Kökler konusu ve bir okur tepkisi...

Kökler konusu ve bir okur tepkisi...


Hasan CEMAL

Öylesine bir ülkede, öylesine topraklarda yaşıyoruz ki rengarenk ve heyecan verici... Ve bu ülkede bazı konular var ki dokunduğunuz anda binbir ses veriyor.
İşte bunlardan biri:
Kökler, köklerimiz...
Çok hassas bir konu. Koca bir imparatorluğun mirasçısıyız. O yüzden köklerimiz dört bir yandan geliyor.
Ortak paydamız ise Türklük...
Cumhuriyet devriminin bir ürünü... Hangi kökten olursak olalım Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı hepimizi birbirimize bağlıyor.
Ama bu bakımdan sorunlarımız yok değil. Öteden beri demokrasiye ters düşen bazı uygulamalarımız, alışkanlıklarımız var. Belki daha önemlisi, tahammülsüzlüklerimiz var.
Geçen ay bir yazımı yine bu konuya ayırmıştım. Her zamanki gibi ilginçti tepkiler. Olumlu, olumsuz ya düşündürücü tepkiler.
Bunlardan biri aşağıda yer alıyor. Ege’den, Turgutlu - Urganlı’dan Ahmet Örnek imzasını taşıyan bir mektubun geniş bir özetini hiç yorumsuz yayımlıyorum.
Niye mi?
Hem düşündürücü, hem de ülkemizde çok paylaşılan bir hassasiyeti yansıttığı için...

"Sayın yazar,
Milliyet gazetesinde 14 Şubat 1999 günü neşredilen Düşlerin özgürce uçuştuğu bir Türkiye başlıklı yazınızı okudum.
Bu yorumda, Ahmet Kaya denilen adamdan, askerliğinizi yaptığınız devrede bir kısım Kürt kökenli erlerin Erivan radyosundan Kürtçe yayınları dinlemelerinden ve Liceli bir ağanın Mersin’e göçü sonucu, oğlunun babo yerine baba diye hitabından dolayı, kimliğini kaybediyor olmasından duyduğu üzüntüden dem vuruyor, özgür bir Türkiye’de herkesin dilediği gibi hareket etmesi gereğinden bahsediyorsunuz.
Bu yorum sebebiyle ben de bazı görüşlerimi açıklamak istiyorum.
Ben bir kamu kuruluşunda 25 sene fasılasız müfettiş olarak görev yaptım. Birkaç vilayet dışında hemen hemen bütün memleketimi gördüm. 1963 yılındaki ilk Doğu programımda Kars - Iğdır arasında bulunan vilayet ve kazaları dolaştım. Bilhassa hudud (Rus - İran) bölgelerinde bulunan yerleşim yerlerinde halkın Erivan radyosundan yapılan Kürtçe yayınları dinlediklerini, birçok köyün elektriğinin, tazyikli suyunun bulunmadığını, halkın fakirlik içinde bulunduğunu gördüm.
Ancak Doğu böyleydi de, memleketin diğer yöreleri çok mu farkıydı? Bugün bile Ege bölgesinde öyle dağ köyleri vardır ki, ‘Bu devirde hala böyle yer var mı?’ dedirtir insana...
Diğer bir husus:
Rahmetli babam anlatırdı. Dedem Balkan Harbi’nde şehit düşmüş. O sırada 7 yaşında olan babam, akrabalarıyla birlikte Priştina’dan (Kosova) Aydın yöresine gelip iskan edilmişler. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra babam İzmir’e gelip yerleşmiş.
Çocukluğumda akrabalarımın bulunduğu köye giderdim. Hemen herkes Arnavutça konuşurdu. Annemle babam kendi aralarında Arnavutça görüşür, biz de bazı kelimeleri anlardık. Bugün akrabalarımın oturduğu köyde eskiler ve ortayaşlılar kendi aralarında Arnavutça konuşuyorlarsa da, dışarıda herkes Türkçe konuşuyor.
Ben Türkiye’de doğdum. Kendim ve iki oğlum bu vatanda askerliğimizi yaptık. Beş çocuğum var ve hepimiz Türkçe konuşuyoruz. Öyle zannediyorum ki, bugün Türkiye’de yaşayan Arnavut kökenli vatandaş sayısı, bugünkü Arnavut devletinin nüfusundan az değildir.
Ayrıca memleketimizde Avşarlar, Çerkezler, Boşnaklar, sonra Bulgar kökenli, Arap kökenli vs. vatandaşlarımızın sayısı küçümsenmeyecek boyuttadır. Bu durumda bütün bu kavimlere özerklik mi verelim?
Bir tabir vardır:
‘Kürt çalsın, Çingene oynasın!’
Ağa’nın oğlu babo yerine baba demiş de kimliğini kaybediyor diye duyduğu hüzünden bahsediyorsunuz. ‘Türküm’ demek, Türkçe öğrenmek yüz kızartıcı bir olay mıdır? Asıl üzülecek olay, milleti bölücü faaliyetlerden men edecek yeterli tedbirlerin alınmayışıdır.
Sayın yazar,
Bildiğiniz üzere bugün Amerika’da 72.5 milletten insan yaşıyor. Fakat herkes ‘Ben Amerikan vatandaşıyım!’ diyor.
Netice olarak:
Memleketin her yöresinin her yönüyle kalkınmasının, halkın refahının yükseltilmesinin taraftarıyım. Ancak belirli bir kesime birtakım ayrıcalıklar tanımanın bu memleketin hayrına olmayacağına inanıyorum.
Ahmet Örnek, Urganlı - Turgutlu, 19 Şubat 1999.



Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr