Kıbrıs'ta paylaşmak!

Kıbrıs'ta paylaşmak!



Helen Vlahos bir zamanlar Yunan gazeteciliğinin duayeniydi. Sıkı bir milliyetçiydi. Yunanistan'da askeri yönetime karşı vermiş olduğu demokrasi mücadelesiyle de ünlenmişti.
1980'lerde ölümünden bir süre önce Uluslararası Basın Enstitüsü IPI'nin yönetiminde birlikte çalışmıştık. Hoş ama sivri dilli bir ihtiyardı. Yürütme Kurulu'nda bir gün Kıbrıs konusu açılınca bana dönüp şöyle demişti:
"Kuzum Hasan Cemal söyler misin, Kıbrıs'ta, Venüs'ün adasında Türkler ne arıyor Allah aşkına?.."
Dip duygular hep böyleydi.
Kıbrıs onların gözünde her zaman bir Elen adası idi ve öyle kaldı. Bu yüzden Türklerle paylaşmayı içlerine sindiremediler. Onun için de Rumlar, Yunanlılar açısından Kıbrıs'ta çözüm, adada Türklerin bir azınlık olarak Rum devletine yamanmasından ibaretti.
Yıllar yılı bu hiç değişmedi.
Bugün de farklı sayılmaz.
İşte bu nedenledir ki Rumlar Annan planını sevmiyorlar. Kamuoyu yoklamalarında hayır diyenlerin oranı 'evet'e göre devamlı yüksek çıkıyor. Çünkü Annan planı yeni bir devlet demek. Bu yeni devlette Türklerin kurucu ortak olmaları demek. Türkçe'nin resmi dil haline gelmesi demek. Türklerle bu yeni devleti eşit olarak paylaşmak demek. Türklerin eşit söz hakkı demek.
Bunları istemiyor Rum yönetimi.
Türkler ille de azınlık olsun istiyor. Gerçekte Rumların bu anlayışıdır, yıllardır Kıbrıs'ta çözüme asıl engel olan...
Ama Türkiye olarak biz Rumların bu katı tutumunu bir türlü doğru dürüst sergileyemedik. Çünkü bunun için gerekli siyasal cesaret ve iradeyi gösteremedik. Hükümetler böyle bir riski alamadı, kararlılık içinde davranamadı. Asker, iç politika ve muhalefetten kaynaklanan engel ve tedirginlikler nedeniyle gerekeni yapmadı başbakanlar...
Bu yüzden de uluslararası sahnede oyun bozan taraf olarak Rumlar değil, daha çok biz damgalandık.
Bugün hava değişmiş durumda.
Çünkü AKP hükümeti doğru adımlar atıyor. Gereken siyasal irade ve kararlılığı sergiliyor. Bu bakımdan Başbakan Erdoğan'ın ilk olarak Davos'ta açıklamış olduğu Rumlardan bir adım önde olma siyaseti yerinde, isabetli bir politika tercihidir.
Ve Ankara'nın bu yeni politika çerçevesinde, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın New York'ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 'yüksek hakemliği'ni kabul eden önerisi olumlu bir gelişmedir.
Belli bir takvim içinde eğer Türk ve Rum tarafları anlaşamazlarsa, devreye Ankara ve Atina girecek. Bu da sonuç vermezse, BM Genel Sekreteri Annan boşlukları dolduracak ve plan 21 Nisan'da Rumlarla Türklerin oyuna sunulacak, yani adının kuzeyiyle güneyinde referanduma gidilecek.
Rum Cumhurbaşkanı Papadopulos geçen yıl bunları, yani Annan'ın hakemliğiyle referandumu reddetmişti.
Yine reddedebilir mi?
Yakın ihtimal gözükmüyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın da Papadopulos'tan farklı düşünmediği biliniyor. Ama bu kez Ankara'nın ağır basmasıyla gönülsüz de olsa böyle bir öneriyi görüşme masasına koymuş olması kendisi açısından hayırlı bir ilerleme...
Kıbrıs'ta adil ve kalıcı çözüm 'paylaşmak'tan geçiyor. Kıbrıs'ta çözüm, Türklerin de, Rumların da, Türkiye'nin de Yunanistan'ın da ortak çıkarını yansıtıyor. Çözüm, bütün taraflar için kazanç olacak.
Dileriz bu fırsat kaçmaz.
Çünkü ayak oyunlarına, taktik savaşlarına fazla zaman kalmadı. Artık gerçekten iyi niyet gerekiyor, o kadar.