Kıbrıs: Top hükümette!

Kıbrıs: Top hükümette!



Tarih, 1992'nin Ağustos ayı. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın Kıbrıs müzakerelerinde yine sıkıştığı bir dönemdi. Bir yandan Birleşmiş Milletler ve Amerika, öte yandan Ankara arasında sıkıntılı günler yaşıyordu.
Kendisiyle New York'ta görüşmüş, başlığı "Denktaş: Türkiye'nin kuklası değilim!" olan bir yazı yazmıştım (Sabah, 18.8.1992). İzlenimlerimi de Denktaş'la Kıbrıs'ı bilen bir İngiliz meslektaşıma anlatınca, şu fıkrayı dinlemiştim:
Yahudilerin Mısır'da köle oldukları devir. Firavun, bir Yahudi'yi huzuruna çağırıp der ki:
- Ya sen benim papağanıma bir yıl içinde İbranice öğretirsin, ya da ben senin boynunu vurdururum!
Zavallı Yahudi soluğu hahambaşının yanında alır. Güngörmüş hahambaşı da kendisini yatıştırır:
- Ne merak ediyorsun canım? Bir yıla kadar ya firavun ölür ya da papağan...
Denktaş'ı dün televizyon ekranlarında seyrederken bu fıkrayı anımsadım.
Keyifsiz değildi.
Yüzüne o hinoğluhin ifade yine gelip oturmuştu. İktidar partilerinin birkaç puan önde çıkması hiç kuşkusuz işine daha çok gelirdi. Ama milletvekillerinin iktidarla muhalefet arasında karnıyarık gibi tam ortadan bölünmesi de manevra alanını genişletmişti.
Zaman kazanmıştı en azından.
1 Mayıs 2004'e kadar kim öle kim kala diye düşünüyor olabilirdi. Neler görmüş geçirmişti, Özal'lar, Demirel'ler... Kaçın kurasıydı. Kim bilir, Ankara'daki AKP takımı Denktaş'ın gözüne belki de çaylak gibi geliyordu.
Neyse...
Artık top Ankara'da.
Zaten öyleydi.
Şimdi bu gerçek daha belirgin.
Topa vuracak olan da hükümet.
Peki, nasıl vuracak?
Biliyor mu?..
Soru işaretleri var.
Oysa seçim sonuçları, Erdoğan hükümetinin Kıbrıs'ta topa çözüm yolunda vurması için iyi bir fırsat.
Denktaş bir iki puan önde olsaydı, işi daha zorlaşırdı. Ama şimdi eğer Kıbrıs'ı 1 Mayıs 2004'e kadar çözme niyeti gerçekten varsa, sorun çözüm rayına oturabilir.
Niye kuşkulu satırlar?
Anlaşılan o ki, Başbakan Erdoğan'ın bazı kaygıları var. Kıbrıs'la ilgili olarak hem kendi tabanından, hem askerden tedirginlik duyduğu kulislerde kulaklara çarpıyor.
Şöyle bir soru var, Tayyip Erdoğan'ın kafasını burgaç gibi oyan:
"Kıbrıs'ı çözerim, ama yine de AB'den tarih alamazsam?.."
Bu ihtimal az da olsa var. Ama tersinin, Kıbrıs'ta çözümsüzlük politikasının bir faturası olmayacak mı?
Avrupa treni bir kez daha kaçarsa, bunun da neye mal olacağını herhalde düşünüyor olmalı Sayın Erdoğan. Yakın tarihi gözünün önüne getirsin. 1970'lerde Demirel'le Ecevit de kaçırmıştı bu treni. Yunanistan'la birlikte eş zamanlı olarak AB'ye girebilirdi Türkiye. Heba edildi, yazık oldu bu fırsata...
Tarihi hata tekrarlanacak mı?..