Kıbrıs'ta olumlu başlangıç ve 2002 iyimserliği!

Kıbrıs'ta olumlu başlangıç ve 2002 iyimserliği!


Türkiye, 1999'dan 2000 yılına iyimser bir havada girmişti. Avrupa Birliği adaylığının kazanılması ve ekonomide reformcu bir programın benimsenerek ilk adımların atılması yatıyordu bu iyimserliğin altında.
2001'e giriş böyle olmadı.
İyimser değildik.
Koalisyon hükümeti bir yıl öncesine göre güven vermiyordu. AB adaylığının gerektirdiği açılımlar yapılamıyordu. Ekonomik programla ilgili gecikme ve yanlışlar, büyük bir krizin ilk işaretlerini veriyordu.
Sonuç malum:
Türkiye ekonomide çöktü! Yoksullaştık! Hükümete ve siyasete güvensizlik zirveye çıktı.
Peki, 2002'ye nasıl giriliyor?
İyimserlik sözcüğü kullanılabilir.
Türkiye yeni bir fırsat yakalıyor. İç ve dış politikadaki gelişmelerle atılan ve atılması şart olan bazı adımlar yeni yılda Türkiye'nin önünü açabilir. 11 Eylül sonrası dünyasında Türkiye kendine daha iyi bir yer edinebilir.
Niye bu iyimserlik?
Öncelikle iki konudan söz etmek gerekiyor:
Avrupa ordusu, Kıbrıs.
İlkinde uzlaşma sağlandı. İkincisinde uzlaşma kapısı açıldı.
Her ikisi de, Türkiye'nin AB ve ABD ile ilişkilerini olumlu yönde etkilerken, hem dış politikada hem ekonomide manevra alanını genişletecek önemli gelişmelerdir.
Avrupa ordusu, Avrupa Birliği'nin kurmakta olduğu savunma gücüdür. Uzun ismi, 'Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'dır. Türkiye, ulusal güvenlik çıkarları açısından Avrupa ordusunun dışında kalmak istemiyordu. Ama henüz AB üyesi olmadığı için de bu konuda bazı güçlükleri ve güvenlik kaygıları vardı.
Türkiye'nin stratejik konumu ve NATO içindeki ağırlığı, özellikle 11 Eylül'ün de etkisiyle bu engellerin aşılmasını kolaylaştırdı. Eğer Yunanistan son anda bir mızıkçılık yapmazsa, Türkiye'yi Avrupa'ya yaklaştıran bir uzlaşma gerçekleşmiş olacak. Çünkü Türkiye böylece Avrupa savunma kimliğinin bir parçası haline gelecek.
Türkiye'nin AB ile - tabii ABD ile de - ilişkilerini yıllardır zehirleyen Kıbrıs'ta da dün iyi bir başlangıç yapıldı. Denktaş'la Klerides Lefkoşa'da dört yıldır ilk kez yüz yüze görüştüler, üstelik görüşmeye devam edeceklerini açıkladılar.
Hava öyle ki:
Denktaş'la Klerides'in dünkü zirvesi, Kıbrıs'ın 2002'de ciddi bir müzakere sürecine girebileceğini gösterdi.
Kıbrıs yol ayrımında!
Çözüme giden yola mı sapılacak? Yoksa yine taktik mi yapılacak? Bu ikinci soru ne yazık ki akla hala takılıyor. Kökleri çok derinlere giden düşmanlık ve güvensizlik duvarı nedeniyle kimsenin dilinin ucuna, "Kıbrıs sorunu bu defa çözülecek!" sözü bir türlü gelemiyor.
Herkesin dilinde diplomasinin o klasik deyişi var:
İhtiyatlı iyimserlik!
Avrupa ordusuyla Kıbrıs'ta gelinen olumlu noktada payı büyük olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem de zirve sonrası aynı havadaydı:
"Tabii ihtiyatla bakıyoruz. Bundan sonra Kıbrıs'ta ciddi bir müzakere süreci açılabilir. Temennimiz bu."
Denktaş'la Klerides, barış yolunda tarihi sorumluluklarının ilk adımını attılar. Dileriz, arkası gelir.

Türkiye açısından 2002 iyimserliğinin temelindeki iki neden, Avrupa ordusuyla Kıbrıs'tır. Bunlardaki olumlu seyir, Türkiye'nin AB ve ABD ile ilişkilerini iyileştirir.
Eğer Ecevit hükümeti, yeni yılın ilk aylarında 36 maddelik Anayasa değişikliğinin de gerekli kıldığı mini - demokrasi paketini parlamentodan geçirirse... Ekonomide yapısal değişim ve enflasyonla mücadelenin gereğini yapmaya hiç sapmadan devam ederse... ABD ile ilişkilerini 11 Eylül sonrası koşullarında akıllıca düzenlerse...
Ve Kıbrıs çözüm sürecine oturursa...
Türkiye'nin de önü açılmaya başlar!
2002 iyimserliğinin koşulları olmayacak şeyler değil.
Ecevit hükümeti bu yeni fırsatı değerlendirmeli.