
       O disiplinli, gelişmiş G - 7 ülkesi Japonya’da bile nükleer kaza yaşanmadı mı? ABD? Almanya?
       Nükleer enerjiye sorgusuz sualsiz karşı çıkmak elbette akıl işi değil. Halkını tartıştırıp ikna etmeden bir büt ün ülkeyi nükleer santrala mahkum etmek akıllı işi mi?"
       Nazar Büyüm böyle diyor.
       Siz ne düşünüyorsunuz?


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr