Kiri temizlemenin yolları üzerine...

Kiri temizlemenin yolları üzerine...


       Kiri temizlemenin yollarından biri açılmış durumda: Murat Demirel ve Egebank skandalı basına da çarparak dallanıp budaklanıyor.
       Nasıl oldu bu?
     Zekeriya Temizel'in başkanlığını yaptığı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu düğmeye basarak temizlik sürecini başlattı.
       Ama en az on yıl geciktik.
       Niye?
       En büyük sorumluluk politikacıların.
       Sonra da bazı bankacıların...
       İkisi birlikte bankacılık reformunu yıllar yılı geciktirdiler. Bankacılık alanındaki başıboşluk işlerine geldi. Ekim başlarındaki bir yazımda aktarmıştım. Üst düzeyde bir Hazine yetkilisi bu konuda şöyle yakınmıştı:
       "Çok geciktik. Şimdi bu gecikmenin ağır faturasını ödüyoruz. Politikacılar bu reforma yanaşmadılar. Böyle bir güçten mahrum kalmak istemediler. Hazine kontrolü bazı bankacıların da işine gelmişti. Bu sayede o bankacılar da bir kısım politikacıları besliyordu."
       Şimdi bu dönem sona eriyor.
       Bankaların soygun köprüsü olarak kullanılmasını engelleyici hukuki ve ahlaki altyapı gecikmeli de olsa oluşturuluyor.
       Ancak kirden arınmak için bir başka yolun daha açılması hayati önem taşıyor: Kamu bankalarının özelleştirilmesi...
       Kir dediğin vakit kamu bankalarından da akıyor.
       Kim sorumlu?
       En başta politikacılar...
       Sonra da iş dünyası...
       Hepsi değil tabii, bir bölümü.
       Kamu bankaları politikacıların çiftliği oldu yıllar boyu. Politikacıların rant merkezi oldu, (Emlakbank örneği)... Politikacıların oy deposu oldu, (Ziraat Bankası örneği)... Ya da Politikacıların parti kasası oldu, (Vakıfbank ya da Halkbank örnek olabilir)...
     Politika - işadamı arasında kurulan avanta ortaklıkları kamu bankalarının bin yıldır özelleştirilmesini engelledi.
       Onun içindir ki:
       Devlet bankaları özelleşmeden, elden çıkmadan kirden arınmak olanaksızdır.
       Bu da yetmez!
       Siyasal partiler düzenini adam etmemiz lazım. Siyasetin finansmanını şeffaf ve açık kurallara bağlamadıkça, temizlenemeyiz.
       Başka?
       Geçen gün gazetemizdeki köşesinde yazıyordu Güngör Uras, aklanmanın en önemli yollarından ikisini daha:
     "Türkiye'de kirlenmeden şikayetçi misiniz? İki şey yapacaksınız:
       (1) Nereden buldun kanununu çıkaracaksınız.
       (2) Tıpkı Amerika'daki gibi, bankalar 10 bin dolar ve karşılığı Türk lirasından büyük nakit kabul etmeyecek. Nakit ödeme yapmayacak. Kamuda ve özel sektörde bu büyüklüğün üzerindeki ödemeler ancak çek ile veya banka hesabına havale ile yapılabilecek.
       Bu iki şey olursa, 'Yavu bu adam 5 milyon doları da nereden bulmuş?', 'Yavu hakikaten 1 milyon doları gazete kağıdı ile paket edip de mi ona vermişler?' gibi sorulara gerek kalmaz.' Peki, bunları kim yapacak?"
       Tabii ki hükümetler!
       Bir başka deyişle, siyasal iktidarlar yasal düzenlemelerle herkesi vergi kaydına alacaklar. Kayıt dışı ekonomi kalmayacak. Kara para gündemden kalkmaya başlayacak.
       Bunlar gerçekleştikçe kirden arınmanın yollarında hızla hareket eder, mesafe alırız.
       Başka?
     Devlet ihale düzeninin değişmesi...
       Bu da bir başka yılan hikayesi... Bin yıldır siyaset kurumunun gündeminde bekliyor. Kirlenmenin en büyük kaynaklarından biri...
       Başka?
       Enflasyonu mutlaka yenmek... Gelir dağılımını düzeltmeye başlamak... Fırsat eşitliği yönünde adımlar atmak... Kirlilik deyince, yozlaşma deyince, ahlaksızlık deyince enflasyonu, işsizliği unutmak mümkün olabilir mi?
       O yüzden popülizme geçit vermeyip halen uygulanmakta olan üç yıllık enflasyonla mücadele programına eleştirel destek de elbette devam etmeli...
       Başka?

Reyting ve tiraj zorbalığı...

       Basından, medyadan bahsetmeden olabilir mi? Kirlenmeden payımızı alıyoruz ne yazık ki. İnandırıcılığımız ve güvenilirliğimiz yıllardır iyi değil.
     Medya - iş dünyası - politika üçgenindeki ilişkilerinden olumsuz yönde etkilenmeye devam ediyoruz.
     Gazetecilikle işadamlığı arasına, gazetecilikle iş çıkarları arasına profesyonel duvarlar çekmekte, etik ilkeler koymakta başarılı olamıyoruz. Gazetecilikte yazı işleriyle para işleri arasına da, haberle yorum arasına da gereken alan ayarlamalarını incelikle yapamıyoruz.
     'İşyeri fetişizmi'nin üzerine çıkıp gazeteciler olarak hep birlikte mesleğimizin ilke ve değerlerini savunamıyoruz.
       Daha önemlisi:
     Reyting ve tiraj zorbalığı yakamızı bırakmıyor.
       Kirden arınmaksa, bütün bu yazdıklarıma daha çok şey eklenebilir. Kiri temizlemenin yolları zor da olsa açılacak, iyimserim.


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr