Köprüler atılmış: Bir daha asla!

Köprüler atılmış: Bir daha asla!


Hasan CEMAL

Priştine'nin kuzeyine doğru, Sırbistan sınırına yakın yerde Mitrovica. Dağların ortasında, yeşilliklerin içinde yakılmış, yıkılmış, harabeye dönmüş bir kent. Müslüman mahallelerinde neredeyse taş üstünde taş bırakmamış fanatik Sırplar...
İnsanın içine gerçekten hüzün veren, bir an insana, hayata karşı umutsuzluk aşılayan görüntüler...
Ortasından Ibr Nehri akıyor Mitrovica'nın. Su, kenti ikiye bölmüş. Bir tarafında Sırplar, bir tarafında Arnavutlar. O yüzden şu sıralar Kosova'nın en gergin yeri. Arada bir ufak çaplı çatışmalar patlak veriyormuş...
Kalan Sırplar köprünün öbür yakasında. Fransızlar tarafından korumaya alınmışlar. Köprünün üstünde Fransız askerlerinin kontrol noktaları var.
Çevirmenimiz, genç, sarışın bir kız.
İsmi, Ayşe.
Baba Boşnak, anne Türk.
Eşi Arnavut.
Buranın PTT'sinde çalışmış.
Türkçesi iyi:
"Savaş patlayınca, kaçtık gittik İstanbul'a. Büyük Çekmece'de akrabaların yanında kaldık birbuçuk ay... Annemin evi köprünün karşı yakasında, Sırpların bulunduğu bölgede."
Bir UÇK'lı.
Yani Kosova Kurtuluş Ordusu'ndan.
Silahı yok ama köprünün başında nöbet tutar gibi bir hali var. Geleni gideni dikkatle süzüyor.
Adı, Cırkın Mustafa.
30 yaşında.
Sarı sakallarını olduğu gibi bırakmış. Gözleri çakmak çakmak, öfkeli. Bu cıvardaki çatışmalarda 350 UÇK'lının şehit düştüğünü söylüyor.
"Her şeyi yaptılar. Çoluk çocuk, hamile, genç kız, kadın demeden her şeyi yaptılar. Bir daha onlarla yaşamak mı? Öyle bir şans yok. Mümkün değil artık..."
Gözlerinden nefret okunuyor.
"Bak, köprünün öbür ucundaki şu moloz yığınını görüyor musun? Orada birkaç ay öncesine kadar bir cami vardı. Daha ilk gün onu yerle bir ettiler."
Her konuştuğumuz artık yerinde yeller esen o camiyi gösteriyor.

Siyah maskeyle...

İsmi, Agron Şhala.
17 yaşında bir Arnavut.
"O günü hiç unutmuyorum. 15 Mart'ta geldiler. Sabah vakti. Yüzlerinde siyah maskeler. 'Arnavutluk'a gidin!' diye bağırdılar, 'Sizin yeriniz orası.' Öylece otobüse bindik anne ve babamla, gittik. Bir hafta önce geri geldik. Evimizi de okulumuzu da yakmışlardı. Arkadaşımın babasını öldürmüşler. Komşularımız nerede, bilmiyoruz. Hepsini siyah maskeli Sırp para - militerler alıp götürmüşler."
"Sırplarla günün birinde yine yaşar mısın?"
"Bir daha asla!"
"Ya Arnavutluk'la birleşmek..."
Ağzından evet gibi bir yanıt daha çıkar çıkmaz, UÇK'lı genç atılıyor:
"Biz Kosova Republikası istiyoruz. Bağımsız Cumhuriyet... Arnavutluk'la birleşmek değil."
Balkanlar'ın en hassas konusu: Arnavutların Büyük Arnavutluk hülyası... "Aslında Kosova değil, Arnavutluk sorunu... Bütün Balkanlar'ı ateşe atabilecek hassas bir mesele" diyenlerin dikkat çektikleri bir olay...
İbrahim Tahiri.
15 yaşında bir Arnavut. Babasının nerede olduğunu bilmiyor. Siyah maskeli Sırp para - militerleri alıp götürmüşler.
22 yaşındaki Abdullah:
"Harpte İstanbul'a kaçtık. Zeytinburnu'nda akrabaların evinde kaldık. İki göz odaya 12 nüfus sığındık. Geldik ki ev falan kalmamış, yerle bir..."

Yaşar'la Celal...

