Balyoz davasında ‘darbe suçu’ndan yargılanan iki generalle bir amiral, ilgili bakanlar tarafından görevlerinden alındı.
Kıyamet kopuyor.
Ne oluyoruz?
Ayıp!
Biraz düşünün.
Türkiye’deki Yüksek Askeri İdare Mahkemesi, yani askeri danıştay Avrupa demokrasilerinde var mı?
Yok!
Amerikan demokrasisinde var mı?
Yok.
Askeri Yargıtay, Avrupa demokrasilerinde var mı?
Yok.
Amerikan demokrasisinde var mı?
Yok.
Bizde genelkurmay başkanı başbakana karşı sorumludur.
Peki, demokrasilerde öyle midir?
Hayır değildir.
Avrupa’da, Amerika’da genelkurmay başkanları başbakana değil, doğrudan savunma bakanına bağlıdır, bakanın altında yer alır.
Demokrasilerde savunma bakanlıkları, bizdeki gibi askerin son sözü söylediği protokol bakanlığı değildir, hiç olmamıştır.
Demokrasilerde silahlı kuvvetlerin rejimi koruma kollama diye yasalarda yazılı bir görevi var mıdır?
Hayır yoktur.
Peki ya demokrasilerde olmayan bütün bu askeri mekanizmalar bizde neyin ürünüdür?
Darbelerin, muhtıraların ürünüdür.
Türkiye’de asker, Batı demokrasilerinde olmayan bütün bu askeri kurumları kendi yaptığı anayasa ve yasalarla rejime monte etmiştir.
Askeri vesayet budur.
Askerin ‘kendi hukuku’nu yaratmasıdır. Demokrasilerde olmayan ‘iki başlı’ hukuk düzeni oluşturmasıdır.
Asker böylece kendini ‘hukukun üstünde’ ve ‘dokunulmaz’ görmeye başlamıştır.
Darbe yapsa da, muhtıra verse de, hükümetlere yol haritası dikte etse de, başbakanlara, siyasetçilere hakaret etse de, darbe tezgahları içinde dolaşsa da kendisine bir şey olmayacağına inanmıştır.
Şimdi değişmeye başlayan budur.
Asker artık hukukun üstünde değildir, dokunulmaz değildir. Darbe tertiplerinden, siyasete karışmaktan dolayı sivil savcılarca sorgulanabilmekte, göz altına alınabilmekte, yargı önüne çıkarılabilmektir.
Ya da son örnekte tanık olunduğu gibi:
‘Darbe suçu’ndan yargılanan paşalar artık görevlerinden açığa alınabilmektedir.
Bunlara alışık değiliz.
Bu yüzden kıyamet kopuyor.
Ama alışacağız.
Demokrasinin temel ilke ve kuralları Türkiye’de de benimsenecek, kurumsallaşacak. Askerin demokrasilerde seçilmiş sivil otoriteye, hükümete bağlı olduğu gerçeğini biz de öğreneceğiz, içimize sindireceğiz.
Başka çaremiz yok.
Bugüne kadar bu ülkede asker kendi başına buyruk davrandı, kendini hep seçim sandığından halkın oyuyla çıkanların tepesinde bir ‘kurtarıcı’ gibi gördü.
Gördü de ne oldu?
İstikrar mı geldi Türkiye’ye?
Demokrasi mi geldi?
Hukukun üstünlüğü mü geldi?
Hayır, hiçbiri gelmedi.
Tam tersine askerin bu ülkede siyasete karışması, darbe yapması, muhtıralar vermesi işleri daha da karıştırdı, siyaset sahnesini daha beter istikrarsızlaştırırken ‘demokratik normalleşme’yi sürekli geciktirdi.
İşte bunun içindir ki:
Sivil-asker ilişkileri demokrasilerde neyse, bizde de öyle olacak. Demokrasilerde nasıl iki başlı hukuk düzeni yoksa bizde de öyle olacak.
Bunun için de:
Askeri Danıştay, Askeri Yargıtay kalkacak. Genelkurmay başkanları savunma bakanlarına bağlı kılınacak. Askerin ‘rejimi koruma ve kollama’ diye bir görevi olmayacak yasalarda...
Ve bütün bunlar için de yeni, sivil bir anayasa yapılacak, seçim sandığından halkın oyuyla çıkan siyaset kadroları tarafından...
Olay budur.
Heyecanlanmaya gerek yok.
Ve bir dip not:
Dileriz, Kemal Kılıçdaroğlu da üç paşanın görevden alınmasına daha hâlâ ‘sivil darbe’ diyebilen CHP’nin ‘sivil paşaları’nı bir an önce görevden alır.

 

Yazarın Diğer Yazıları