Mini demokrasi yerine gerçek demokrasi...

Mini demokrasi yerine gerçek demokrasi...


Ülkemizde ifade özgürlüğünün sınırlarını genişletmek istiyorsak eğer, bazı yasal düzenlemeleri bir an önce yapmak zorundayız. Düşünceyi açıklama özgürlüğünü demokrasiye yakışır hale getirmeye gerçekten niyetimiz varsa, o zaman Türk Ceza Yasası'nın, Terörle Mücadele Yasası'nın bazı maddelerini değiştirmekten başka çaremiz yok.
Bu birinci adım olacak.
Zira sade yasa hükümlerini değiştirmekle özgürlüğe açılan yollardaki engeller ortadan kalkmıyor. Başka adımlar da lazım bunun için.
Zihniyette değişim gibi...
Uygulamada değişim gibi...
Bir başka deyişle:
İfade özgürlüğünün sınırlarının genişlemesi, yalnız yasa değil, aynı zamanda kafa değişikliğini de mutlaka gerektiriyor. Yoksa, yasalar iyiye doğru değişse de kağıt üstünde kalabiliyor.
Bu belki de işin daha güç yanı.
Çünkü kafa değişikliği için eğitim şart, hukuku daha iyi öğretmek şart. Demokrasi kültüründen nasibini almış, en iyi imkanlarla donanmış, bağımsızlığa sahip savcı ve yargıçların yetiştirilmesi elbette bir başka önkoşul...
Eğer devletin içerisine demokrasiyi daha çok götüremezsek, kafalar değişmezse, en demokratik yasal düzenlemeler bile kağıt üstünde kalabilir.
Kaldı ki daha bu aşamaya tam gelebilmiş değiliz. Henüz ilk aşamadayız. Anayasa değişikliğinden sonra bu defa yasa değişikliği için kolları sıvıyoruz.
Ve durum pek parlak değil!
Bugün TBMM Adalet Komisyonu'nda ele alınması beklenen mini - demokrasi paketi bazı açılardan eksik ve yetersiz. Hatta bazı açılardan gerilemeyi temsil ediyor.
Örneğin TCK 312'de öngörülen değişiklik yetersiz. TCK 159'a gelince, bugünkü duruma göre bir gerileme söz konusu.
Kamu düzeninin bozulmasıyla ilgili olarak 312. maddeye eklenen tehlike olasılığı her yana çekilebilecek, muğlak bir deyim. Ancak, bu olasılığın ne anlama geldiği, değişiklik gerekçesine iki yerde şöyle eklenmiş:
(1) "Tahriki cezalandırmak için bunun somut bir tehlikeye meydan verecek nitelikte olup olmadığına bakmak gerekir. Bu yaklaşım, ABD Yüksek Mahkemesi'nin geliştirdiği bir ölçü ile 'açık ve mevcut tehlike' (clear and present danger) kavramına da uygundur."
(2) "Tahrik yapılırken başvurulan eylem, beyan ve ifadeler, kamu düzenini bozma olasılığını ortaya çıkartacak şekilde olacaktır. Hareketin belirtilen maksada uygun nitelik gösterip göstermediği fiilin somut bir tehlike suçu olduğu göz önünde bulundurularak hakim tarafından takdir edilecektir. Elbette bu takdir yapılırken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu konuda sürekli tekrarladığı ölçütleri göz önünde bulunmak gereklidir."
Bu gerekçe tabii ki yasanın metnine dahildir. Yargıç kararını verirken bu gerekçeyi de göz önünde tutar.
Ama tutmayabilir de...
Bu yüzden 312'de öngörülen değişiklik yetersiz. Keşke bu gerekçe, taslakta olduğu gibi, metne dahil edilseydi. Keşke bu konuda MHP direnmeseydi.
Bunun gibi, TCK 159'da öngörülen değişiklik, bazı açılardan geriye gidiştir.
Ne yapmalı?
Fırsat var önümüzde.
TBMM Adalet Komisyonu'yla Genel Kurulu'nda demokrasiye yakışan bazı düzeltme ve değişiklikler gündeme gelebilir. Demokrasinin özü olan bazı uzlaşmalarla mini - paket iyileştirilebilir.
Sayın milletvekillerinin elinde böyle bir fırsat var. Kullanırlarsa, demokrasiye ve Türkiye'nin Avrupa yolunda ilerlemesine büyük katkıları olur.