Hayat devam ediyor.
Mitrovica'nın ortasında pazar kurulmuş... Milliyet minibüsünü gören iki Türk yanımıza geliyor. İkisinin de öyküsü içimi acıtıyor.
Biri, Yaşar Seven. '47 doğumlu.
Yugoslav göçmeni olarak 1962'de İstanbul'a gelmişler. Alibeyköy'e yerleşmişler. Tornacılık öğrenmiş. 1976'da tekrar Mitrovica'ya dönmüş. Kendi atölyesini kurmuş.
"23 yıldır burada yaşıyorduk. Gül gibi geçinip gidiyorduk. Hanım, iki oğlum, iki kızım. İki ay önce bir sabah vakti geldiler. Kahve içiyorduk. Kapıyı kırıp girdiler. Yüzlerinde siyah maske, ellerinde silah... 'İki dakika içinde gidin!' dediler. Çocukları az daha kurşuna diziyorlardı. Zor kurtuldular."
"Arnavutluk'a, Kuks'a gittik. 200 kilometreyi yayan... Bir hafta oldu. Geri geldik. Ev berbat olmuş... Atölyem ise yerle bir..."
Ellerini iki yana açarak:
"Her şeyim bitti" diyor.
Celal Zaim.
77 yaşında.
Mitrovica'lı bir Türk.
"En has Türk'üm. Buranın eski Türklerinden. Osmanlı'dan geliyorum. 500 küsur senelik."
Mesleği doğramacılık.
Sağ elinin serçe parmağı yok.
Teknik okulda 35 yıl ders vermiş.
"Akrabalarım İstanbul'da. Bir oğlum 51 yaşında. İstanbul'da resim çerçevesi yapar. Öbür oğlum üç ay önce kaçtı İstanbul'a. Geri gelecek..."
O da başlıyor, insanın içine işleyen öyküsünü anlatmaya:
"Bir sabah erken, maskeli geldiler. Gidin dediler. Hanımla kızım İstanbul'a gittiler."
"Ben kaldım, ihtiyarlıktan..."
Mavi gözleri bir anda buğulanıyor.
"Neden oldu bütün bunlar? Ne güzel yaşıyorduk. İnsanın aklı almıyor. İnanamıyorum."
Birden hıçkırmaya başlıyor.
Yüzünü kaçırıyor.
77 yaşındaki Mitrovica'lı Celal Zaim'in yüreğime hüzün şırınga eden öyküsü işte böyle...
Not defterime tarih düşüyorum:
Mitrovica, 8 Temmuz 1999 Perşembe, sabah vakti. Kosova'da Sırplarla Arnavutlar arasında köprüler atılmış. Kalpler kin ve nefret dolu. 17 yaşındaki Şhala'nın şehri ikiye bölen Ibr Nehri'nin üstündeki köprüde söylediklerini unutma:
"Sırplarla birlikte yaşamak mı? Bir daha asla!"

İntikam!

Üç gün önce akşam vakti İpek'ten Prizren'e geliyorduk. Şehrin varoşlarında inceden bir duman yükseldiğini gördük. Ethem ve Yalçın Çınar'la minibüsü durdurup indik. Ağaçların arasından dumanın yükseldiği yere doğru yürüdük.
Yangın!
Yeni başlamış. Ortancaların, yeşil çam ağaçlarının içinde iki katlı bir ev çıtır çıtır yanmakta... Yalçın Çınar fotoğraf çekerken, iki jip Alman askeri geliyor.
İngilizce soruyor:
"Etrafta kaçan birini gördünüz mü?"
"Hayır. Ne olacak şimdi?"
"N'olacak? Bırakacağız yanacak. Her gün böyle üç dört ev, terk edilmiş Sırp evi yakılıyor Arnavutlar tarafından..."
İntikam!
Yol üstünde yıkılmış bir kilise gözümün önüne geliyor.
Bunca yaşanandan sonra Arnavut'la Sırp'ın bir arada yaşaması öylesine zor ki.
Nefret duvarları çok yüksek.
Zaten Kosova'daki 125 bin Sırp'tan 100 bininin kaçtığı söyleniyor. Zamanın tedavi edici bir gücü, yaraları sarıcı bir tılsımı hiç kuşkusuz var. Ama bu zaman öyle anlaşılıyor ki çok uzun ama çok uzun olacak.
Acılı topraklardan, Kosova'dan beşinci ve son yazı yarın.




Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr

DİĞER YENİ YAZILAR