Mozartla AKP...

Alpleri kızıla boyayarak batıyor güneş. Şehri ikiye bölen nehrin üstündeki ışıklı köprülerle uzaktan çan sesleri... Ne kadar çok kilisesi var bu şehrin.Dağların yamaçlarına yaslanmış Mozartın memleketi akşam vakti daha romantik.Hafif rüzgarda dalgalanan lacivert bir tül perde iniyor şehrin üstüne. Kartal yuvasını andıran şatodan Salzburgu seyre dalmak bir başka keyif...Bin yıllık şatoda prensin salonu. Ne kadar loş ışıklandırılmış. İnsanın içini ısıtan bir atmosferde Mozart Oda Orkestrası çalıyor.Mozartın, Bachın keman konçertoları, Dvorakın Slav Dansı...Daha hala havada notaların uçuştuğu bir gece önceki o bambaşka dünyaya dalmışken geliyor soru...Keşke başkasına sorsaydı.Sabah vakti bir başka zihniyet diyarında düşlerle oynaşmak varken siyaset konuşmak...Nijeryalı bir gazeteci.Müslüman olduğunu söylüyor.Özetle diyor ki:"Türkiyenin Osmanlıdan başlayarak modernleşmesini anlattınız. Müslüman bir ülkenin nasıl demokratikleşme yolunda mesafe aldığını, İslamla demokrasinin, modernitenin çelişmediğini Türk modeliyle belirttiniz. Ama acaba son seçimleri kazanan ve tek başına iktidara gelen parti, bütün bu sürecin başarısızlığını göstermiyor mu? AKP İslamcı değil mi? Bütün bu uzun sürecin tersine çevrilmesi anlamını taşımıyor mu bu partinin seçim zaferi?.."Yanıtım üç bölümden oluşuyor:AKPnin muhafazakar demokratlığı... Demokrasi oyununun kuralını benimsemiş olması... Demokratik hukuk devleti ve pazar ekonomisi yolunda önemli adımlar atarak Türkiyenin Avrupa Birliği üyeliğini ciddiye aldığını göstermesi...Bu gelişme çizgisine bakıldığında Osmanlıyla başlayan, Cumhuriyet Devrimiyle radikal bir sıçrama yapan, ekonomik ve siyasal liberalleşmeyle derinleşen, İslamla demokrasinin çelişmediğini gösteren Türk modelinin başarısı ortaya çıkar.Böyle diyorum.Model tersine gitmiyor.Gelişiyor, çıta yükseliyor.Yani modernleşme ve demokratikleşme çizgisinden sapma yok. Tersine gidiş söz konusu değil diye noktalıyorum yanıtımı.Panelin konusu yıllardır güncel:Siyasal İslam, Çoğulculuk ve Uygarlıklar Çatışması...Konuşmamın özetine gelince:Kökleri Osmanlıya giden Türk modeli, İslamla demokrasinin bağdaşabileceğini gösteriyor. Ayrıca Türkiyenin AB üyeliğinin, ABnin bir Hıristiyan Kulübü olmadığını İslam dünyasına anlatacağını ve El Kaide, Taliban gibi Uygarlıklar Çatışmasına bel bağlamış köktendincileri düş kırıklığına uğratacağını belirtiyorum.Benden bir önceki konuşmacı, Avusturya Dışişleri Bakanı Bayan Benita Waldner. Konuşmasını yaptıktan sonra panelden ayrılıyor. Oturum Başkanı Polonyalı akademisyen benim konuşmamdan sonra şöyle diyor:"Yazık, keşke sizin konuşmanızı dinleseydi. İlginç bir tartışma olurdu. Çünkü Avrupada muhafazakarların sizin gibi düşündükleri söylenemez. Türkiyenin AB üyeliği konusunda kaygıları var."Amerikalı meslektaşım, Türkiyeyi ayrı bir yere koyuyor:"Sizin arkanızda uzun bir modernleşme geçmişi var. Diğer İslam ülkeleri öyle değil. Sadece Türkiyeye bakarak İslamla demokrasinin bağdaşabileceğini söylemek güç. Tamam, Türkiye gidiyor ABye... Ama siz farklısınız ötekilerden..."Suudi Arabistandan bir gazeteci ise benim konuşmamdaki siyasal İslam, radikal İslam deyimlerine takmış. "İslam İslamdır!" diyor biraz sitemkar bir üslupla, "İslama böyle sıfatlar eklemek doğru değil."Suudi meslektaşıma, duyarlığını anladığımı belirttikten sonra şu yanıtı veriyorum:"Evet ama bir de İslam adına terör ve şiddete başvuranlar var. Demokrasiyi Batılı değer sistemi olarak reddedip, demokrasiyi küfür düzeni ilan edenler, toplum ve devlete İslam elbisesi giydirenler, giydirmek isteyenler var. Bunları nasıl tarif edeceğiz? İslama iliştirilen radikal, siyasal, köktendinci gibi sıfatlar bundan kaynaklanıyor."Tatsız tuzsuz bir tartışma...Şehre inmek, Dostum Mozartın peşine düşerek Mozartın doğduğu eve, yaşadığı eve uğramak ve Mozart heykelinin altından Nadir Nadiye bir selam sarkıtmak galiba daha iyi olacak.Yani siyaset yerine, notalardan oluşan müzikle dopdolu bir diyarda bir günlüğüne da olsa başka hülyalara dalabilmek... h.cemal@milliyet.com.tr SALZBURG