Kastamonulu Adnan'dan Afgan derslerine kadar...

Kastamonulu Adnan'dan Afgan derslerine kadar...




Kastamonulu Adnan... Tesadüfen tanıştık. İslamabad'daki Kral Faysal Camii'nin avlusunda Pakistanlı ve Afgan gençlerle sohbet ederken yanımıza geldi.
Tepesinde saç kalmamıştı. Simsiyah gür sakallıydı. Tıknaz, boyuna değil enine gelişmiş, sağlam yapılı genç bir adam.
İstanbul'da, Marmara Üniversitesi'nde siyasal bilgiler okumuş, 1999'da mezun olmuş. Noktasıyla virgülüyle, çok düzgün bir Türkçeyle konuşuyordu.
Afganistan'la, bölgeyle ilgili tahlillerinden dünyayı yakın takipte tuttuğu anlaşılıyordu. Keşmir söz konusu olduğunda, sürekli cihata gitmek deyimini tercih ediyordu.
Kara çarşaflı eşi uzaktan el salladı. Eşi de İstanbul'da ev ekonomisi okumuştu. Üç dört yaşındaki oğlu Muhammed çıplak ayaklarıyla cami avlusunun bembeyaz mermerleri üstünde koşturuyordu.
Niye Pakistan?
Bir yıl önce İslamabad'a ailecek yerleştiğini, ticaretle uğraştığını söyledi. Ticaretin yönünün Türkiye'deki kriz nedeniyle Almanya'ya çevirdiğini belirtti.
Sonra da ekledi:
"Dinimi burada daha rahat yaşıyorum. Eşim çarşaflı diye ehliyet alamıyordu. Buraya geldik, şimdi daha rahatız."
Şunu sordum:
"Dinini yaşamaktan söz ettin. Yalnız özel değil, kamu hayatında da dinini yaşamak mı istiyorsun?"
"Evet, bizim dinimiz bir bütün. Devletin de dinimizin kurallarına uymasını istiyorum. Müslümansan eğer kişi olarak da, devlet olarak da din geçerli olacak."
"Yani devlet ve toplum düzeninin dini esaslara göre düzenlenmesini istiyorsun, öyle mi?"
"Evet öyle."
"Bu demokrasinin sonu demek. O yüzden demokrasi de kendini koruyacak. Bu kavga demek değil mi?"
Kastamonulu Adnan yüzüme baktı:
"Bu kavga bitmez!"

* * *

Gazeteci soruyor. Kime? Pakistan istihbarat servisi ISI'nın Başkanı General Hamit Gül'e soruyor.
Ne zaman?
Afganistan'da Sovyet işgalinin sona erdiği 1989'da. Afganistan'da Sovyetler'e karşı savaşan on binlerce radikal İslamcının Pakistan'daki varlığını sorguladıktan sonra gazeteci diyor ki:
"Bu kadar çok sayıda radikal İslamcıyı Pakistan'a çağırmak ateşle oynamak değil mi?"
General'in yanıtı:
"Cihat yapıyoruz. Bu da modern zamanların ilk İslamcı Enternasyonal Birliği. Komünistlerin kendi enternasyonal birlikleri yok muydu? Batı'nın NATO'su yok mu? Öyleyse, Müslümanlar kendi aralarında bir birleşik cephe neden oluşturmasınlar ki?"(*)
Ateşle oynamak!
Pakistan'la birlikte Amerika da ateşle oynadı. Önce Sovyetler Birliği'ni Afganistan'dan çıkartmak için 1980'lerin başında başlayan bu tehlikeli oyun, 1990'larda da Afganistan'da Talibanları desteklemek için devam etti.
Özellikle Pakistan'daki medreseler bunun için kullanıldı. Suudi parasının oluk gibi aktığı medreselerden Taliban için İslam savaşçıları yetiştirildi.
Ancak, bu medreselerden çıkanlar yalnız Afganistan'da Taliban saflarına katılmadılar. Bosna'ya, Kosova'ya, Çeçenistan'a, Orta Asya'ya, özellikle Fergana Vadisi'ne, Kastamonulu Adnan'ın deyişiyle cihata gittiler. Devlet ve toplum düzenlerini yıkıp din temeli üstünde yeniden kurmayı amaçlayan kavgaların içine girdiler.
Ayrıca, herhalde Türkiye de dahil birçok ülkeye Pakistan'daki bu medreselerden geçmiş birçok uyuyan militan gitti, uygun zamanı beklemek üzere...(**)
Sonuç malum:
Afganistan dünyanın en büyük terör üssü haline geldi. Amerika, ateşle oynamanın ilk faturasını 11 Eylül'de ödedi. Pakistan'ın aymaya başladığını gösteren bazı işaretler de General Pervez Müşerref yönetimiyle su yüzüne vurdu.

* * *

Ders alındı mı?
Eğer 11 Eylül ve Afgan dersleri yeterince öğrenildiyse, öncelikle Afganistan kendi kaderiyle baş başa bırakılmaz. Savaş değil barış kazanmalıdır bu ülkede.
Afganistan'da radikal İslam'ın, köktendinciliğin önü kesilirse, ülke terör üssü olmaktan çıkarılıp, kalıcı bir barış ve huzura kavuşturulursa, Orta Asya'dan Ortadoğu'ya, Türkiye'ye kadar barış ve istikrar kazanır.
Teröristler kaybeder.
Uyuşturucu ve silah kaçakçıları kaybeder.
Bin Ladinizm kaybeder.
Ama tabii bu sonuçların alınması sadece askeri mücadeleden geçmiyor. Yoksulluğa, cehalete, özgürlük nedir tanımayan otoriter rejim ve alışkanlıklara karşı mücadeleden de geçiyor bütün bu coğrafyada.
Bir de tabii Filistin - İsrail arasındaki hakça bir barıştan...
Çağdaşlık diyen, demokrasi ve insan haklarından söz eden hiç kimse Afganistan'a, yüzyılın en büyük trajedilerinden birini yaşayan bu ülkeye kayıtsız kalmasın.
Bu ateşle oynamaktır.
Bir değil binlerce Bin Ladin'in sahneye çıkmasıdır.
11 Eylül ve Afgan dersleri böyle diyor.
-----------
(*) Taliban, Militant İslam, Oil and Fundamentalism in Central Asia, Ahmet Rashid, sayfa 129, Yale University Press, 2000. Radikal İslam, Orta Asya ve 'Yeni Büyük Oyun'la ilgilenenler için Pakistanlı bir gazeteci olan aynı yazarın 11 Eylül'den sonra çıkardığı ilginç bir kitabı daha var: Jihat, The Rise of Militant Islam in Central Asia, Vanguard, Lahore, 2002
(**) Pakistan'daki medreseler ve İslam savaşçıları ile ilgili olarak Taliban ve Jihat'ın birçok sayfasında ilginç örnek ve rakamlar yer alıyor.











DİĞER YENİ YAZILAR